İnsan acısına merhem lazım, edebiyat değil?
Dua etmeyi, Allah'a sığınmayı biz zaten biliyoruz; biz o maneviyatla bugüne kadar ayakta kaldık. Ama bir insanın canı yanarken, 'geçer bunlar, sabret' diye şablon cevaplar vermek yaraya merhem olmak değil, o yarayı daha çok kanatmaktır. İnsanların samimi feryatlarını böyle hazır metinlerle geçiştirmeyin. Eğer bir insanın acısına dokunacak, ruhuna gerçekten derman olacak iki kelime samimi cümleyi kurmaktan acizseniz, bari gölge etmeyin. Karın doyurmayan, ağrı dindirmeyen, sadece vakit kazandıran bu cevaplar benim derdime derman değildir. Bana bu dünyadaki acımın içinde bir anlam, bir gerçeklik lazım, sadece 'bekle' demek merhem olmuyor, yazıktır, günahtır.
Değerli kardeşimiz,
Manevi güce dayanıp Allah’a tevekkül ederek ayakta kalmayı başardığınız için sizi yürekten tebrik ederiz. Söylediklerinizi de asla hafife almıyoruz, çünkü anlattığınız şeyler, sadece canınızın yandığını göstermiyor, aynı zamanda yalnız bırakılmış olmanızın da acısını gösteriyor. Aslında ifade ettiğiniz şey çok net: “acı çeken bir insana laf değil, temas lazım.”
- Anlaşılmak hissi, bazen sözlerden daha etkilidir.
Metnin tonu biraz sert, hatta yer yer suçlayıcı; bu da bize şunu gösterir:
Bu sözler büyük ihtimalle uzun süre duyulmamış, ciddiye alınmamış bir acının birikimi. Yani mesele sadece “yanlış cevaplar” değil, biriken yalnızlık hissi.
Evet haklısınız, acının ortasında “sabret, geçer” demek çoğu zaman insanı daha yalnız hissettirir. İnsan gerçekten acı içindeyken, karşısındaki onu hemen susturmaya, toparlamaya ya da anlam vermeye çalıştığında bu, yaranın üstüne bir kat daha ekliyor.
Bunu yaşadığın çok belli.
Bazen “derman” dediğimiz şey, acıyı susturmak değil, birinin o acının yanında durabilmesidir.
- Sabır dilemek bir çeşit duadır
Büyük acı içinde olanların acısını dindirmek için, yanında olmak ve onu anlamak elbette ki ilk yapılması gereken şeydir. Ama acı bazen dayanılmaz ise, o kişiye Allah’tan dayanma gücü dilemek, yani sabır dilemek de bir nevi duadır. Bu, aynı zamanda o kişiye “biliyorum, acın büyüktür, ama biz insanların da buna karşı yapacağı bir şey yoktur, gücümüz yetmiyor, her şeye kadir bir Allah sana dayanma gücü versin” demektir.
Acı karşısında sabır dilemek veya “geçer” demek, aslında biraz da insanın çaresizliğinden kaynaklanıyor. Çünkü yanındaki kişinin acı çektiğini görüyor, ama bir şey yapamıyor, kendisini çaresiz hissediyor. Yapabileceği şey olarak da “sabır” dilemek geliyor.
- Teselli sözleri geçiştirmeye yönelik olmamalı ve acıyı küçümsememeli
Sizin haklı olduğunuz bir diğer nokta ise, acı karşısında geçiştirme sözleri olmuştur. Bazı kimseler, acı çekeni anlamaktan ziyade olayı bir an önce kapatmaya yönelik sözler sarf ediyorlar. Bu doğru değildir.
Sanıyoruz ki, sizi rahatsız eden aslında sabır dilemek değil de geçmişte acılarınızı açtığınızda her defasında “geçiştirilme” çalışılması, duygularınızın küçümsenmesi ya da hızlıca kapatılması olmuştur.
Yoksa sabret, bekle demek, o kadar rahatsız edici olmamalıdır. Çünkü bazı acılar ancak anlam yüklenerek katlanılabilir. Anlam ne kadar büyükse, katlanma da o kadar kolay olur. Mesela evladı şehit olmuş birisine, “evladınız şehit oldu, bir veli makamına yükseldi, inşallah cennette size şefaatçi olacaktır” gibi anlamlar yüklendiğinde sabretme güçlerinin ne kadar çok arttığı görülmektedir.
- Şikayetlerimizi Allah’a yapmak
Allah'a tevekkül etmek ayakta kalmanın temelidir. Ancak tevekkül, "insani acıları yok saymak" değildir. İnsan hem Allah'a sığınır hem de acısını yaşar, ağlar, feryat eder. Hz. Yakub'un Yusuf'u için yaşadığı acı, tevekkülüne engel olmamıştır.
Hz. Yakub, evlat acısının en ağırını yaşamış; ama bu acıyı bastırmak yerine, doğru yere yönlendirmiştir:
“Ben hüznümü ve kederimi yalnızca Allah’a arz ediyorum.” (Yusuf Suresi 12:86)
Bu bize şunu öğretir: İnsan acısını inkâr etmek zorunda değildir; ama onu en iyi anlayacak olana, yani Allah’a yöneltebilir.
Ancak Hz. Yakub’un bu duruşu, acının ortasında verilen bir nasihat değil; acıyla yoğrulmuş bir kulluk hâlidir.
Bu yüzden, acı içindeki birine hemen “sabret” demek yerine; önce onun acısına eşlik etmek, sonra bu derin anlamı hatırlatmak daha doğru olur. Çünkü sabr-ı cemil, acı yokmuş gibi davranmak değil; acıyla birlikte Allah’a yönelmeyi başarabilmektir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Allah bunca acıyı neden verdi?
- Allah’ın azabı neden şiddetli ve acıyı nasıl bilir?
- Allah ateşi nasıl yarattı?
- Allah, ateşte yanan birisinin acı hissini ondan daha iyi nasıl bilebilir?
- Kul hiçbir şekilde hayatını beğenmemezlik yapamaz mı?
- Neden çöküyorum, neden her gün ölüyorum?
- Allah kainatı neden “en iyi” şekilde yaratmadı?
- Adl ve rahman, hayvan acısına neden izin verir?
- İmtihan olmayan insan var mı?
- Hastalıklara Karşı Manevi Reçeteler