Neden çöküyorum, neden her gün ölüyorum?
Neden bu haldeyim? Neden çöküyorum? Kimin bedduasını aldım? Allah’ın rızası nedir, kazanabiliyor muyum? Neden her gün ölüyorum?
4 yıl önce büyük emeklerle üniversite hastanesine hemşire olarak atandım, ardından yüksek lisansı kazandım. Ancak o günden beri iş yerinde şiddetli mobbing görüyorum. Dikkat eksikliğinden dolayı geçmişte büyük hatalarım oldu (yanlış ilaç verme, takılacak kanı buzdolabı yerine buzluğa koyma gibi). Bu yüzden adım çıktı ve artık başkalarının hataları bile bana yıkılıyor. Başarılarım asla görülmüyor. Okulda da durum aynı. 60 saat uyumadan ders çalışıp sunum hazırlıyorum ama yine sınıfın en düşük notunu alıyorum. Sürekli 'basiretimin bağlandığını' hissediyorum. Her namazda 'Ya Rabbi beni tüm peygamberlerin duasını almadan öldürme' diye dua ederdim. Acaba bu yüzden peygamberlerin çektiği ağır imtihanları mı çekiyorum? Hz. Meryem de iftiraya uğradı ama masumiyeti kanıtlandı; ben niyetimi ve masumiyetimi asla ispatlayamıyorum. Yıllarca 'Zihin açıklığı ver' diye yalvardım ama karşılığı hep basiretsizlik ve başarısızlık oldu. Allah'ın El-Adl ve El-Basîr isimlerinin tecellisi nerede? O kadar dua etmeme rağmen neden çöküşteyim? Allah neden bana ve tıpkı benim gibi çaresizce bekleyen Filistin, Doğu Türkistan, Arakan gibi zulüm gören yerlere müdahale etmiyor? Sizden ricam; ne olur bana 'Değerli kardeşimiz, cevap aşağıdaki linktedir' gibi kalıplaşmış bir dönüş yapmayın. Gerçekten özel bir cevaba ihtiyacım var. Takatim kalmadı, tükeniyorum. Koca bir emekle koca bir hiç elde etmeyi kaldıracak gücüm yok, peygamber sabrına ihtiyacım var. Bu durumu İslam'a, Allah'ın adaletine ve kader inancına göre nasıl anlamlandırmalıyım?
Değerli kardeşimiz,
Yazdıklarınızı birkaç kez okuduk. Burada sadece bir inanç sorusu sormuyorsunuz, aynı zamanda yıllardır omuzlarınızda taşıdığınız bir yükü de gösteriyorsunuz.
Şunu özellikle fark ettik: "O kadar dua etmeme rağmen neden çöküşteyim?" Bu soru, Allah'a isyan etmek isteyen bir insanın sorusu değil, aksine, imanı gereği Allah'a tutuna, O’na sığınan ve O’ndan yardım isteyen, ama neden bu kadar canını acıdığını da anlayamayan bir kulun sorusudur.
Bu ikisi birbirinden çok farklıdır.
1. Allah bir insandan razı ise mutlaka işleri iyi gitmesi şart değil
Önce birçok inançlı insanın şu yanılgısını inceleyelim. Bazı insanlar farkında olmadan şöyle bir denklem kuruyorlar: "Allah benden razıysa mutlaka işlerim düzelmeli, başarılı olmalıyım, şayet işlerim yolunda gitmiyorsa demek ki ben kötü bir kulum veya Allah beni sevmiyor, sesimi duymuyor.”
Hakikatte ise durum çoğu zaman bunun tersidir. Kur'an-ı Kerim’de bunun çok sayıda örnekleri mevcuttur. Mesela Nuh (as) yıllarca tebliğ etti; ama iman eden kişilerin sayısı çok azdı. Yakup (as) en çok sevdiği ciğerparesi olan Yusuf’u, evladını kaybetti, yıllarca görmedi ve bundan dolayı gözlerinden oldu. Yusuf (as) kardeşleri tarafından kuyuya atıldı, satıldı, iftiraya uğradı ve hapse girdi. Eyyûb (as) hastalık ve yara bere içinde yıllarca sıkıntılı bir hayat geçirdi. Peygamberimiz en sevdiği insanların vefatını gördü, dışlandı, taşlandı, yaralandı, dişi kırıldı…
Görüldüğü gibi Allah'ın razı olduğu kulların hayatı, dışarıdan bakıldığında çoğu zaman "başarılı", “mutlu” “sağlıklı” değildi.
Demek ki Allah'ın rızası ile dünya hayatındaki rahatlık arasında her zaman birebir bir denklem kuramıyoruz.
Siz de böyle bir yanılgıya girerek ümidinizi kaybetmeyin.
2. Yaşadığınız stresli hayat sizi yormuş olabilir
Birkaç kez "Basiretim bağlandı”, diyorsunuz. Burada kendinize şu soruyu sorarsanız zihninizdeki sorular biraz daha netleşecektir.
“Gerçekten basiretim mi bağlandı? Yoksa yıllardır maruz kaldığım yoğun stres, korku, uykusuzluk ve mobbing mi zihnimin çalışmasını bozdu?”
Çünkü psikoloji bize çok açık bir şey söylüyor. İnsan sürekli tehdit altında yaşarsa; dikkat azalır, çalışma belleği zayıflar, hata yapma ihtimali artar, hata yaptıkça kaygı artar, kaygı arttıkça daha fazla hata olur. Bu bir kısır döngüdür.
Yani bazen kişi "Allah benden zihin açıklığını aldı." diye düşünürken, aslında sinir sistemi uzun süre alarm halinde kaldığı için zihni eskisi gibi çalışamaz.
Bu, yaşadığınız acıyı küçültmez; sadece onu anlamlandırmak için farklı bir pencere açar. Bir süreliğine dinlenmeniz, izne ayrılmanız, iş yükü daha az bir hastaneye geçmeniz, yarım gün veya yarı zamanlı bir iş bulmanız, iş dışında sizi zihnen rahatlatacak uğraşlar bulmanız, sizi anlayan dostlar edinmeniz sizi biraz olsun rahatlatacaktır.
3. Allah duaları mutlaka duyar ve cevap verir
En çok canınızı yakan şeyin "Yıllarca zihin açıklığı istedim, ama duam kabul olmadı” şeklindeki siteminizdir.
Dua, öncelikli bir ibadettir, ihtiyaç zamanında kulun kendi aczini ve zayıflığını anlayıp Allah’a yakın olması ve yalvarmasıdır. Dolayısıyla duanın sonucu ne olursa olsun, yapılan bir ibadettir ve kişi ibadet sevabını kazanmıştır, yani yaptığı boşa gitmemiştir.
Ayrıca kişi dua eder, bir şey ister Ama Allah onun için en hayırlısını verir. Ya dünyada aynısını verir ya da daha iyisini verir. Verdiği şeyler bazen kişinin canını yaksa da onun için en iyi olandır. Mesela siz hemşiresiniz, şeker hastası olan birisi sizden şeker istese, ona şeker vermeniz ağzını tatlandırır, belki de o an mutlu olur, ama aslında verdiğiniz ona zararlıdır. Şeker isteyen bir hastaya ya hiçbir şey vermemek ya da acı ilaç vermek onun talebine en uygun cevaptır.
Bu cevap, beklediğiniz sonucu alamamanın acısını hemen ortadan kaldırmasa da “Dua ettim, demek ki Allah beni duymadı." şeklindeki sitemini ortadan kaldırır ve sizi bir miktar rahatlatır inşallah. Dua etmeye devam edin, Bediüzzaman duanın kişinin ruh hali üzerindeki etkisini şu çarpıcı sözlerle dile getirir:
"Dua eden adam bilir ki, birisi var ki onun sesini dinler, derdine derman yetiştirir, ona merhamet eder. Onun kudret eli her şeye yetişir.”
4. Allah merhametlidir, kullarına zulmetmez
Şunu yazmışsınız: "Her namazda bütün peygamberlerin duasını almadan beni öldürme diye dua ederdim." Sonra da şöyle düşünmüşsünüz. "Acaba bu yüzden onların imtihanlarını mı yaşıyorum?"
Hayır. Buna dair dinî hiçbir delil yoktur. Ayrıca Allah, sizin niyetinizi herkesten iyi bilir. Bir kul samimiyetle dua etti diye, "Öyleyse sana bütün peygamberlerin imtihanını vereyim." şeklinde düşünmek, Allah'ın rahmet anlayışıyla bağdaşmaz.
Bu düşünce, yaşadığınız acılar arasında zihninizin kurmaya çalıştığı bir bağlantı olabilir; fakat bunu dinî bir gerçek olarak kabul etmek doğru değildir.
5. Kur'an hiçbir zaman "dünyada herkes hakkını alacaktır." demez.
"el-Adl nerede?" diye sormakta ve hatta sitem etmektesiniz. Zaman zaman insanların aklına; Filistin, Doğu Türkistan, Arakan’da yaşanan zulümler, kanserden veya diğer felaketlerden ölen çocuklar, iftiraya uğrayan insanlar…, haksız yere hapse girenler geldiğinde, maalesef Allah’ın adil ismi sorgulanmaktadır
Cenab-ı Hak Kur'an-ı Kerim’de hiçbir zaman "Dünyada herkes hakkını alacaktır." demez.
Tam tersine, hesabın tamamının ahirette görüleceğini söyler. Mümine düşen şey elinden geldiğince sebeplere müracaat ederek sorunu çözmeye çalışmaktır. Ama tüm gayret ve çabasına rağmen giderilmeyen sıkıntılar için sabretmek ve tevekkül etmektir. Allah mutlak adalet sahibidir. Kişinin hakkını elbette ya dünyada ya da ahirette verecektir.
Hz. Meryem örneğini veriyor ve şöyle diyorsunuz: "Onun masumiyeti ortaya çıktı; benim çıkmıyor."
Evet, doğrudur. Masumiyetini Allah ispatladı. Ama Kur'an-ı Kerim bize bunu anlatırken aynı zamanda şunu da öğretir: Her mazlumun dünyada itibarı iade edilmeyecek olabilir. Her iftira bu dünyada temizlenmeyebilir. Bu çok acıdır. Çünkü Allah'ın adaleti yalnızca bu dünya ile sınırlı değildir.
6. Kendinizi suçlamayı ve kusurlu, noksan görmeyi öğrenmiş olabilirsiniz.
Yazınızda dikkatimizi çeken bir diğer konu ise, kendinizi hiç savunmamışsınız. İlk hatalarınızı açıkça anlatmışsınız. Yanlış ilaç verdiğinizi söylemişsiniz. Kan torbasını yanlış yere koyduğunuzu söylemişsiniz. Bunları gizlememişsiniz.
Burada akla şunlar geliyor:
Siz kusurlarını inkâr eden biri değilsiniz. Ama yıllar içinde çevreniz size, "Ne olursa olsun suçlu sensin." mesajını tekrar tekrar vermiş olabilir. Bir insan bunu uzun süre duyarsa, sonunda kendi gözünde de sürekli suçlu haline gelebilir.
7. Sabır, zulme razı olmak değildir
Yazdıklarınızdan anlaşılıyor ki sadece iç dünyanızla değil, aynı zamanda uzun yıllardır devam eden haksızlıklarla da mücadele ediyorsunuz.
Burada önemli bir hususu hatırlatmak isteriz: İslam, sabrı emreder; fakat zulme razı olmayı emretmez. Bir insan elinden gelen meşru yollarla hakkını arayabilir, çalışma ortamını değiştirmeye çalışabilir, psikolojik destek alabilir, hukuki haklarını kullanabilir. Bunlar tevekküle aykırı değildir. Aksine, Allah'ın yarattığı sebeplere sarılmanın bir gereğidir.
Ayrıca yazınız boyunca kendinizi çok ağır şekilde sorguladığınızı görüyoruz. Geçmişte yaptığınız hataları açık yüreklilikle anlatmışsınız. Bu samimiyet güzel bir ahlaktır. Fakat insan, yıllarca aynı suçlamalara maruz kaldığında zamanla başkalarının sesi kendi iç sesi hâline gelebilir. Bir süre sonra gerçekleşen her olumsuzluğu kendisinden bilmeye başlayabilir. Böyle durumlarda kişinin kendisini tarafsız bir gözle değerlendirmesi kolay değildir.
Hz. Yakub da yıllarca evladının hasretiyle yaşadı. Üzüntüsünü içine gömmedi; "Ben kederimi ve hüznümü yalnız Allah'a arz ediyorum." diyerek acısını Rabbine yöneltti. Demek ki mümin, acısını Allah'a anlatabilir, "Neden bu kadar zorlanıyorum?" diye O'na yalvarabilir. Bu, sabırsızlık değil; kulun Rabbine sığınmasıdır.
Bir noktayı daha unutmamak gerekir:
İnsan çoğu zaman kendi gayretini, elde ettiği sonuçlarla ölçer. Oysa dinimizde kul, öncelikle elinden geleni yapmakla sorumludur. Sonucun her zaman istediğimiz gibi olmaması, verilen emeğin Allah katında değersiz olduğu anlamına gelmez. Nice emekler vardır ki insanlar tarafından görülmez; fakat Allah katında zayi olmaz.
Son olarak şunu söylemek isteriz:
Yaşadığınız sıkıntıların ne zaman sona ereceğini, hangi kapının ne zaman açılacağını hiçbirimiz bilemeyiz. Böyle kesin bir söz söylemek doğru olmaz.
Fakat şunu rahatlıkla söyleyebiliriz ki; yaşadığınız bu imtihanlar, tek başına Allah'ın sizden razı olmadığına veya dualarınızı duymadığına delil değildir. Rabbimiz kullarını herkesten daha iyi bilir. Kulun görevi, ümidini kaybetmeden sebeplere sarılmaya devam etmek, acısını Rabbine arz etmek ve O'nun rahmetinden ümit kesmemektir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Dini buhrandayım, namaz ve dua artık anlamsız geliyor, neden?
- Neden bütün işlerim ters gidiyor?
- İntihar için yeterli neden olabilir mi?
- Allah bunca acıyı neden verdi?
- Allah her şeyi biliyorsa, hiçbir şeye ihtiyaç duymuyorsa neden insanı yarattı?
- Rızık az, ömür zulüm, eş yok ise bu nasıl bir kader?
- Cebrail ve Mikail melek değil mi?
- Duanın önemi nedir? "Duanız olmasa ne ehemmiyetiniz var?" ayetini açıklar mısınız?
- Şehidlik ve Gâzîlik
- Çabalasan da nafile torpilsiz iş yok, ne yapayım?