İmamet ile hilafetin farkı var mıdır? Bunlar seçimle mi iş başına gelirler?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İmamlık, "küçük" ve "büyük" olmak üzere iki kısma ayrılmıştır. Küçüğü, namazdaki imamlık, büyüğü de idaredeki imamlıktır. Resulullahın (a.s.m.) dünyasını değiştirmesinden sonra, büyük imamlık Hz. Ebu Bekir'e tevdi edildi. Daha sonra Resulullahın vekili manasına "halife" tabiri kullanıldı. Bu vazife daha sonra Hz. Ömer'e, sırasıyla Hz. Osman'a ve Hz. Ali'ye intikal etti.

Esas itibariyle, hilafet uzun ömürlü olmamıştır. Buna Peygamber Efendimiz (a.s.m.) bir hadis-i şerifiyle şöyle işaret etmektedir:

"Benden sonra hilafet otuz senedir. Sonra melikliğe dönüşecektir." (Tirmizi, Fiten 48)

Hadiste bahsedilen ve otuz seneden sonra babadan oğula intikal etmeye başlayan hilafete saltanat ve krallıklar hakim olmuştur. Halifelik müddetine, Dört Halifenin ve Hz. Hasan'ın altı aylık hilafetiyle beraber, bazı alimler Ömer bin Abdülaziz'in iki buçuk seneye yakın hilafet zamanını da eklemişlerdir.

Gerçekten de Ömer bin Abdülaziz tam manasıyla "Mü'minlerin Emiri" ünvanına hak kazanmış, irade ve idare sahibi bir şahsiyetti. Ancak buna rağmen, hadisteki otuz sene tabiri dikkate alınarak, Hz. Hasan'ın altı aylık hilafetiyle son bulduğu görüşü ağırlık kazanmıştır. Saltanata dönüşmesi de Hz. Muaviye'nin, oğlu Yezid'i kendisine veliaht tayin etmesiyle başlamıştır.

Sahabeler, imamet meselesini Resulullah'ın defninden önce ele almışlardır. (Şerhu'l-Akaid, s. 326) Yukarıda otuz seneye kadar hilafetin devam edeceğini beyan eden hadis-i şerif ile hukuki bir mesele olan ümmetin, bu müddetten sonra imamsız olduğu ve bundan mesul olup olmadığı sorusuna Sadeddin Teftazani şöyle cevap verir:

"Otuz senelik halifelikten maksat, kamil manadaki hilafettir. Mutlak hilafet kastedilmiş değildir. Böyle bir itirazın doğruluğunu kabul etsek bile mümkündür ki, hilafet biter, ama imamet dönemi bitmez. Zira imamet daha umumi bir mefhumdur. Hadiste de imamdan bahsedilmiştir. Fakat kelamcılar arasında böyle bir ıstılaha rastlamadım." (a.g.e. s. 327)

Tarihi bir hadise olan halifenin nasıl seçileceği hakkında başlıca iki görüş vardır: Ya bizzat halk tarafından seçilir veya millet namına devlet merkezinde bulunan hall ve akd ehli tarafından icra edilen bir seçim ve biatla bu vazife tevdi edilirdi.

Hülasatül-Beyan adlı tefsirde bu hususa şöyle işaret edilir:

"İşte bu ayet (Bakara: 2/246) reis-i hükümet tayini nasın [halkın] hakkı olduğuna ve bu cihetle evvelemirde hakimiyetin millette bulunduğuna ve fakat reisi tayinden sonra umur ve hususatını [iş ve meselelerini] reise tevdi etmek lazım olduğuna bu ayet delalet eder. Zira, hükümetsiz adalet ve istirahat mümkün olmadığı gibi, hükümet de reissiz olamaz. Fakat reisi tayinden sonra herkesin işe karışması da intizamı ihlal edeceğinde şüphe yoktur. Şu hâlde milletin hakimiyeti reisi nasb ve icabında azletmek hususlarına münhasırdır."

"Bir başka müellife göre idarenin şekli ne olursa olsun, milletin seçimine dayanmadıkça ve onun iradesini temsil etmedikçe idareye gerçek idare denemez. Peygamberimizin de (a.s.m.) birçok hadislerinde ifade ettiği gibi devletin yasama ve yürütme yetkilerinin seçim yoluyla tesis edilmesi gerekmektedir." (Hulasatü'l-Beyan, 1/144)

Görüldüğü gibi bu ifadelerde devlet reisinin millet tarafından seçilmesi gerektiğini dile getirmektedir.

(bk. Mehmed PAKSU, Çağın Getirdiği Sorular)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun