İmam Gazali, ilk halifeliğin Hz. Ali'nin hakkı olduğunu söylemiş midir?

Soru Detayı

- Kaç gündür Şii dünyasında Gadir-i Hum olayı konuşuluyor. Bir yazıda “İmam Gazali’nin de İmamet’in Hz. Ali'nin hakkı olduğunu söylediği” iddia ediliyor. Yazı şöyledir:
- İmametin Hz. Ali'nin ve onun evlatlarının hakkı olduğu ile ilgili İmam Gazali'nin görüşü ile konuya son verelim: “Fakat hilafet hususunda delil bütün açıklığı ile ortaya çıktı. Ve konu aydınlandı. Cumhur (Müslümanların tamamına yakın çoğunluğu) Gadir-i Hum Hutbesi'ndeki hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icma ve ittifak ettiler. Orada Resulullah şöyle buyuruyor: 'Ben kimin idarecisi isem, Ali de onun idarecisi ve velisidir.(İmam Gazali'nin Sırr’ul Alemeyn ve Keşfi ma fi’d Dareyn, sayfa 16-18)
“Dolayısıyla icmaya ve icma ile sabit naslara aykırı olarak teviller üretmek batıldır. Eğer onun hilafetini kurtarmak için 'icma hâsıl olmuştu' derseniz, şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü onun hilafetinde icma yoktur. Nasıl olsun ki? Hz. Abbas ve evlatları, Hz. Ali ve zevcesi Hz. Fatıma ve evlatlarının hiçbirisi biat halkasında bulunmadılar. Dahası Sakife'de bulunanların bile birçoğu muhalefet ederek oradan ayrıldılar." (İmam Gazali, Sırr’ul Alemeyn ve Keşfi Ma fi’d Dareyn, sayfa 16-18)
- Bu arada Selmanı Farisi, Ebu Zer Gıfari, Ammar bin Yasir, Miktad bin Esved, Eba Eyyub el Ensari Hz. Ebubekirin hilafetine biat etmedi mi? 

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- İmam Gazali  "el-İktisad fi’l-İ’tikad” adlı eserinde Ehl-i sünnet âlimlerinin genel görüşlerini benimsemiş ve bu konuda açık ifadeler kullanmıştır.

Bu sebeple “Sırru’l-âlemeyn” adlı eserinde yer alan hususları iki şekilde değerlendiriyoruz:

Birincisi: İmam Gazali orada muhalif olan grupların görüşlerini anlatıyor. Ve “Zaamû = iddia ettiler ki...” ifadesiyle, grupların görüşlerini aktarmaktadır. Ancak bu “iddia ederler ki” ifadesi son anlattıklarından biraz yukarıda olup, uzak kaldığı için söylenen sözlerin sahibi sanki Gazali’ye aitmiş gibi bir hataya neden olmuştur.

İkincisi: Gazali’nin anlattıklarını çarpıtarak tahrif eden birilerinin el karıştırmaları ihtimalidir. Çünkü orada, tamamen bütün sahabeyi kötüleyen ifadeler vardır. Halbuki İmam Gazali’nin Ehl-i sünnet bakışına sahip olup, sahabeye son derece saygılı olduğuna bütün eserleri şahittir. Kendisinden aktaracağımız şu bilgiler de bunun göstergesidir.

İmam Gazali’nin “el-İktisad fi’l-İ’tikad” adlı eserinden konuyla ilgili ifadelerini maddeler halinde şöyle özetleyebiliriz:

a) Soru: Bazı İmamiye (Şia) alimlerinin dediği gibi, İmamet / hilafet meselesi gibi vücup derecesinde önemli bir konunun Nas (ayet veya hadisle) tespit edilmesi gerekmez mi? (Böyle olursa Şia’nın Hz. Ali’nin hilafeti konusunda iddia ettiği hadisleri kabul etmek gerekir.)

Cevap: Eğer denildiği gibi, gerçekten imamet meselesi vacip olsaydı, Hz. Peygamber (asm)'in onu açıkça belirtmesi gerekirdi. Halbuki, Hz. Peygamber bu konuda açık bir referans vermediği bilinmektedir. (Hz. Ebu Bekir’in aday gösterdiği Hz. Ömer hariç) diğer raşit halifelerin üçü de açık bir referansla değil, halkın oylarıyla seçilmiştir.

- Bu sebeple, Hz. Peygamber (asm) tarafından Hz. Ali’nin halifeliğine işaret edildiğine, fakat sahabenin bunu hasıraltı ettiklerine dair iddialara itibar etmemek gerekir. Eğer bu konuda Hz. Peygamber (asm)'in gerçekten açık bir beyanı olsaydı, sahabenin bu konuda farklı görüş beyan etmeleri mümkün olur muydu?

Kaldı ki, bu iddiaya şöyle karşı bir iddia ile çıkmak da mümkündür: “Hz. Peygamber (asm) Hz. Ebu Bekir’in imametine işaret etmiş, sahabe de bu nebevi beyana uyarak onun hilafetini kabul etmişlerdi.” Hz. Ebu Bekir’in hilafeti konusunda sahabenin icmaı, Hz. Ali’nin hilafeti dönemindeki ihtilaflar bu iddianın önceki iddiadan daha tutarlı olduğunu gösterebilir. Demek ki İmamiyenin iddiası doğru değildir. (bk. Gazali, el-İktisad Fi’l-İtikad, Beyrut, Beyrut, 1424/2004, 1/130)

b) Ehl-i Sünnet akidesine göre sahabe ve raşit halifelerin konumu:

Bilindiği üzere, sahabe ve raşid halifeler hakkında iki aşırı uç vardır. Bazıları imamları masum sayacak şekilde övgüde aşırıya kaçmıştır. Bazıları da sahabeye dil uzatmaktan çekinmemiştir. Sen sen ol, ne bunlardan ne de onlarda olma! Bilakis itikatta iktisadı / orta yolu takip et!

- Şunu iyi bil ki, Allah’ın kitabı muhacir ve ensarı (sahabeyi) övmektedir. Mütevatir haberlerden öğrendiğimize göre, Hz. Peygamber (asm) de ashabını çokça medh-u sena etmiş, onları değişik sözlerle tezkiye etmiş (sicillerinin temiz olduğunu belirtmiş)tir.

“Ashabım yıldızlar gibidir, onlardan hangisine uyarsanız doğru yolu bulursunuz.”(bk. Beyhakî, el-Medhal, s.164, Kenzu’l-Ummal, h. no: 1002),

“Asırların en hayırlısı benim asrımdır, sonra onların ardından gelenler…”(bk. Buhari, Fedailu’l-Ashab,1 ; Müslim, Fedailu’s-Sahabe, 52)

hadisleri bunlardandır. Bu konuda sahabenin (büyüklerinden) her birine resulullah’ın ayrı ayrı övgüleri vardır. Uzatmamak için bunları zikretmiyoruz.

- Öyleyse (ey Muhatap!) Sana düşen onlar hakkında hüsnü zannetmek, suizan etmemektedir. Sahabe hakkında hüsnü zannı kıran hikâyelerin çoğu uydurmadır. Şayet o tarzdaki hikâyelerden sağlam olanları varsa onları da güzelce tevil etmek gerekir. Bazı yanlışları olsa bile, onların niyetlerinin iyi olduğuna hükmetmek gerekir. Örneğin, Hz. Ali ile Hz. Muaviye olayında Hz. Aişe’nin Basra’ya gitmesini “fitneyi söndürmek için” olduğunu, fakat işler onun rızası dışında başka bir mecraya kaydığını düşünmeliyiz. Bilindiği gibi, işlerin sonu başlangıçtaki niyetlere göre seyretmez…

Bu konuda zikredilen hikâyelerin büyük bir bölümü Rafizi ve Haricilerin uydurmasıdır. Şayet sağlam senedi olan bazı kötü hikâyeler duyduğunda bu olayların iyi bir tevilini düşünmek, şayet tevilini bilmiyorsan, “benim bilmediğim güzel bir tevili olabilir” deyip sahabe hakkında hüsnü zandan ayrılmamak gerekir. Utulmamalıdır ki, “Müslümana hüsnüzan etmekte hata da olsa, ona suizan besleyip onun hakkında ileri geri konuşmaktan daha iyidir.” (bk. el-İktisad Fi’l-İtikad, 1/131)

c) Raşit halifelere gelince; onların fazileti, imametteki tertip sıralarına göredir. Çünkü, bir kimse hakkında “bu fazilet sahibidir” dediğimiz zaman, bu kimsenin ahirette Allah katındaki derecesinin yüksekliğine, oradaki konumuna işaret etmiş oluruz. Oysa, bu husus gaybi bir şeydir. Allah’tan ve -onun bildirmesiyle öğrenen peygamberden- başka kimse gaybi bilmez.

Kaldı ki, Hz. Peygamber (asm)'den (bu dört halifeden) kimin üstün olduğuna dair kronolojik bir sıralamayı görmek de mümkün değildir. Bildiğimiz şey, onun hepsini övmesidir. Sadece bazı salih amellere bakarak bu konuda bir karar vermek de doğru değildir. Çünkü görünürde daha üstün görünenler gerçekte onlardan aşağı olanlardan daha aşağıda olabilirler. Zira amellerin üstünlüğü kişinin ihlasına bağlıdır. Bunun iç yüzünü ise ancak Allah bilir. (bk. el-İktisad Fi’l-İtikad, 1/132)

- İnsanların üstünlüğü vahiy veya Hz. Peygamber (asm)'den işitmek suretiyle ancak bilineceğine göre, bu konuda söz sahibi vahyi en yakından bilen ve Hz. Peygamber (asm)'in sözlerini en yakından işiten sahabe topluluğudur. Öyleyse, sahabenin bu konudaki icma ve ittifakı, dört raşit halifelerin faziletlerinin hilafetteki tertip sırasına göre olduğunun delilidir. Sahabenin Allah’ın dinine -herhangi bir garazdan ötürü- hıyanet etmeleri düşünülemez. Ehl-i sünnetin itikadı bu yöndedir ve bazı haberler de bunu teyit etmektedir. (bk. el-İktisad Fi’l-İtikad, 1/113)

- Selmanı Farisi, Ebu Zer Gıfari, Ammar bin Yasir, Miktad bin Esved, Eba Eyyub el Ensari Hz. Ebu Bekir'in hilafetine biat etmediklerine dair bilgiyi Yakubi’nin tarihinde görmek mümkündür. Ancak bu bilgilerin doğruluk derecesini test etmek mümkün olmamaktadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun