İmam-ı Şafii, kelam ilmine karşı mıdır?

Soru Detayı

- İmam-ı Şafii (r.a)'nin kelam ilminin tümüne karşı çıktığı doğru mu?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kelâmın önemi ve değeri konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür.

Çoğunluğunu hadisçilerin teşkil ettiği Selefiyye’ye mensup âlimlerle bazı sûfîler ve filozoflar, kelâma karşı olumsuz bir tavır almış, hem kullanılan yöntem hem deliller açısından onu eleştirmiştir.

Onlara göre kelâm, genellikle muhaliflerin temel kabullerini dikkate alarak gerçeğe aykırı bulduğu fikirleri reddeden bir tartışma yöntemine dayandığı için, varlığa ilişkin problemlere çözüm getirememiş, ayrıca düşünce alanında üretici olamamış, hatta derinleşmeyi engellemiştir (Gazzâlî, el-Münkız, s. 101-102)

Mâlik b. Enes, Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel gibi müctehid âlimler kelâmın aleyhinde bulunmuş, kelâmı Müslümanlar arasında fikir ayrılıklarını ve taassubu körükleyip dinî-ahlâkî hayatı zayıflatan, Müslümanların birbirini tekfir etmesine yol açan, zihinlerde şüpheler uyandıran ve dolayısıyla insanı arzularına tâbi kılıp zındıklığa sevkeden bir ilim olarak kabul etmişlerdir. (İbn Asâkir, s. 336-337; Taşköprizâde, II, 154-157; İnâyetullah İblâğ, s. 85)

İslâm âlimlerinin çoğunluğu ise kelâmı önemli görmüş, onu öğrenip geliştirmenin farz-ı kifâye türünden bir yükümlülük olduğuna hükmetmiştir.

Bu âlimlerin temel gerekçeleri şöyle özetlenebilir:

Kelâm, İslâm’ın ana ilkelerini belirleyip temellendiren bir disiplin olduğuna göre dinî ilimlerin aslını oluşturur, diğer İslâmî ilimler ise ikinci sırada yer alır. Zira Allah’ın varlığı ve birliği, peygamberliğin ve âhiretin gerçekliği, ibadetlerin yanı sıra diğer dinî hükümlerin doğruluğu bilinmeden İslâm’dan bahsetmek mümkün değildir.

Bu sebeple kelâmla uğraşmayı zararlı veya haram telakki etmek isabetsiz ve sübjektif bir yaklaşımdır. (Câhiz, IV, 249-250; Gazzâlî, el-İktisad fi’l-itiķad, s. 9; İbn Asâkir, s. 355-356)

Kelâmın üstlendiği şey Kur’an’da yapılan ve peygamberlere emredilen bir faaliyetten ibarettir. Bu açıdan düşünüldüğü takdirde kelâmın öncülüğünü peygamberler yapmıştır, böyle bir şeyin bid‘at kabul edilmesi anlamsızdır. (Fahreddin er-Razi, II, 90-98; XVII, 195-218)

Kelâmın bid‘at kabul edilmesi halinde Hz. Peygamber (asm) ve ashap döneminde tedvin edilmiş hiçbir İslâmî ilim bulunmadığına göre, bütün bu ilimlerin bid‘at sayılması gerekir. (Ali Abdülfettah el-Mağribî, s. 111-112)

Mezhep kurucusu olan müctehid âlimler de İslâm’ın temel ilkelerinin doğruluğunu kanıtlamaya çalışmış ve bir tür kelâm faaliyeti yapmıştır. Ebû Hanîfe, Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel’in bu konuda eserler yazdıkları bilinmektedir. (Bağdâdî, s. 363)

Bazı kaynaklarda bu âlimlere nisbet edilen kelâm aleyhtarı sözler mutlak anlamda olmayıp Kur’an ve sünnetle bağdaşmayan ve aklı bunların önüne geçirmeyi bir ilke haline getiren ehl-i bid‘atın uyguladığı kelâmdır. Cüveynî, Gazzâlî ve Râzî gibi kelâmcıların sözleri kelâmın daha verimli hale getirilmesiyle ilgili olup bu ilmin gereksizliğiyle ilgili değildir. (Taşköprizâde, II, 157-161)

Kelâm, bugün de dinî hayatın gelişmesi için gerekli olan bir disiplindir. Zira gelişmenin sağlanması geçmişten intikal eden kültürün özeleştiriye tâbi tutulması ve akıl yürütmekle mümkündür. Bunu sağlayacak İslâmî ilimlerin başında kelâm gelir. (Detaylı bilgi için bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Kelam md.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun