Çocuklara neden Muaviye adı verilmiyor?
Niye çocuklarımıza Muaviye ismini koymuyoruz?
Ehli Sünnet Müslümanlar elinden geldiğince Hazreti Muaviye’yi müdafaa ediyor fakat çocuklarımıza Onun ismini koymuyoruz bu konuda eksiklerimiz var, Bu konuda Şii/Alevî propagandası çok mu kuvvetli? Düşünceme göre Peygamber ve diğer Sahabilerin isimlerini çocuklarımıza koyduğumuz gibi Muaviye ismini de çocuklarımıza koymalıyız ancak böyle olunca hazreti Muaviye'yi hakiki manada müdafaa etmiş oluruz.
Şia bakış açısıyla şöyle bir soru da sorulur: “Eğer Hz. Muaviye’yi sahabe biliyor, idareciliğini, ilmini, hilmini, faziletlerini ve hizmetlerini takdir ediyorsanız, neden çocuklarınıza Muaviye ve Ebu Süfyân adlarını vermiyorsunuz?” Benzer bir soru Sünnilerden de gelebilir.
Değerli kardeşimiz,
Muaviye ismi çocuklara az verilir çünkü Ehl-i Sünnet onu sahabe olarak sever ama isim, Yezid ve Kerbela’yı çağrıştırdığı için tarih boyunca hassasiyetle pek tercih edilmemiştir.
Aslında bu, Hz. Muaviye’yi sevmemekten değil; tarih olaylar ve çağrışımlardan kaynaklanıyor. Hz. Muaviye sahabedir, Resulullah’ın vahiy katibi olmuş, önemli görevler üstlenmiş ve Ehl-i Sünnet daima ona hürmet etmiştir. Ancak ismi, oğlu Yezid ve Kerbela olayıyla birlikte hatırlandığı için Müslüman toplumlarda hassasiyet doğurmuş, bu yüzden yaygın olarak tercih edilmemiştir. Yani mesele sevgi veya düşmanlık değil, tarihi bağlamın oluşturduğu hassasiyetle ilgilidir.
Neden çocuklara Muaviye ismi pek verilmiyor?
Tarihi Hassasiyet:
Hz. Muaviye sahabidir, Peygamberimizin vahiy katibi olmuş, uzun yıllar İslam’a hizmet etmiştir. Ancak oğlu Yezid’in döneminde Hz. Hüseyin’in şehit edilmesi, insanların zihninde “Muaviye” ismini de Kerbela ile birlikte anmasına sebep olmuştur. Bu yüzden insanlar bu ismi tercih etmekte çekingen davranmıştır.
Şii Propagandası:
Şii dünyasında Hz. Muaviye’ye olumsuz bakış çok yaygındır. Bu bakış açısının etkisiyle, bazı bölgelerde onun adı özellikle kullanılmamıştır.
İsim Tercihlerinin Sınırlılığı:
On binlerce sahabe olmasına rağmen, Müslümanlar çocuklarına hep belli isimleri (Ebubekir, Ömer, Osman, Ali, Aişe, Fatıma gibi) koyar. Diğer sahabilerin isimleri çok az tercih edilir. Bu durum sevgisizlikten değil, kültürel alışkanlıktan kaynaklanır.
Alternatif İsimler:
Hz. Muaviye’nin künyesi “Ebu Yezid”dir. Bu künye zamanla “Bayezid” şekline dönüşmüş ve özellikle Osmanlı’da çok kullanılmıştır. Yani aslında dolaylı olarak onun ismi yaşatılmıştır.
Bu kısa bilgiden sonra detaya gelince:
Soruya farklı alt başlıklar altında, farklı açılardan şöyle cevaplar verilebilir:
Hz. Muaviye’nin Özellikleri Açısından Konuya Bakış
Öncelikle bu soru ve meseleye Hz. Muaviye’nin özellikleri açısından bakmak gerekir: Hz. Muaviye (r.a.) kendi anlattığına göre; Hudeybiye Antlaşması sonrası Müslüman olup Müslümanlığını gizlemiştir.[1] Bazı rivayetlere göre de Mekke fethi sonrası Müslüman olmuştur. Kız kardeşi Ümmü Habibe hicretin yedinci yılında Rasulullah ile evlenmiştir. Yani Müminlerin annelerinden biridir.[2] O Habeşistan muhaciri olarak orada bulunurken Resul-i Ekrem (asm) onunla evlenmek istemiş ve Necaşi onun nikâhını kıymıştır.[3] Yani Ümmü Habibe “Müminlerin Annesi” olduğu gibi; kardeşi Hz. Muaviye de bu sebeple “Hâlu’l-Müminîn= Müminlerin Dayısı”dır. Bir başka ifade ile bu evlilik sebebiyle Hz. Muaviye hicretin yedinci yılında (628) Hz. Peygamber’in kayınbiraderi, babası Ebu Süfyan da kayınpederi olmuştur.
Ayrıca müçtehit sahabilerden olan Hz. Muaviye (r.a.) Resulullah’ın katibu’s-sırrıdır. Yani hem vahiy kâtipliği yapmış hem Resulullah’ın emriyle ona gelen mektuplara cevaplar vermiş veya gerektiğinde devlet idaresi ile ilgili mektuplarını yazmıştır. Yani o, Resulullah’ın güvendiği biridir, yönetim işlerinde ehildir, Hz. Peygamber tarafından kâtip olarak görevlendirilmiştir. Onun güvendiğine bizim de itimat etmemiz gerekir.
Yine Resulullah onu bizzat Hadramut’ta idareci (vali) olarak görevlendirmiştir.[4]
Resulullah onu emin bildiği ve hadislerinde kendisini övdüğü ve ona hayır duada bulunduğu gibi; Hulafâ-i Râşidîn de kendisini iyi ve güvenilir bulmuşlardır. Bu sebeple o, ikinci ve üçüncü Raşit Halife döneminde on altı yıl, Hz. Ali zamanında da dört yıl Şam bölgesinde valilik yapmıştır. O son dört yıllık valiliğinde Hz. Ali’ye isyan halinde olsa da, Hz. Ali de Sıffin dönüşü, daha önce onun hakkında hiç konuşmadığı ve söylemediği şeyler söyleyip kendisini şöyle övmüştür:
“Ey insanlar! Muaviye’nin emirliğini (idareciliğini) hor görmeyin. Allah’a yemin olsun ki onu kaybederseniz, enselerinden (boyunlarından) Ebu Cehil karpuzu gibi yere düşen başlar göreceksiniz.” [5]
Yani diğer üç halife gibi müçtehit olan Halife Hz. Ali de, Hz. Muaviye’nin iyi özelliklerini ve yöneticiliğini takdir etmiştir. Bu konuda onun içtihadı ve Hz. Muaviye’ye bakışı da; ilk üç halifeninki gibidir.[6] Hz. Peygamber’in (asm) ve adı geçen Raşit Halifelerin iyi bulduğunu bizim de iyi bulmamız ve onların içtihadına uyumamız gerekir. Bu Kuran ve Sünnet dairesinde, sahabilerin yolunda olmanın icabıdır. Hz. Peygamber ayrıca onun ilerde hilafete geçebileceğine işaret etmiş ve bu konuda kendisine tavsiyelerde bulunmuştur.[7]
Böyle seçkin, mümtaz ve müçtehit ve çok iyi bir idareci ve dâhi bir sahabeyi sevmek, onun dostu olmak çok önemlidir. Çünkü o yirmi yıl ilk İslam devletinin Şam gibi önemli bir eyaletinin valisi olan, hem vali olmadan önce, hem vali ve halife iken müşriklerle savaş için seferlere çıkan, İslam devleti için ilk deniz filosunu kuran ve Devlet-i Muhammed’in ve Devlet-i Hilafetin bir valisi ve komutanı olarak fetihler yapan bir sahabidir. O aynı zamanda, İlk kez Kıbrıs’ı fethedip İslam toprağı haline getirmiş, büyük Zâtu’s-Sevâri savaşında Doğu Roma deniz gücüne büyük darbe vurmuş, halife iken küfrün merkezini, yani İstanbul’u fetih için ilk kez ve ikinci defa İstanbul’u kuşatan orduları bir halife olarak hazırlamış ve fetih için göndermiştir.
“اِحْفِظُونِی فِی اَصْحَابِی وَأَسْهَارِی: Beni (hukukumu) ashabımda ve esharımda (evlilik cihetiyle akraba olduklarımda) koruyunuz” hadisinin mefhumu içinde yer alan sahabe-i kiramdır. Hem ashabı, hem ashabın müçtehitlerinden bir sahabeyi sevmek, hayırla anmak, ona “radıyallahu anh” diyerek duada bulunmak Ehl-i Sünnet olan mümin için bir vecibe ve büyük bir şereftir.
Elbette Resulullah’ın, Raşit Halifelerin iyi ve hayırlı görüp müminler için idarecilik mevkiine getirdikleri, beğendikleri, emin bildikleri ve övdükleri birini; onların içtihatlarına uyarak bizim gibi mukallitlerin de beğenmesi, emin, hayırlı ve iyi bilmesi icap eder. Onlar gibi ona dost olmamız ve onu sevmemiz gerekir. Hem onu tenkîr, tenkit, tahkir, tezyîf, seb ve tenkis etmek; dolayısıyla, Hz. Peygamberi, Dört Raşit Halifeyi tahkir, tezyîf ve tenkîrdir. Onların arkasında durdukları vali ve memuruna düşmanlık; onu tayin eden âmirine düşmanlıktır. Onu memur ve vali tayin edenleri tahkir ve tezyiftir. Onu tahkir ve tenkis ayrıca kendisi Resulullah’ın kayınbiraderi olarak “eshâr’dan olmakla Resulullah’ın hukukuna tecavüzdür.
Bu açıdan hakiki Ehl-i Sünnette; ne Muaviye adına, ne onun müsemmasına bir düşmanlık ve soğukluk vardır. Hem kusurlar isimlerde değil müsemmalardadır. Süfyan ve Muaviye isimlerine de böyle bakılmalıdır.
Tarihte Muaviye ve Süfyan Adları Yok mu?
Soru: İslam Tarihinde Muaviye ve Ebu Süfyan adları verilmedi mi?
Cevap: Türkiye’de Süfyan ve Muaviye adları yaygın değilse ve görülmese de; İslam dünyasında, hatta meşhur ve büyük zatlar içinde tarihte bu isimleri taşıyan müminler vardır.
Mesela İbn-i Sad’ın et-Tabakât kitabının yakın zamanda yapılmış tercümesinin “Biyoğrafi (Mütercem) Dizini”ne baktığımız zaman Sahabe, Tabiîn ve Tebe-u Tabiîn’den on beş Süfyan ismine rastlarız:
Süfyan b. Abdullah, Süfyan b. Abdulmelik, Süfyan b. Ebu Züheyr, Süfyan b. Esîd el- Hadrami, Süfyan b. Habib, Süfyan b. Hâtıb, Süfyan b. Hevâlî, Süfyan b. Hemmâm, Süfyan b. Hüseyin es-Sülemî, Süfyan b. Ma‘mer, Süfyan b. Nasr, Süfyan b. Sabit, Süfyan b. Sa‘îd, Süfyan b. Uyeyne ve Süfyan b. Vehb gibi.[8]
el-Kâmil adlı klasik İslam Tarihi kaynağının müellifi İbnu’l-Esîr’in bir başka önemli telifi, Ashab-ı Kirâmdan 7500’ünün biyografisini (tercüme-i hâl) içine alan “Üsdü’l-Gâbe fî Ma‘rfeti’s-Sahabe” adlı[9] kıymetli eserinde ise; “yedi Ebu Süfyan, yirmi yedi de Süfyan” isminde sahabe vardır. Resul-i Ekrem’in amcası oğlu Süfyan b. Haris de bunlardan biridir.[10]
Bilindiği gibi Ehl-i Sünnet mezheplerden birinin kurucusu da müçtehit âlim Süfyan-ı Servri’dir. (ölüm: 161/778)
Mesela Hz. Muaviye’nin önemli komutanlarından biri Süfyan b. Avf el-Eslemî’dir (ölüm: 52/672).[11] Süfyan b. Mus‘ab el-Kûfi de (ölüm: 178/794) meşhur Arap şairlerinden biridir.[12]
Yine İbn-i Sad’ın Tabakat’ında tercüme-i hâlini kaleme aldığı on beş sahabenin, Tabiîn ve Tebe-u Tabiîn’in adı da Muaviye’dir:
-Muaviye b. Abdullah,
-Muaviye b. Amr,
-Muaviye b. Ebu Ayyâş,
-Muaviye b. Hakem,
-Muaviye b. Hayde,
-Muaviye b. Hişam,
-Muaviye b. Hudeyc,
-Muaviye b. İshak,
-Muaviye b. Kurre,
-Muaviye b. Muaviye el-Leysî,
-Muaviye b. Sevr,
-Muaviye b. El-Hüzelî bunlardandır.[13]
Aslında Muaviye adında kırk kadar sahabe, on dokuz kadar da muhaddis vardır. Hatta teracim-i ahval kitaplarına bakılınca, Yezid adını taşıyan çok zatların varlığı da görülür. İbnü’l- Esir’in Üsdü’l-Ğabe’sinde doksan dokuz Yezid adlı mümin kişinin hayat hikayeleri yer alır.[14]
Hz. Muaviye’nin İsminin Verilmemesi Ona Düşmanlıktan mı?
Soru: Türkiye topraklarında veya İslam âleminin bir diyarında “falan sahabenin bu beldede ismi yok, demek onlar bunu sevmiyorlar” hükmünü vermek doğru mu?
Cevap: Soruya kısaca şöyle cevap verilebilir:
Öncelikle şöyle bir düşünelim ve kendi kendimize soralım: On binlerce sahabenin hepsinin veya çoğunun veya yarısının yahut yüzde veya binde kaçının adını çocuklarımıza vermekteyiz?
Kanaatimce Türkiye’de adını aldığımız sahabilerin sayısı yüzleri bulmaz. Belki sayı bundan daha azdır. Şimdi adını çocuklarımıza vermediğimiz Ashab-ı Kiramı sevmiyor muyuz? Sevmediğimiz için mi adlarını vermiyoruz?
Bazı sahabe adlarının verilmesinin farklı sebepleri olsa gerektir: Biliriz ki, en çok adını verdiğimiz sahabeler “Dört Raşit Halife”dir. Kadınlarda ise bu Aişe, Fatıma, Hatice.. gibi birkaç ismi geçmez. Bu adı verilmeyen erkek ve kadın sahabilere tavır almaktan, husumetten, isimlerinin ve isim sahiplerinin kötü olmalarından mıdır? Bu durumu esas alırsak, sevdiğimiz sahabe sayısı elliyi yüzü bulmaz. Diğer taraftan sahabe olmadığı halde araştırmalarımızla büyüklüklerini iyi bildiğimiz ve halkın tanımadığı nice başka büyüklerin de adları çoğu zaman verilmemektedir.
Binaen aleyh Hz. Muaviye’nin, babası Ebu Süfyan’ın, Süfyan ve Muaviye adlı diğer sahabilerin, Yezid veya Zeyd adlı Ashab-ı Kiramın ve benzerlerinin… adlarını vermemek onlara husumet ve düşmanlıktan değildir. Şu kadar var ki; Şiaların, Rafızîlerin, Haricilerin yaşadığı bölgelerde bu tür adların verilmemesi bir husumete, düşmanlığa, teberriye işaret ve delalet olabilir.
Mesela ad konusunda bir örnek olması bakımından gelişi güzel açtığımız İbn-i Sad’ın Tabakat’ının altıncı cildinde yer alan bazı sahabilerin ve onların babalarının adlarına göz atalım:
Bu sahifede şu isimleri görmekteyiz: Dükeyn, Hizâm, Buhterî, Esved, Zem‘a, Fâhite, Ezd, Hebbâr, Hubeyş, Nudayr, Addâ‘, Ba‘kek, Senâbil, Nevfel, Mahreme, Rukayka, Seyfî, Hamnen, ‘Utbe, Esîd, Ahnes, Şerîk, Ahnes, Kuhâfe, Kunfûz, ‘Attâb, ‘Âs, Sâib, Kays, Hebbâr, Yerbû‘, Hazn, Müseyyeb, Cehm, Hasme, Vedâ‘a, ‘Adiy, Ziba‘râ, Safvân, Firâs, Ma‘n, Ebu Mahzûre, Kelede, Amr, Huveytıb, Sa‘d, Meşnû, Zem‘a, Rebâh, Nehşel, ‘Ukbe, Hattâb, Vahşî, Harb, Culeyha, Bersâ, Dumeyra, Züneym, Ebu‘Akreb, Tuleyha, Vâbise, Ma‘bed, Dırâr, Kays, Hureym, Fâtik, Hamel, Şe’s, Ehtem…[15]
Şimdi kendimize soralım. “Biz burada yer alan 69 ismi Sahabilere hasım, düşman veya onları sevmediğimiz için mi çocuklarımıza vermiyoruz?” Elbette böyle bir şey söz konusu değildir.
Muaviye Adı Yerine Ebu Yezid- Eba Yezid- Bayezid İsimleri mi Geçti?
Soru: Ebu Yezid ve Bayezid isimleri Muaviye adı yerine verilen isimler midir? Bu konuda neler söylenebilir?
Cevap: Dinde “çocuklara illa filan sahabi veya sahabilerin adlarını vermek veya şu şu isimleri vermek farz veya vaciptir” diye bir hüküm de yoktur. Bu açıdan falan sahabinin veya meşhur kişinin veya büyüğün ismini vermeyen mümin günahkâr da değildir. Yalnız bir sahabeye düşmanlık niyetiyle onun adını vermemek farklıdır.
Hz. Muaviye “Ebu Abdurrahman” olarak[16] künyelense de, İslam dünyasında “Ebu Yezid, Eba Yezid” olarak da bilinir. Bu künyenin biraz değişmiş ve kısalmış şekli de “Bayezid”dir ve bu ad çocuklara verilmiştir.
Türkler içinde ve İslam âleminde bu ada rastlanır. Mesela Bayezid-i Bistamî (ölüm: 234/848) diye bilinen meşhur mutasavvıf bunlardan biridir. Onun adı Ebu Yezid Tayfur b. İsa’dır.[17]
Osmanlı tarihinde de Şehzade Bayezid, Yıldırım Bayezid, İkinci Bayezid, Osmanlı döneminde yaşamış Bayezid Halife, Bayezid Paşa, 1573’te ölen Bayezid-i Ensari gibi meşhurların isimlerini bilmekteyiz.[18] Osmanlı Padişahları bile çocuklarına Hz. Muaviye’nin Bayezid’e dönüşen bir künyesini isim olarak vermişlerdir.
Hz. Ebu Bekir’in ismi “Abdullah b. Osman” iken de, onun adı kastedilerek Abdullah değil, künyesi “Ebu Bekir” çocuklara isim olarak verilir.
Hülasa: Konuya farklı cihetlerle bakılırsa; Hz. Muaviye veya Süfyan adının verilmemesi, Ehl-i Sünnet içinde bu sahabeleri ve benzerlerini sevmemekten değildir.
Muaviye Adının Yezid Adını Akla Getirmesi Meselesi
Soru: Acaba Hz. Muaviye’nin adı, oğlu Yezid’in adını hatıra getireceği için mi çocuklara verilmedi?
Cevap: “Muaviye” adının verilmesinin bir sebebi de; kanaatimizce bu adın hemen Yezid adını akla getirmesi ve tedayi ettirmesidir. Halife Yezid Hz. Hüseyin’in öldürülmesi için Emir vermese de Hz. Hüseyin onun zamanında şehit edilmişti. Onun ölüm emrini veren Kufe valisi Ubeydullah b. Ziyad’dır. Konuyu birkaç açıdan izah etmeye çalışalım:
Gazali’nin Konuyla İlgili Açıklamaları:
İmam-ı Gazali İhya’da “Semâ’ın Mubahlığı” konusunu anlatırken “Beş Arıza”dan söz eder. Bunlar Semâ sırasında musikî icra edenin kadın veya kendisinde fitne tehlikesi olan parlak genç olması, musikî aletlerinin içki âlemlerinde çalınan çalgılar olması, söylenilen şiirdeki arıza; yani şiirin sözlerinin çirkin, fahiş ve hicvedici ve günah sözler oluşu, şiirde (güftede) Allah ve Resulüne ve Ashab-ı Kirâma karşı yalan sözler bulunmasıdır.
Bir diğer arıza da; dinleyicide bulunan arızadır. Yani, dinleyicinin gençlik çağında, şehvetinin diğer vasıflarına galip olmasıdır.
Beşinci arıza ise; dinleyicide Allah sevgisi az olup onun avamdan oluşudur. Böyle birinde musikide şehvet galeyana gelecekse, o da diğer arızaları taşıyanlar gibi semâ dinleyemez. Gazali’ye göre sayılan arızalar durumunda semâ, musiki dinlemek haramdır.[19] Demek bu durumlarda fitne korkusu olduğu gibi, ayrıca bu durum sedd-i zerâi‘ açısından haramın, mekruhun ve mahzurlu işin kapısını da aralar. Fitneye ve günaha sebep olmak demektir.
Muaviye adı da; otomatik olarak ondan sonra halife olan I. Yezid’i hatırlatır ve tedayi ettirir. Onun zamanındaki Hz. Hüseyin’in şahadetini akla getirir. Bu sebeple müminlerin ihtilafına sebep olan o fitne konusuna kapı aralar, o derin yarayı yeniden kaşır. Böylece her Ehl-i Sünnet müminde olan Ehl-i Beyt sevgisi ve Şiilerdeki Şiilik taraftarlığı ile; ashaba, sahabeden olan Hz. Muaviye’ye ve onun tarafında yer alanlara sû-i zanna, buğza, tana, eleştiriye, tenkîse, tahkire ve sebbe sebep olabilir.
Ayrıca bu konuyu gerektiği gibi anlayıp bilmeyen Sünnî halk ve çoğunlukta Şiilik temayülü doğurabilir. Şiilerin teberi edip tavır aldığı sahabilere, Hz. Muaviye ve Yezid’e biat eden, fitne, ihtilaf korkusu ile Yezide biate evet diyen sahabilere de su-i zanna, soğukluğa, kin ve düşmanlığa sebep olabilir.
Halbuki Ehl-i Sünnette; evvela bütün sahabilerin yüksek derece ve faziletine inanmak, Hz. Peygamber’den sonra başta Dört Halifenin ve onlardan sonrakilerin faziletine kail olmak esastır. Bütün sahabiye hüsn-ü zan etmek, onların hepsini sevmek, Allah ve Peygamberi onları medh-ü sena ettiği gibi, Sahabe-i Kirâmı medh-ü sena etmek gerekir. Bu konuda ayet ve hadislerden başta müçtehit sahabilerce, ardından dinde müçtehit mezhep imamlarınca çıkarılan fetva ve hükümler vardır. Sahabilere bu müspet tavırda olmak, bir bakıma Ehl-i Sünnetten olmaktır.[20]
Ehl-i Sünnetin itikadı; sahabeyi “tezkiye ve övmek”tir. Çünkü Allah Teâlâ ve Peygamber-i Zişan onları övmüştür ve bu durum öncelikle ayet ve hadislerde, Yani Kuran ve Sünnetle sabittir.
Mesela Ehl-i İslam’ın önderi olan ve bu sebeple İmam diye muanven olan (unvanlanan) Gazali, İhyâu Ulûmi’d-d-Dîn adlı meşhur eserinde bu konuda da şunları söyler:
“Hz. Muaviye (r.a.) ve Hz. Ali (r.a.) arasında geçenler, (aslında) imamlığı (hilafeti) elde etmek için değil, şimdi anlatacağımız şekilde içtihat üzerinedir. Şöyle ki:
Ordu (Hz. Ali ordusu) arasında bulunmaları ve akrabalarının çokluğu sebebiyle Hz. Osman’ı (r.a.) şehit eden katilleri teslim etmek, yeni kurulan imameti (Hz. Ali’nin hilafetini) zedeleyici ve bir karışıklık (fitne) olacağı korkusuyla Hz. Ali, Hz. Osman’ın katillerini teslim etmenin şimdilik uygun olmayacağı içtihadında idi.
Buna karışıklık Hz. Muaviye de, büyük canilerin cezasını tehir etmek, kan dökülmenin çoğalmasına ve imamlara (halifelere) karşı suikastların artmasına sebebiyet vereceği içtihadında idi. İşte aralarındaki hadiseler bu içtihatlardan doğmuştur. Halbuki büyük alimler ‘her müçtehit isabet eder’ buyurmuşlar. Bazıları da isabet eden yalnız bir tanesidir, demişlerdir.[21] Hiçbir âlim de Hz. Ali’nin (içtihadında) hata ettiğini söylememiştir.”[22]
Görüldüğü gibi Muaviye adı “doğrudan Yezid adını ve Kerbela Vakasını” hatırlatacağı gibi, dolaysıyla Sıffin Vakasını da hatırlatır. İçtihat konusunu ve Sıffin’in bir içtihat farkından doğduğunu hakkıyla bilmeyenlerde; içtihadında yanılan Hz. Muaviye’ye ve onu destekleyen sahabilere, bu savaşta her iki tarafta yer alan Ashab-ı Kirama su-i zanlara, tenkide, buğza, tenkise, tahkire, sebbe ve soğukluğa sebep olabilecektir. Muaviye adının verilmemesi konusuna bir de bu açıdan bakmak gerekir.
İnsanların faziletine bakarken; “sahabeyi ve onların üstün mevkilerini unutma… O sahabeler ki, derecelerine değil, ayak tozlarına bile erişilmez…”[23]
İşte bu sebeple; Resul-i Ekrem (asm) şöyle buyurdu:
-“ اِذَاذُكِرَالْقَدَرُ فَأَمْسِكُوا: Kaderden bahsedilince sükût edin.
- وَاِذَا ذُكِرَتِ النُّجُومِ فَأَمْسِكُوا : Yıldızlardan bahsedilince sükût edin.
- وَاِذَا ذُكِر اَصْحَابِی فَأَمْسِكُوا: Ashâbdan bahsedilince sükût edin.”[24]
Evvela; kader konusunun inceliklerini bilmeyenin ondan söz etmesi, bilerek konuşanı da dinleyenlerin hakkıyla anlayamaması; saniyen yıldızlar konusunu bilmeyenlerin, onların yağmur yağdırdığına inananların ve onları (bulutları ve sebepleri) tanrılaştıranların onlardan söz etmesi;[25] salisen cahillerin Sahabe-i Kirâm hakkında ileri geri konuşması da yasaklanır.
Bunlar sonuçta fayda yerine zarar getirir. Konuşanı da dinleyeni de bela ve fitnesine çeker. İslam’ın rükünleri ve kaleleri olan sahabilere karşı soğukluğa, husumete, buğza, sebbe, kine, buğza, tenkit ve tenkise sebep olur. Demek ki, bu durumda “susmak” en iyisidir. Unutmayalım; elin ameli yapmak, dilin ameli konuşmaktır. Yani el gibi, dilden de sorguya çekileceğiz. Resul-i Ekrem de: “لَاتَسُبُّوااَصْحَابِی” buyurmuştur.[26]
Bu konuda İmam Gazali ve başkaları şöyle de dediler:
“(Cahil) vaize ve (ona benzeyen) başkasına maktel-i Hüseyin’i ve sahabeler arasında cereyan eden harpleri ve (siyaseten ve içtihat farkıyla) karşılıklı hasım oluşu rivayet ve hikâye etmek haramdır. Çünkü bu; onlar dinin alemleri/sancakları (imamları, önderleri) iken onlara buğza teşvik eder. Oysa din imamları (ulema ve müçtehitler) rivayeti (iman ve İslam bilgisini) onlardan aldı. Biz de dirayeti bu imamlardan aldık. Öyleyse onlara tan eden; kendi nefsini ve dinini tan eden (yaralayan)dır. İbnu’s-Salâh ve Nevevî (ve diğer Ehl-i Sünnet imamları) ‘sahabenin hepsi udûldür’ derler.
Resulullah vefat ettiğinde onun 114.000 sahabesi vardı. Kuran ve ahbar (hadisler) de onların adaletini ve celaletini (büyüklüğünü) tasrih eder. Onların aralarında geçenlerin (hâdise ve ihtilafların) mehâmili[27] vardır.”[28]
Ancak bu konularda (ilim sahibi olup) hakkı zikredenlere, sahabenin büyüklüğünü anlatanlara ve onları tenkis ve tenkit etmeyenlere bu konuları anlatmak haram olmaz. Çünkü onlar cahil vaizler ve onlara benzeyen başkaları gibi değildir. Onlar yalan, yanlış ve uydurma rivayetleri bilirler. Sözün doğru mahmilini (hamledileceği yeri) hakkı beyan ederler.
İşte Muaviye adı ve direk onunla hatırlanacak Yezid ismi; farklı açılardan sahabeler hakkında su-i zanlara, buğza, eleştiriye, tenkise, tahkire ve sebbe, sahabeler hakkında kötü konuşmaya sebep olabilecektir, uykuda olan fitneyi yeniden uyandıracak ve Cemel, Sıffin, Hz. Hüseyin’in katli gibi konuları tekrar tekrar gündeme taşıyacaktır.
Bu konuları incelikleriyle bilmeyen mukallitler ve avam çoğunluk ve bilmeyenleri dinleyen müminler açısından tehlikeli olabilecektir. Bu cihetle bu bahisler; sedd-i zerâi‘[29] ile yasaklanan ve harama kapı aralayan mubahlar gibidirler. Zaten sedd-i zerâi‘; şeran memnû‘ olan bir şeye vesile teşkil eden mubahların men edilmesidir.[30]
Özetle, şuurlu olan Ehl-i Sünnet bu konuda çok dikkatli, itinalı ve hassas olmalıdır.
[1] Bkz. İbn-i Sa‘d, VI, 14.
[2] Sarıcık, Cahiliye, s. 272; Buhari, VI, 126-127; İbn-i Kesir, Tefsir, I, 471; İbn-i Hişam, III, 417; Yazır, II, 324.
[3] Bkz. İbn-i İshak, s. 210; Diyarbekri, III, 31; Hamidullah, Vesaik, s. 104-106; Muhammed Hudari, s. 187; Sarıcık, Çağrı – Medine Dönemi, s. 323-324.
[4] Canan, XIV, s. 326.
[5] İbn-i Sa‘d, VI, 18.
[6] Hz. Muaviye’yi takdir eden başka sahabilerin değerlendirmeleri için ayrıca bkz. İbn-i Sad, VI, 11-13, 15, 16-23.
[7] İbn Sad, a.g.e., VI, 15.
[8] Bkz. İbn-i Sa‘d, XI, 223-224; Hitti, II, 593.
[9] Hitti, II, 599.
[10] Bkz. Bilmen, Ashab-ı Kiram, s. 163.
[11] Ahatlı, Erdinç, “Süfyan b. Avf”, DİA, XXXVII, İstanbul 2000, s. 21-22.
[12] Öz, Mustafa, “Süfyan b. Mus’ab”, DİA, XXXVII, İstanbul 2000, s. 22.
[13] Bkz. İbn-i Sa‘d, XI, 198.
[14] Bkz. Bilmen, Sahabe-i Kiram, s. 163.
[15] Bu isimler için bkz. İbn-i Sa‘d, VI, 36-162.
[16] Ayçan, İrfan, “Muaviye b. Ebû Süfyân”, DİA, XXX, s. 332.
[17] Bkz. Uludağ, Süleyman, “Bâyezîd-i Bistâmî”, DİA, V, İstanbul 1992, s. 241-242.
[18] İslam Ansiklopedisi beşinci cildine bkz.
[19] Gazali, Muhammed b. Muhammed, İhyâu Ulûmi’d-Din, I-IV, terc., Ahmed Serdaroğlu, Bedir Yayınevi, İstanbul 1975, II, 699-705.
[20] Gazali, I, 235; (Peygamberlerin Nübüvvetine Şahadet konusu).
[21] Hanefilere göre müçtehid bazen isabet eder ve bazen de hata edebilir.
[22] A.g.e., I, 297; (Ashabın Fazileti, İmametin Şartları).
[23] A.g.e., I, 63; (Ahiret İlminin Kısımları).
[24] A.g.e., I, 78; (Mezmum İlimlerin Yerilmesinin Sebebi).
[25] Sebepleri, bulutu ve yıldızları tanrılaştırma konusu için bkz. Sarıcık, Murat, Put, Nesil Yayınları, İstanbul 2014, s. 222-225; Vakidi, III, 1009; Sarıcık, Çağrı -Medine Dönemi, s. 257 vd. Çetiner, II, 846; Köksal, IX, 193.
[26] Heytemi, Savâik, s. 211; Sarıcık, Sahabe-i Kiram, s. 82-94; 140-149: 155-160 vd.
[27] Mahmil: Bir ibareye hamledilen mana ihtimallerinden birisi demektir. Kelimenin çoğulu mehâmildir. Bkz. Heyet, Büyük Lügat, s. 578.
[28] Heytemi, Savâik, s. 221-222.
[29] Mahsulünden şarap yapıldığı için üzüm yetiştirmenin yasaklanması Sedd-i Zerâ‘î iledir.
[30] Heyet, Büyük Lügat, s. 865. Konu ve kaynakları için bkz. Sarıcık, Murat, Sorularla Hz. Muaviye, Hilal Ofset Matbaası, Isparta 2019, s. 530-541.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Hazreti Muaviye’nin yöneticilikle ilgili özlü sözleri nedir?
- Hz. Muaviye’nin, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer’e dedikleri doğru mu?
- Buhari, neden Ehl-i beytten ziyade Muaviye’nin ailesinden hadis almıştır ve Ehl-i beyt hakkında hadisler azdır?
- Hz. Muaviye'nin şarap içtiği iddiası doğru mudur?
- Hazreti Ömer Hazreti Muaviye'nin yüzüne toprak attı mı?
- Hz. Muaviye Şam’da kendisi için saray yaptırdı mı?
- Hz. Muaviye devrinde hadis rivayet etmek neden engellenmiştir?
- Hz. Muaviye'nin oğlu Yezid hakkında nasıl düşünmeliyiz?
- Hz. Muaviye, Hz. Ali’ye lanet edilmesini istedi mi?
- Peygamberimiz'den sonra, ilk halifeler dinden mi çıkmıştır?