Hz. Davud, Hz. Süleyman'a miras bırakmadı mı?

Tarih: 10.06.2016 - 00:44 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Miras Fedek bağı mevzusunda Hz. Fatıma Hz. Ebu Bekir’den Fedek bağını istediği zaman Hz. Ebu Bekir der ki: Peygamberler miras bırakmazlar.
- Peki Hz. Davud Peygamber Hz. Süleyman Peygambere miras bırakmadı mı?
- Ayrıca bu hadis rivayeti ayete aykırı olmaz mı?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hz. Ebu Bekir’in Peygamberler miras bırakmazlar.” ifadesi Peygamberimiz Hz Muhammed (asm)’in hadisidir:

“Biz miras bırakmayız, bıraktığımız sadakadır.” (Buhârî, Humus, 1; Müslim, Cihâd, 49)

Bir hadisin Kur'an’a aykırılığının ortaya konulabilmesi için hiçbir tevile ve yoruma yer bırakmayacak kadar açık ve netliğin bulunması gerekti­ği bilinmektedir.

İlgili ayet meali şöyledir:

"Süleyman, Davud'a mirasçı oldu ve dedi ki: Ey insanlar! Bize kuşların mantığı (konuşma dili) öğretildi ve bize her şeyden (bol bir nimet) verildi. Hiç şüphesiz bu, apaçık bir üstünlük­tür.” (Neml, 27/16)

Hz. Süleyman acaba hangi konuda babasına mirasçı ol­muştu?

Hz. Davud (as) da bir yönetici peygamberdi, onun da mül­kü (hükümdarlığı), orduları ve yönetimi vardı; Allah, ona da ilim, hikmet, peygamberlik ve hüküm vermede isabet etme yeteneği vermişti.

Demek ki, ayette geçen mirasçılık, mal mirası değildi. Zira, Hz. Davud'un, Hz. Süleyman'dan başka çocukları da vardı.

Eğer miras alınan şey mal olsaydı, babanın malı evlatlar arasında eşit bir şekilde taksim edilirdi. O zaman da böyle bir taksimi özel olarak almanın bir anlamı olmazdı. Çünkü Hz. Davud'a -bu an­lamda- yalnızca Hz. Süleyman değil, bütün babalara mirasçı olan çocuklar gibi onun çocukları da mirasçı olurlardı.

O halde, ayetten öyle anlaşılıyor ki, Hz. Süleyman babasına daha özel, diğer kardeşlerin ulaşamadığı, onların varis olamadığı da­ha değerli bir şeyde mirasçı olmuştu.

Bazı alimlere göre, Hz. Süleyman babasına nübüvvet (pey­gamberlik) ve mülkte (hükümdarlıkta) mirasçı oldu. (Kurtubî, İbn Kesir, Meraği, ilgili ayetin tefsiri)

Hz. Süleyman yöneticilik­te ve peygamberlikte babasının makamına mirasçı oldu denirse, şüphesiz bu da uygun bir yorum olur. Zira ayetin devamında “kuş dilinin öğretilmesinden” bahsediliyor. Bu da Hz. Davud'un bıraktığı miras içerisinde sayılmaktadır. (Razi, ilgili ayetin tefsiri)

Bazı alimlere göre, bu miras, Hz. Davud'a verilen ilim ve hü­kümdarlıktır, Hz. Süleyman bu iki konuda babasının makamına geçmiştir. (bk. Taberi, Tefsir; Ebu's Suud, İrşadu Akli-i Selim ilgili ayetin tefsiri)

Allah, Hz. Davud'u yeryüzünde, hak ve adaletle hük­metmesi için halife yapmıştı. (Sad, 38/26)

Hz. Süleyman da insanlar arasın­da hak ve adaletle hükmetmek üzere babasının yerine geçti. Böylece o ilimde, iyilik yapmakta, hakimiyet ve siyasette, halifelikte babasını takip etti, bu konularda babasına mirasçı oldu. (Elmalılı, Hak Dini, ilgili ayetin tefsiri)

Konuyla ilgili başka bir ayet meali de şöyledir:

“Doğrusu ben, arkamdan iş başına geçecek olan yakınlarımdan endişe ediyo­rum. Karım da kısırdır. Tarafından bana bir veli (oğul) ver. Ki o bana varis olsun; Yakub hanedanına da varis olsun.” (Meryem, 19/5-6)

Ayetten anlaşıldığı gibi ihtiyarlayan Hz. Zekeriya, kendi yerine geçecek bir çocuğu olmadı­ğını düşünmekte, sulbünden olmayan varislerin kendi yolunda gitme­yeceklerinden endişe etmekte ve Allah’tan kendi yolunda yürüyecek salih bir akraba veya çocuk vermesini niyaz etmektedir.

Buna göre, Hz. Zekeriya Allah’tan malına varis olacak çocuk değil, yoluna, yani risaletine, nübüvvetine ve ilmine varis olacak çocuk istemektedir. Za­ten varis ve miras kelimelerinin Kuran’da birçok yerde maddi değil, manevî anlamda kullanıldığı bilinmektedir.

Tefsirlere baktığımızda, bu konuda ihtilafın var olduğunu görmekte­yiz:

Taberi, Abdurrezzak’ın Hasan el-Basri’den naklettiği bir rivayete da­yanarak, verasetin malla ilgili olduğunu kabul etmiştir. Bunun yanında tabiundan pek çok kimsenin verasetin nübüvvetle ilgili olduğunu nakletmiştir. Ayrıca ayeti “vefatımdan sonra benim malıma ve Al-i Yakub’un nübüvvetine varis olsun” şeklinde tefsir etmiştir. (Tefsir, ilgili ayetin tefsiri)

İbn Kesir ise, peygam­berlerin miras bırakmayacağına dair sahih hadisler olduğu için Taberi’nin tercihini eleştirmiş, nakledilen haberlerin mürsel olduğunu ve bunların sahih hadislere mukavemet edemeyeceğini belirtmiştir.

Ayrıca İbn Kesîr, iki yönden, ayette kastedilenin nübüvvet mirası olduğunu açıklamıştır:

Birincisi: Hz. Zekeriya’nın mal sahibi olduğu zikredilmemiştir. Bilakis marangoz olup kazandığını yerdi. Ayrıca, özellikle peygamberler kazandıklarını biriktirmezler. Zira onlar dünyaya karşı en zahid kimselerdir.

İkincisi: Peygamberlerin miras bırakmayacağı sahih hadislerle belirtilmiştir. Buna göre ayetteki miras, nübüvvet mirasına hamledilmelidir. Dolayısıyla “Yakub oğullarına da varis olsun.” ayetinde, “Süley­man, Davud’a varis oldu.” ayetinde olduğu gibi, peygamberliğin kastedildiği anlaşılmaktadır. (İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri)

Kuşeyri, Beydavi, Ebu’s-Suud ve Alusi gibi müfessirler de, ayetin hadisle ilişkisine değinmeksizin ayetteki mirasla din, ilim ve nübüvvet  mirasının kastedildiğini söylemişlerdir.

Tahir b. Aşur ise, ayetteki mirası, mal mirası olarak anlamaktadır. O da Taberi’de olduğu gibi, bu durumu Abdurrezzak’ın naklettiği rivayetin teyid ettiğini belirtir. Bu duruma göre peygamberlerin miras bırakmayacağına dair hadiste sadece Hz. Peygamber’in kastedildiğini söyler. Buna Hz. Ömer’in Hz. Abbas ve Hz. Ali’ye söylediği “Hz. Peygamber 'bizler' ifadesiyle kendini kastediyordu, değil mi?” sözünün delil olduğunu ifade etmiştir. (İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

Diğer taraftan, İbn Kuteybe, ilgili hadis ve ayetlerin arasını bularak telif etmiştir:

İbn Kuteybe’ye göre bu hadis, Hz. Zekeriya’nın sözüne aykırı olamaz. Onun maksadı, mala varis olmak değildir. İbn Abbas’ın tefsirine göre, Hz. Zekeriya’nın ilmine; Yakub hanedanının ise mül­küne varis olmuştur. Hz. Süleyman’ın veraseti de mülk, nübüvvet ve ilim verasetidir. Mülk ise mal değil, sultan, hüküm ve siyaset demektir.

Demek ki:

- Ayetlerde kastedilen varislik, nübüvvet ve ilim mirasıdır. Zira “Biz nebiler toplu­luğu miras bırakmayız.” hadisi hem sahihi hem de açık bir nastır. Bütün peygamberler hakkında umumî bir lafızdır. Bunu sınırlandırmaya gerek yoktur.

Bu durumda, ayetlerle hadisin çelişmesi söz konusu değildir.

- Ayette mal mirasının kastedilmesi ihtimaline göre ise, hadisi sade­ce Hz. Peygamber’le tahsis etmek gerekecektir.

Bazı sahabenin “bizler” ifadesini Hz. Peygamber (asm)’in kendisi olarak anlaması bunu desteklemek­tedir.

Her iki durumda da hadis ayetle çelişmez ve bir aykırılık da olmaz.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun