Hz. Aişe, Hz Ali şehid olduğunda şükür secdesi mi etti?

Tarih: 17.01.2022 - 20:02 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Hz. Aişe'nin İmam Ali şehid olduğunda şükür secdesi ettiği doğru mudur?
- Eğer bu rivayet doğru ise Hz. Aişe validemiz İmam Ali şehidlik makamına ulaştığı için mi şükür secdesi etmiştir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hadislerde ve güvenilir İslam tarihi kaynaklarında, araştırdığımız kadarıyla böyle bir bilgiye sahip değiliz. Bu iddia olsa olsa mutaassıp Şiiler tarafından uydurulmuş bir iftiradır, aslı astarı yoktur, Hz. Aişe validemize düşmanlıktır.

Soruya birkaç açıdan şöyle cevap verilebilir:

1. Hz. Ali (r.a.) ve Hz. Aişe (r.a.) konusunda; her ikisini ilgilendiren ilk kafa karıştırıcı olay Hz. Peygamber (asm) Efendimiz devrinde, hicretin beşinci yılında (627) oldu. Hz. Aişe'ye münafıklar tarafından namus iftirası atılınca, Hz. Peygamber (asm), konunun hakikatini anlamak için Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali, Üsame b. Zeyd ve Hz. Aişe'nin hizmetçisi Berire ile durumu görüştü. Bu konuda onların fikirlerini sordu.

Hz. Ömer, bunun iftira ve münafıkların yalanı olduğunu söyledi. Hz. Osman Allah'ın, bir peygamber hanımının namusunun kirlenmesine müsaade etmeyeceğini söyledi. Hz. Üsame Hz. Aişe'yi övdükten sonra "Biz onun hakkında ancak hayır / iyilik biliyoruz." dedi. Hz. Ali ise böyle bir şey olsa Allah'ın bunu Rasulullaha haber vereceğini ifade etti. Yani o da böyle bir şeyin olmayacağını söyledi. Ayrıca, "(Böyle bir şey olmuş olsa) kadınlar çoktur, sen de onun yerine bir başkasını getirmeye muktedirsin." dedi. Berire ve Zeynep bint-i Cahş da Hz. Aişe'nin namusunu kirletmediği kanaatindeydi.

Bazı müsteşrikler bu tahkikatta Hz. Ali’nin sözlerinden dolayı Hz. Aişe'nin Hz. Ali'ye kırıldığını, hatta Cemel savaşına çıkmasına bu küskünlüğün sebep olduğunu iddia ederler.

Ancak, Hz. Aişe'nin, Hz. Ali'nin görüşlerinden dolayı ona kızması ve darılması da söz konusu değildir. Çünkü Hz. Ali onun namusunu kirlettiğini söylememiştir. "Farz-ı muhal böyle bir şey olsa şöyle yaparsın" diye görüşünü ifade etmiştir. Düşüncelerini ifade etmesinde bir yanlış içinde olsaydı, her halde önce Hz. Ali'ye Hz. Peygamber (asm) karşı çıkardı. Hem, bir tahkikat sırasında danışılan kişilerin görüşlerini samimiyet ve açıklıkla ifade etmesi suç olarak görülemez. Bu yüzden bu konuda müsteşriklerin iddiaları yanlıştır. Bunlara uyan da yanlışa uymuş olur. Zaten Nur suresi 11- 14. ayetleri de bu tahkikattan sonra Hz. Aişe'nin suçsuzluğunu açıklamıştır.(1)

2.  Hz. Ali ve Hz. Aişe Validemiz arasında geçen bir diğer olay Cemel Vakasıdır.

Hz. Osman'ın haksız yere, Hz. Ali'nin ordusu içinde olan ihtilalciler tarafından öldürüldüğü görüşünde ve içtihadında olan Hz. Aişe, Talha b. Ubeydullah ve Zübeyir b. Avvam, bir ordunun başında, 37/656 yılında Basra'ya kadar gelmişlerse de Cemel Vakası öncesi Hz. Ali ile görüşüp, savaş yapmama ve fitneyi teskin etme konusunda anlaştılar.

Fakat Hz. Ali ordusu içinde olan ve Mısır ihtilalcilerinin lideri konumunda bulunan Abdullah b. Sebe ve taraftarları, iki tarafın sulhunun kendi aleyhlerine olacağını düşünerek, sulh kararını takip eden gece Hz. Ali'den habersiz, Hz. Aişe ordusuna saldırı emri verince Cemel savaşı başlamıştı. Yani Savaşı başlatanlar ihtilalcilerdi.

Daha sonra bu durum anlaşıldı. Cemel ordusunun başında bulunan Hz. Aişe, Talha b. Ubeydullah ve Zübeyir b. Avvam da bunu biliyorlardı.

Bu açıdan da Hz. Aişe'nin Hz. Ali'ye bir düşmanlığı, dargınlığı söz konusu değildir. Olayın suçluları öncelikle, Abdullah b. Sebe, Hallid b. Mülcem ve Malik Eşter’dir.(2)

3. Diğer yandan, Hz. Aişe, Hz. Ali, Talha ve Zübeyir radıyallahu anhüm, hepsi de cennetle müjdelenmişlerdir ve müçtehittirler.  

İçtihat ve fetva konusu araştırılırsa görülür ki, hiçbir müçtehit bir başkasının içtihadına uymak zorunda değildir, içtihadı doğru da yanlış da olabilir. Yanlış içtihada bir sevap varken, içtihadı doğru olan iki sevap alır.

Bu yüzden içtihadı hakka isabet etmeyen bir müçtehit içtihadından dolayı suçlanamaz.

Müçtehitler delilin kölesidirler, hisleriyle ve seküler akılla içtihat etmezler, bu açıdan farklı içtihatları olanlar içtihat, rey ve fetvalarından dolayı birbirlerine düşman olmazlar, küsmezler, bir müçtehit bir başka müçtehit ölünce, sevinmez ve onu Allah'ın bir belası görerek ölümünde şükür secdesine kapanmaz. Hele Hz. Ali gibi bir müçtehit halifenin ölmesi asla Hz. Aişe'yi sevindirmez. Çünkü o Hz. Peygamber'in (asm) açıklamasıyla ilim şehrinin kapısıdır. Hz. Aişe de bir büyük sahabe müçtehidi, hadis ve fıkıh alimi olarak, Hz. Ali hakkındaki hadisleri ve Hz. Peygamber'in (asm) vahiy tazammun eden sözlerini en iyi bilen kişilerden ve sahabilerden biridir.(3)

4. Hz. Ali ile Hz. Aişe arasında, hayatları boyunca hiçbir dargınlık, küskünlük, buğz ve düşmanlık yaşanmamıştır. İçtihat farklılığı ise başka meseledir. Hz. Aişe Validemiz Cemel savaşı yenilgisinden sonra da Hz. Ali ile görüşmüştür, konuşmuştur ve onunla vedalaşmış ve Hz. Ali tarafından yanına Basra'lı kırk kadın katılarak ve üvey kardeşi Muhammed b. Ebu Bekir'in korumasında Basra'dan Medine'ye gönderilmiştir.

Ayrıca Basra'dan ayrılmadan önce Hz. Aişe "Benimle Ali arasında olan şey (savaş) geçmişten kaynaklanmış değildir (yani bir içtihat farkından dayıdır)." açıklamasında bulunmuş, itab etmek isteyenin kendisine itab etmesini ve bu hususta Hz. Ali'nin suçlu görülmemesini istemiştir.

Hz. Ali de onun konuşmaları üzerine "Doğru söyledi. Vallahi benimle onun arasında olan şey ancak budur. Ve mutlaka o, dünya ve ahirette Nebi'nizin hanımıdır." buyurmuştur. 

Demek ihtilaf; rey ve içtihat ihtilafıdır, o ikisi birbirine düşman ve küskün değildir. Her iki taraf da birbirine samimi düşünceler içindedir. Böyle bir durumda Hz. Aişe'nin onun şehit edilmesi üzerine, şükür secdesi yapmayacağı açıktır. Çünkü şehit olmak bir cihette Hz. Ali'nin lehine ise de onun bir Haricî tarafından haksız yere öldürülmesi, Müslümanlar için büyük bir kayıptır ve sevinilecek bir şey değildir.

Şükür secdesi ile ilgili bu sorudan, Hz. Ali ile Hz. Aişe'nin arasını ayırmak ve bunları birbirine düşman göstermek ve böylece Şiilerin ekmeğine yağ sürmek zihniyetinin kokuları gelmektedir. Bu secde konusu asılsız bir uydurma, yalan ve Hz. Aişe'ye iftiradır, bir cehalet veya kötü niyetten kaynaklanır.

Kaynaklar:

1) Bu tahkikat ve konuyu araştırma konusunda bk. Buhari, Nur Suresi bab, 11 vd; İbn-i Hişam, Abdulmelik b. Hişam, Siretü'n- Nebi, I- IV, Dâruul- Fikr, Beyrut 1981, III, 345. Konunun diğer kaynakları için bk. Köksal, Âsım, Hz. Muhammed ve İslamiyet, I-XII, Şamil Yayınevi İstanbul 1981, V, 73; Sarıcık, Murat, Hz. Peygamber'in Çağrısı - Medine Dönemi, Nesil Yayınları, İstanbul 2009, s. 198 vd.
2) Olay ve kaynakları hakkında bk. Sarıcık, Dört Halife, s.373 – 383.
3) Müçtehit sahabeler ve bunların dereceleri için bk. Bilmen Ömer Nasuhi, Istılâhat-ı Fıkhiyye Kâmusu, I-VIII, Bilmen Yayınevi, İstanbul 1985, I, 305- 306; Sarıcık, Hz. Muaviye, Hilal Ofset, Isparta, 2019, s. 364- 408); Atar, Fahrettin, "Fetva", DİA, XII, İstanbul 1995, .489-496.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun