Hür olmak peygamberliğin şartlarından mıdır?

Tarih: 02.05.2021 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

Hür olmak, köle olmamak peygamberliğin şartlarından mıdır? Öyleyse, Hz. Yusuf’un durumunu nasıl düşünmeliyiz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evet, hür olmak, köle olmamak peygamberliğin şartlarındandır. (Geniş bilgi için bkz. İbn Cemaa, Derecü’l-Meâli, s. 98; Aliyyü’l-kârî, Şerhu’l-Emâlî, s. 21)

Çünkü Allah’ın emir ve yasaklarını insanlara günün her vaktinde tebliğ etmek peygamberler için bir zorunluluktur. Ancak köle bir kimsenin böyle bir özgürlüğünün olmadığı izahtan varestedir.

Öte yandan peygamberler, insanları hak yola çağırmak ve kendisine uyulmak üzere gönderilirler. Köle olan bir kimsenin peygamber olması halinde çevresindeki insanların onu nakıs olarak değerlendirmeleri sebebiyle onlara liderlik edemeyeceği belirtilmiştir. (bk. Ebü’l-Avn İsferayini, Levamiu’l-envâr, II, 265)

Hz. Yusuf’un durumu ise kölelik kapsamında değerlendirilemez. Zira Hz. Yusuf köle değilken peygamber olarak gönderilmiştir.

Bu kısa bilgiden sonra detaya gelince:

Bilindiği gibi peygamberlik son derece zor ve mukaddes bir görevdir. Çünkü peygamber olan kişi, kâinatın yaratıcısının elçiliğini yapmakla, O’nu insanlara tanıtmakla, O’nun emir ve yasaklarını insanlara duyurup yaymakla görevli kimsedir. Böylesine zor ve önemli mukaddes bir görevi alelâde sıradan insanlar yapamazlar. Bu nedenle Allah Teâlâ peygamber olarak seçtiği kimselere bir takım maddi ve manevi özellikler vermiş, onları son derece donanımlı olarak yaratmıştır. Çünkü onlar, insanlara üsve-i hasene (en güzel örnek şahsiyetler) olarak gönderilmişlerdir. Bu özelliklere sahip olmayan kimseler hem en güzel örnek olamaz hem de bu zor görevi yerine getiremezler.

Peygamberler bizim gibi beşer olmakla birlikte onları bizden farklı kılan şey, bir takım maddi ve manevi özelliklerle donatılmış olmalarıdır.

Bu özelliklerden manevi olanları; sıdk (söz ve fiillerinde doğru olmak), emanet (son derece güvenilir bir şahsiyete sahip olmak), fetanet (akıllı ve zeki olmak, söz ve davranışlarında ölçülü ve makul olmak), ismet (günah işlemekten korunmuş olmak), tebliğ (Allahtan aldıkları mesajları olduğu gibi insanlara duyurmak), teybin (bu mesajları, emir ve yasakları açıklamak) ve temsil (bu mesajları, emir ve yasakları bizzat kendi şahsında yaşayarak ve uygulayarak göstermek) gibi vasıflardır. Bu vasıflar, onların ayrılmaz özellikleridir.

Maddi özelliklere gelince peygamberler gerek soy-sop bakımından gerekse fiziki ve ruhsal yönleriyle, üstün karakterleriyle son derce mükemmel ve kusursuz bir şekilde yaratılmış kimselerdir. Çünkü böylesine zor bir görevi yapabilmek, karşılaşacakları zulüm ve işkencelere dayanabilmek ve yılmadan usanmadan mücadele edebilmek için bunlar peygamberlerin olmazsa olmaz temel vasıflarıdır.

Bu temel maddi özelliklerden birisi de nesep, soy-sop bakımından üstün olmak ve hür olmaktır.

Aslında Allah katında soyun-sopun bir değeri yoktur, ancak öteden beri insanlar soya-sopa düşkün oldukları ve çok değer verdikleri için peygamberlerin sözlerini dinlesinler diye Allah Teâlâ onları hür ve soylu insanlar arasından seçmiştir.

Zira, “kuvvetli hakikatler zayıf ellerde zayıf görünür” kuralı gereğince köle olmak -hele eski dönemlerde- alınıp-satılan bir eşya gibi değersiz bir varlık olmak demektir. Böyle değersiz ve zayıf statüdeki bir varlığı kimsenin ciddiye bile almayacağı, sözüne itibar ederek örnek edinmeyeceği ve ona tabi olmayacağı açıktır.

Peygamberler tarihine baktığımızda başta bizim peygamberimiz Hz. Muhammed (asm) olmak üzere bütün peygamberlerin hür olduğunu, bulundukları toplumların nesep yönünden en soylu kişilerinden olduklarını ve son derece üstün bir karakter ve kişiliğe sahip bulunduklarını görürüz. Muhalifleri hiçbir peygamberi bu noktada suçlayamamışlardır.

Ayrıca peygamberlerin gönderiliş gayesi Allah’ı insanlara tanıtmak, O’nun emir ve yasaklarını insanlara bildirmek, dolayısıyla tebliğ, teybin ve temsil görevlerini yerine getirmektir. Söz konusu görevleri yapabilmesi için peygamberin mutlak manada hür olması gerekir. Hür olmayan, başkasının boyunduruğu altında yaşayıp köle olan birisi tebliğ görevini yapamaz. Çünkü efendisi onu derhal susturur, gerekirse satar veya öldürür, bu durum ise böyle bir mukaddes ve büyük görevle bağdaşmaz.

Hz. Yusuf (a.s)’un köle olma durumuna gelince bu, asli değil arızi, istisnai ve geçici bir durumdur. İstisnalar ise kuralı değiştiremez. Çünkü o, -bazı kölelerde olduğu gibi- köleden doğma olan ve bu nedenle asli olarak doğuştan köle olan birisi değildir.

Şöyle ki, Hz. Yusuf (a.s) aslında Hz. İbrahim (a.s)’e dayanan son derece üstün bir nesep ve soydan gelmektedir. Hz. İbrahim onun ikinci kuşaktan büyük dedesi olmaktadır. Dolayısıyla yaşadığı dönemin en soylu, hür, üstün ve asil bir ailesinden geldiği apaçık ortadadır. Onun kardeşleri tarafından köle olarak satılması, geçici ve arızı bir durum olup soy-sop bakımından değerini düşürmez.

Ayrıca Hz. Yusuf’u köle olarak alan Mısır azizi (o günkü baş vezir ve maliye bakanı), kendi çocuğu olmadığı için onu -gerek fiziki gerekse ahlaki güzelliğinden dolayı- çok sevmiş, köle olarak kullanmaktan ziyade evlat edinmiş ve ona çok iyi bir saray hayatı yaşatmıştır. Yani Hz. Yusuf çok fazla bir kölelik hayatı yaşamamıştır.

Üstelik bu köle olarak satılma olayı kendisine nübüvvet/peygamberlik verilmeden önce çok kısa bir sürede meydana gelmiştir. Nübüvvet geldiğinde ise zaten köle değildi. Çünkü kendisi de o dönemde Mısır azizi (yani Mısır kralının baş veziri ve maliye bakanı) olmuştu. Köleyi kimsenin Mısır’a aziz yapmayacağı ise bilinen bir gerçektir.

İşte böyle bir ortamda Hz. Yusuf (a.s) peygamber olmuş ve Allah’ın kendisine verdiği bu görevi en iyi şekilde yerine getirmiştir.

Hz. Yusuf’un, Hz. Yakub’un oğlu, Hz. İshak ve Hz. İbrahim’in torunu olduğunu, peygamber neslinden geldiğini önceleri temas ettiği yakın çevresi biliyordu, ancak Mısırdaki herkes bilmiyordu. Daha sonraki kıtlık ve kuraklık yıllarında kardeşlerinin Filistin’den çıkıp gelmeleriyle onun Hz. İbrahim’in ikinci kuşaktan torunu olduğu ortaya çıkmış, herkes tarafından duyulmuş, bu durum onun tüm Mısırlılar nezdindeki itibarını daha da yüceltmiştir.

Bu nedenle Hz. Yusuf’a köle nazarıyla bakmak doğru bir yaklaşım değildir. O da tıpkı diğer peygamberler gibi soylu ve hür bir kişiliğe sahiptir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun