Hikmet Kur'an’ın bir ismi ise, Sünneti de içine aldığı nasıl açıklanabilir?

Soru Detayı

- Hikmetin Kur'an'da olduğu ve Kur'an'ın bir özelliği olduğunu çok fazla sayıdaki ayetle görüyoruz.
- Peki Hikmet=Peygamberin Sünneti anlayışı neye dayanıyor?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Hikmetin Kur’an’ın bir vasfı olması, onun sünnetin de bir vasfı olmasına mani değildir. Bundan daha önemli bir hakikattir ki, Allah kendisinin birer ismine işaret eden “Rauf-Rahîm” isimleri Kur’an’da Hz. Peygamber için de kullanılmıştır. (bk. Tevbe, 9/128)

- Kur’an’da “hikmet”in Kur’an’a mahsus bir kavram olduğuna dair hiçbir beyan yoktur.

Kaldı ki hikmet kavramı, normal insanlara ait bir vasıf olarak da kullanılmaktadır. “Filan adamın sözleri hikmetlidir. Bütün işleri hikmetlidir.” ifadesinde bunu görmek mümkündür.

- Bununla beraber, âlimlerin ittifakıyla hikmetli Kur’an’ın en birinci tefsiri olan sünnetin de hikmetli olmasından daha tabii ne olabilir ki!..

“Her makamın bir sözü var.” düsturunda ifade edildiği gibi, ifadeler, kavramlar ve sözcüklerin içinde bulunduğu bağlamlara göre farklı manaları olur.

Buna göre hüda, ruh kavramları gibi, hikmet kavramı da bütün Kur’an’da aynı manada kullanılmamıştır. Örneğin: “Kime hikmet verilirse, muhakkak ki ona çok hayır verilmiş demektir.” (Bakara, 2/269) mealindeki ayette hikmet kavramını SÜNNET anlamına almak elbette mümkün değildir.

Buna mukabil,

“(İbrahim ve İsmail dua diyor:) Ey bizim Rabbimiz! Onların içinden öyle bir resul gönder ki, kendilerine Senin ayetlerini okusun, onlara kitabı ve hikmeti öğretsin ve onları tertemiz kılsın. Şüphesiz azîz sensin, hakim sensin.” (Bakara, 2/129)

mealindeki ayette yer alan “hikmet” kavramının sünnet manasında anlamakta bir sakınca olmadığı gibi, bunun önemli bir gerekçesi de vardır. Çünkü ayetin başında özellikle Hz. Peygamber (asm)'in kendisi söz konusu edilmiştir. Bu ise onun tebliğ ettiği Kur’an’ın yanında hepsi birer hikmet olan sünnetine de işaret edildiği anlamına gelir. Çünkü, bu alamda kitaptan farklı olarak hikmetin de öğretilmesi onun farklı bir anlamı olduğunun göstergesidir.

- Bununla beraber, “atıf edatı” olan “Vav” harfinin asıl görevi aralarında bulunduğu iki şeyin farklı olduğunu göstermektir. Bu edatın bir nevi atf-ı tefsir olan(arasında bulunduğu iki şeyi ayırmayan) manası ise ikinci derecede yer alan bir manadır. Yoksa asıl manası, arasında  bulunduğu iki şeyin farklı olduğunu göstermektir. Bu da ayette yer alan kitap ile hikmetin farklı şeyler olduğunu gösterir.

Hikmetin Sünnet için de kullanıldığını gösteren delilleri bir kaç madde halinde özetlemekte fayda vardır:

a) Kur’an’da yer alan “hikmet” kavramının sünnet manasında olduğunu söyleyen alimler olduğu gibi, onun Kur’a’nın bir hikmeti manasında olduğunu söyleyen alimler de vardır. Örneğin: Hasan-ı Basri, Katade  büyük alimler, Bakara, 129. ayetinde yer alan “hikmet”in sünnet manasında olduğunu belirtmiştir.

Diğer bazı alimlere göre ise, söz konusu ayetteki “hikmet” dini bilmek, dini kavramak ve Peygambere ittiba etmek manasına gelir. Bunlara göre, hikmet, Hz. Peygambere ittiba etmeyi/tabi olmayı gerektiren dini bilgilerdir.

Diğer bazı alimlere göre “hikmet” Allah’ın kalbe koyduğu nurdur (anlama ve kavrama kabiliyetidir). (bk.  Taberi, Maverdi, Beğavi, Razî, Kurtubî, ed-Durru’l-Mensur İbn Kesir, Alusi,Bakara, 2/129. ayetin tefsiri)

b) Konuyla ilgili bazı alimlerin ifadeleri:

- Taberi’nin tercih ettiği görüşe göre, bu ayetteki  “hikmet” kavramı, Hz. Peygamber (asm)'in rehberliği olmaksızın anlaşılması mümkün olmayan dini hükümlerin bilgisi anlamındadır. (Taberi, a.g.y)

- Zemahşeri’ye göre, ayetteki “hikmet”ten maksat, şeriattır, Kur’an’ın hükümlerini açıklamaktır. (bk. Zemahşeri, ilgili ayetin tefsiri) Kur’an’ın açıklaması ise Hz. Peygamber (asm)'in sünnetini ifade eder. Zaten Hz. Peygamber (asm)'in Kur’an’ı tebliğ etmek yanında onu açıklamak görevi de vardır. (bk Nahl,16/44)

- Semarkandi de  ayetteki “hikmet”i, Kur’an’ın öğütleri, helal-haramı (ahkamı) olarak değerlendirmiştir. (bk. Semarkandi, ilgili yer)

- Muhammed Abduh/Reşid Rıza’nın görüşü: “Onlara kitabı ve hikmeti öğretir”den maksat, onlara Kur’an’ı, şeriatın esrarını ve asıl maksatlarını, Müslümanların içinde gösterdiği hayat tarzıyla, sözleri ve fiilleriyle (sünnetiyle) onlara örnek ve rehber olmasıdır. Bazı alimlerin “sünnet” dedikleriyle bu manayı kast etmişlerse bu doğrudur. Çünkü, ilk asırda “hikmet” sünnet manasında kullanılırdı. (Tefsiru’l-Menar, ilgili ayetin tefsiri)

- Meraği de el-Menar’daki görüşleri tekrarlamıştır. (bk. Meraği, ilgili yer)

- Şaravi de ayette yer alan “hikmet” kavramının Hz. Peygamber (asm)'in hadisleri (sünneti) manasına geldiğini belirtmiş ve delil olarak da “Ey peygamber hanımları! Evlerinizde okunan Allah’ın ayetlerini ve hikmeti (hadisleri/sünneti) hatırlayın.” mealindeki Ahzab suresinin 34. ayetini göstermiştir. (bk. Şaravi, ilgili ayetin tefsiri)

M. Ali Sabuni de ayetteki hikmeti “sünnet” olarak açıklamıştır. (bk. Saffetu’t-Tefasir, ilgili yer)

Öyle anlaşılıyor ki, gerek eski gerek yeni/muasır müfessirlerin hepsi, farklı ifadelerle de olsa, netice itibariyle bu ayetteki “hikmet”i sünnet manasında olduğuna vurgu yapılmıştır.

Nitekim İmam Şafii de bu ayette geçen “Hikmet” kavramının “Sünnet” manasında kullanıldığını belirtmiştir. İmam Malik de benzer ifadelerle aynı görüşü paylaşmıştır. (bk. İbn Aşur, ilgili ayetin tefsiri)

c) Hikmet kelimesinin lügat anlamı: Menetmek, engellemek demektir. Çünkü hikmet, sahibini sağa-sola kaymaktan, yanlışa girmekten alıkor. Nitekim, “hayvanın dizgini”ne de hikmet denir. Çünkü onun dizgini onu yanlış yola girmekten korur. (bk. el-Beğavi, Bakara: 32. ayetin tefsiri)

Demek ki, “hikmet” kelimesinin lügat manası dahi Bakara suresinin 129. ayetindeki, hikmet kavramının sünnet olduğunu gösterir. Çünkü Hz. Peygamber (asm)'in Kur’an’daki pek çok şeyi, ibadetleri, hükümleri beyan edip açıkladığı bilinmektedir. Ve bu açıklamalar sayesinde insanlar örneğin namazın, haccın, oruç ve zekâtın nasıl eda edileceğini öğrenmiştir.

d) Söz konusu ayette geçen “hikmet” kavramının Kitap'tan farklı bir şey olması, belagatin gereğidir. Yoksa  ayetin manası: “O size kitabı öğretti ve kitabı öğretti” şeklinde bir tekrarlamaktan ibaret olur ki, belagat ilminin ve Kur’an’ın hikmetli genel prensiplerine aykırıdır.

Nitekim, hiçbir alim böyle bir manayı kabul etmemiştir. Hepsi de hikmeti kitaptan farklı anlamıştır.

Genel olarak hikmet kavramına, sünnet, dinin incelikleri, şeriatın esrarı, Kur’an’ın hükümleri gibi manalar verilmiştir.

Biz de bu tartışmasız gerçeğe binaen diyoruz ki, Kur’an’ın lafzını öğretmenin dışında, Hz. Peygamber (asm)'in “tebyin/beyan etmek, açıklamak” görevi çerçevesinde yaptığı her türlü açıklamalar, onun sünneti anlamına gelir.

Demek ki bütün alimlerin -farklı ifadelerle de olsa- ittifakla vurguladıkları hakikat, dönüp dolaşıp bu ayetteki hikmetin “sünnet” manasına geldiğine işaret etmektedir.

Şairin dediği gibi, “İfadelerimiz farklı olabilir, ama senin güzelliğin bir tanedir. Hepsi de ona işret eder.”

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR