Nisa Suresi 24. ayette geçen "Onlardan faydalanmanıza karşılık, kararlaştırılmış olan mehirlerini verin." ifadesi, sanki kadından yararlanılması karşılığı ona para verildiğini gösteriyor?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu konuda bazı bilgileri vermeden önce ayetin mealini -yeniden- vermekte fayda vardır:

“Kocası olan kadınlarla da evlenmeniz haramdır, ancak harp esiri olarak eliniz altında bulunan cariyeler bundan müstesnadır. İşte bütün bunlar Allah’ın kesin hükümleridir. Bu sayılanlardan başkalarını, iffetli yaşamak, zina etmemek şartıyla, mal harcayıp mehirlerini vererek nikâhlamanız helâldir. Dikkat edin: Evlenerek beraberliklerinden yararlandığınız kadınlara, belirlenmiş olan mehirlerini verin, bu bir haktır. Ama belirledikten sonra, aranızda anlaşarak miktarını arttırıp eksiltmenizde size bir vebal yoktur. Allah alîm ve hakîmdir (her şeyi hakkıyla bilir, mutlak hüküm ve hikmet sahibidir).”(Nisa, 4/24).

Şimdi ayette -meal olarak- yer alan “Evlenerek beraberliklerinden yararlandığınız kadınlara, belirlenmiş olan mehirlerini verin” ifadesindeki “yararlanma/faydalanma” kavramları üzerinde durmamız gerekir.

- Alimlerin önemli bir kısmına göre, bu ayette yer alan ve “yararlanma/faydalanma” anlamına gelen “istimta’” kavramı, “mut’a” nikahıyla alakalıdır.(bk. Razî, Ebu’s-Suud, ilgili ayetin tefsiri). İslam’da, mut’a nikahının önce mübah olduğu, daha sonra yasaklandığı hususu, Ehl-i sünnet alimlerinin ittifakına dayanan bir görüştür. O halde, ayette söz konusu edilen “istimta’ = faydalanma” ifadesi, bu geçici evliliğin manasını çağrıştıran bir sözcük olarak kullanılmıştır.

- Diğer bir kısım alimlere göre ise, ayetteki “istimta' ” nikah ve evlenmeyi ifade etmektedir.

Bu durumda, bu kavramı şöyle açıklayabiliriz: Evlilik, karşılıklı ihtiyaçlar sonucu, erkek ile kadının hayatlarını birleştirmelerinden ibarettir. Bu sebeple, erkeğin kadından faydalanması söz konusu olduğu gibi, kadının da erkekten faydalanması söz konusudur.

Bu karşılıklı “istimta' = faydalanma” işi, sadece nefsanî duyguların tatmini anlamına gelmez. Yaratılıştan var olan “bir başkasıyla hayatı paylaşma” duygusunun tatmin edilmesi anlamına da gelir. Nitekim,  “Kaynaşmanız için size kendi(cinsi)nizden eşler yaratıp aranızda sevgi ve merhamet peydâ etmesi de O'nun (varlığının) delillerindendir. Doğrusu bunda, iyi düşünen bir kavim için ibretler vardır.”(Rum, 30/21) mealindeki ayette, bu geniş -müşterek- hayat yelpazesine işaret edilmiştir.

Bu bilgiler ışığında konuya baktığımızda, “istimta’ = faydalanma” kavramının sadece şehevî duygulara -özelikle de erkeklere- hitap eden bir olgu olmadığını görürüz.

Ayette, bu faydalanma işinin erkeklere mahsusmuş gibi ifade edilmesinin hikmeti şunlar olabilir:

a. Kur’an’ın indiği dönemde “istimta’a”,  yerleşik bir kavram olduğu için kullanılmış olabilir.

b. İslam’da yeni kurulan müşterek aile hayatında, geçimi sağlama görevi erkeğe yüklenmiştir. Ayrıca, genellikle mal-mülkü olmayan kadına “mehir”  adında bir malî imkânın sağlanması da erkeğin uhdesine verilmiştir. Ayette, erkekten bu sorumluluğu yerine getirmesi istenirken, onun hayat arkadaşından aldığı destek “istimta’” kavramıyla hatırlatılmıştır.

c. Yukarıda arz edildiği üzere, aslında her iki tarafın da -müşterek hayattan- karşılıklı faydalanmaları söz konusu olduğu halde, bunun yalnız erkeğe hatırlatılması, kadın için bir küçüklük değil, bir şereftir. Çünkü, bu ifadeyle kadın, müşterek aile hayatının huzur simgesi, sükûnet sütunu, müşterek hayatın nirengi noktası, yaşanabilir bir hayatın ekseni olarak takdim edilmiştir. “Cennet anaların ayakları altındadır.” (bk. Nesâî, Cihad, 6), "Anne Cennet kapılarının ortasındadır." (İbn Hanbel, V, 198) diyen bir Peygamber (a.s.m)’in ortaya koyduğu dinden de zaten bu beklenir.

Ayette geçen belli bir süreye kadar, anlamındaki ifadeye gelince:

- İbn Abbas yanında, Ubey b. Kâb, Said b. Cübeyr, Süddi gibi alimler de ayette “ila ecelin müsemma”(belli bir süreye kadar) ifadesini de ayetin bir cümlesi olarak kabul etmişlerdir. Ve bu sebeple muta’ya taraftar olmuşlardır(bk. İbn Kesir, ilgili ayetin tefsiri).

- Ancak bu hüküm daha sonra neshedildiği için, alimlerin cumhuruna göre, muta nikahı haramdır. Bunların dayanağı ise, Buhari ve Müslim’in Hz. Ali’den yaptıkları şu rivayettir: “Hz. Peygamber hayber günü mut’a nikahını ve ehlî eşeklerin etini haram kıldı”(bk İbn Kesir, a.g.y).

- Hz. Ömer’in sahabe cemaatinin huzurunda mut’anın haram olduğunu bildirmesi üzerine bu hüküm sahabenin icmaıyla/büyük çoğunluğuyla sabit olmuştur.

Razi’nin ifade ettiği gibi, Hz. Öermer’in bu sözü özetle şu anlama gelir: “Ben Mut’a nikahını yasaklıyorum; çünkü Hz. Peygamberin bunu yasakladığını çok iyi biliyorum.”

Eğer böyle olmazsa, Hz. Ömer’in ve onun bu söylediklerini kabul eden sahabenin -haşa- dinde oynamış olduklarını ve dolayısıyla dini risk taşıdıklarını kabul etmek gerekir(bk. Razi, ilgili ayetin tefsiri). Başta Hz. Ömer olarak aşere-i mübeşşerenin de içinde bulunduğu sahabe cemaati için böyle bir su-i edep elbette Şialardan başkasında bulunmaz, bulunamaz.

- Razi’nin belirttiği gibi, bu ayette yer alan “Ücur/ücretler” kelimesinin mut’a için değil, doğrudan nikahın mehri olduğunu gösteren deliller vardır(Razi, a.g.y).

- Ehli sünnet alimlerinin görüşüne göre bu konunun özeti şudur:

a. Nisa 24. ayette yer alan “Ucur” kelimesinin normal nikah akdi geçen geçerli olan mehir mi yahut Mut’a nikahına işret eden bir ücret mi olduğu konusunda farklı görüşler vardır. Bu sebeple bu ayetin ifadesi, -bir ihtimal olmakla beraber-kesin olarak mut’a nikahı hakkında olduğu söylenemez.

b. Bu ayetin manası ne olursa olsun, ehl-i sünnet alimlerinin büyük çoğunluğuna göre, Mut’a nikahı önceleri caiz görülmüş, Hz. Peygamber’in bu konudaki ifadeleri sahih hadis kaynaklarında bildirilmiştir.

c. Mut’a nikahının sonradan yasaklandığına dair sahih hadis kaynaları vardır.

Bu rivayetlerin bir kısmı şöyledir:

- Rebi b. Sebre el-Cuhani babasından nakleder. Babası demiş ki, “Hz. Peygamber Mut’a nikahını yasakladı ve: ‘Mut’a, artık bugünden kıyamete kadar haramdır’ diye buyurdu.” (Müslim, Nikah, 28/1406)

- Hz. Ali anlatıyor: “Hz. Peygamber, Hayber günü kadınlarla mut’a yapmayı (mut’a nikahını kıymayı) ve ehlî eşeklerin etini yasakladı.” (Buhari, Nikah, 31; Müslim, Nikah, 29, 30, 31, 32/1407)

- Müslim’de Mut’a nikahının yeri hakkında, Hayber, Mekke fethi, Evtas günü şeklinde farklılık vardır. (bk. Müslim, 1404-1407)

Ebu Davud’un bir rivayetine göre yasak Veda haccında olmuştur. (bk. İbn Hacer, Fethu’l-Bari, 9/169)

Müslim’in bu konuya başlık atarken kullandığı “Mut’a nikahı konusu ve bunun önce helal kıldığı, sonra neshedildiği,  sonra yine helal kılınıp tekrar neshedildiği, en son kıyamete kadar haram kılındığına dair BAB/bölüm” ifadesi Mut’an’ın en son karar kılan durumunun haram olduğunu göstermektedir.

- İmam Maverdi, Mut’a nikahının bir kaç defa ruhsat verilmiş, sonra tekrar yasaklanmış olduğunu görüşünü belirtirken, İbn Hacer de, bunun doğru olduğu kanaatindedir. (İbn Hacer, a.g.e, 9/170)

- İmam Nevevi’ye göre, bu ruhsat ve yasak iki defa vuku bulmuştur. Birincisi: Önceden izin verilen Mut’a nikahı, Hayber’de yasaklanmıştır. Sonra tekrar izin verilmiş ve Mekke Fethinde kıyamete kadar devam eden kesin yasaklama getirilmiştir. ( İbn Hacer, a.g.y)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR