Hayat boş geldiğinde Müslüman ne yapmalıdır?
Günümüzde birçok Müslümanın yaşayabileceği önemli bir durum hakkında soru sormak istiyorum.
Bir Müslüman, hayatında derin bir boşluk hissediyorsa; ne dünyevî başarıların ne de dinî ibadetlerin ona gerçek bir amaç, anlam veya huzur verdiğini düşünüyorsa nasıl hareket etmelidir?
Bazen insan namaz kılmasına, Kur’an okumasına ve Allah’a bağlı kalmaya çalışmasına rağmen kendisini hâlâ kaybolmuş, isteksiz ve yönünü bulamamış hissedebilir. Hatta hem dinî hayatında hem de dünya hayatında başarısız olduğunu düşünerek büyük bir umutsuzluğa kapılabilir.
Böyle bir durumda Müslüman, yaşadığı bu duyguları nasıl anlamalıdır? Bu durum bir imtihan mıdır, insanın kendi nefsiyle yaptığı manevi bir mücadele midir, yoksa şeytanın kişiyi umutsuzluğa ve amaçsızlığa sürükleme çabası olabilir mi?
Ayrıca günümüzde eğitim, kariyer, maddî başarı ve sürekli rekabet üzerine kurulu bir hayat anlayışı içinde Müslüman, bu yarışın içinde kaybolmadan nasıl anlamlı bir hayat kurabilir? Özellikle ölümden sonra bütün dünya meşguliyetlerinin geride kalacağı düşünüldüğünde, insan dünya sorumlulukları ile ahiret bilinci arasında nasıl bir denge kurmalıdır?
Hayat duygusal ve manevi açıdan boş hissettirdiğinde, İslam insana yeniden amaç, huzur ve Allah’a bağlılık duygusunu kazanması için hangi yolu göstermektedir?
Allah sizden razı olsun.
Değerli kardeşimiz,
Bu soru, aslında birçok insanın hayatının belli dönemlerinde karşılaşabileceği çok derin bir meseleyi dile getirmektedir. “Namaz kılıyorum, Kur’an okuyorum, Allah’a yönelmeye çalışıyorum; fakat yine de içimde bir boşluk var. Hayatın anlamını hissedemiyorum.” şeklindeki bir durum, kişinin mutlaka imanının olmadığı veya Allah’tan uzak olduğu anlamına gelmez.
Öncelikle şunu bilmek gerekir ki insan, sadece başarılarla veya sürekli iyi hissetmekle anlam bulan bir varlık değildir. İnsan bazen ibadet ettiği hâlde zorlanabilir, bazen yaptığı işlerden tat alamayabilir, bazen de kendisini amaçsız hissedebilir. Bu durum, insan olmanın ve imtihan dünyasında yaşamanın bir parçasıdır.
Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Andolsun ki sizi biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 2/155)
Bu ayet bize şunu öğretir: İmtihan sadece maddî zorluklarla olmaz. Bazen insanın imtihanı, kalbindeki karışıklıklar, anlamsızlık hissi, yönünü bulamama ve sabır gerektiren iç mücadeleler olabilir.
Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır: Mümin, yaşadığı bu boşluğu hemen “Allah beni terk etti” şeklinde yorumlamamalıdır. Çünkü insanın Allah’a yakınlığı sadece hissettiği duygularla ölçülmez. Bazen kul, Allah’a en yakın olduğu dönemleri bile duygusal olarak zorlandığı zamanlar da yaşayabilir.
Bir insanın namaz kılması, Kur’an okuması ve ibadet etmesi çok değerlidir. Fakat ibadetlerin amacı sadece anlık bir huzur veya sürekli bir mutluluk hissi vermek değildir. İbadet, insanın Rabbine bağlanması, hayatını doğru bir yöne koyması ve kulluk bilincini diri tutmasıdır.
Nasıl ki bir insan sevdiği bir işi yaparken bile bazen yorulur, ailesini seven bir insan bile bazen sıkıntılar yaşar; aynı şekilde Allah’a bağlı olan bir insan da zaman zaman manevi dalgalanmalar yaşayabilir.
Hayatın anlamı sadece başarıdan ibaret değildir
Günümüz insanının en büyük problemlerinden biri, hayat değerini çoğu zaman başarı, kariyer, maddî imkân veya insanların takdiri üzerinden ölçmesidir. İnsan kendisini başkalarıyla kıyasladıkça, sürekli geride kaldığını düşünebilir.
Ancak İslam’ın ölçüsü farklıdır. Allah katındaki değer, sadece dünyadaki sonuçlarla belirlenmez. Bir insan büyük başarılar elde etmese bile samimiyetle Allah’a yönelmesi, sabretmesi, iyilik yapması ve kulluk bilinciyle yaşaması çok değerlidir.
Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah katında en değerli olanınız, O’na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır.” (Hucurât, 49/13)
Bu ayet, insanın değerinin makamla, servetle veya toplumdaki konumla değil; kalbindeki takva ve Allah ile olan ilişkisiyle ölçüldüğünü gösterir.
Peki insan yeniden amaç duygusunu nasıl kazanabilir?
Öncelikle insan, hayatının anlamını sadece büyük hedeflerde aramamalıdır. Bazen insan “Hayatta büyük bir amacım yok” diyerek günlük küçük sorumlulukların değerini görmez.
Oysa bir Müslüman için,
Helalinden çalışmak
Ailesine karşı sorumluluklarını yerine getirmek
İnsanlara faydalı olmak
İlmini artırmak
Güzel ahlak sahibi olmak
Allah’ın verdiği nimetleri doğru kullanmak
gibi birçok fazilet ve erdem, anlamlı bir hayatın parçalarıdır.
İslam, dünyayı terk etmeyi değil; dünyayı ahiret yolunda değerlendirmeyi öğretir. Dünya bir amaç değil, bir araçtır. İnsan dünyayı eline alır ama kalbine koymaz.
Bir Müslüman eğitim alırken, meslek edinirken veya kariyer hedeflerken şu bilinci taşıyabilir:
“Ben bütün değerimi bu başarıdan almıyorum. Ben Allah’ın kuluyum; yaptığım işi de O’nun rızasına uygun şekilde yapmaya çalışıyorum.”
Bu bakış açısı, insanı hem çalışmaya teşvik eder hem de başarısızlık karşısında tamamen yıkılmasını engeller.
Şeytanın umutsuzluğa sürüklemesi
İnsanın içine “Hiçbir şeyin anlamı yok”, “Sen başarısızsın”, “Çabanın faydası yok” gibi düşünceler gelebilir. Mümin, bu düşüncelerin her zaman gerçeği yansıtmadığını bilmelidir.
Şeytanın en büyük hedeflerinden biri insanı ümitsizliğe düşürmektir. Çünkü ümitsiz insan mücadeleyi bırakır. Oysa Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin.” (Zümer, 39/53)
Müminin görevi, her zaman güçlü hissetmek değil; zorlandığında tekrar Allah’a yönelmektir.
İbadetlerin tadını alamamak
Bazen insan, ibadetlerini yapar fakat eski manevi tadı bulamaz. Böyle zamanlarda ibadetleri terk etmek doğru değildir. Çünkü insan sadece hisleriyle hareket etmez.
Bir hasta, ilacın etkisini hemen hissetmese bile tedaviyi bırakmaz. Aynı şekilde kalbin manevi tedavisi olan ibadetlere de devam etmek gerekir.
Bununla birlikte ibadetleri sadece şekil olarak değil, anlamını düşünerek yapmak önemlidir. Namazda Allah’ın huzurunda olduğunu hatırlamak, Kur’an’ı sadece okumak değil hem okuyup hem de anlamaya çalışmak, yapılan ibadetleri kalple desteklemek gerekir.
Sonuç
Bir Müslüman hayatında boşluk hissettiğinde öncelikle kendisini tamamen başarısız ilan etmemelidir. Bu durum bazen bir imtihan, bazen bir uyanış vesilesi, bazen de insanın hayatını yeniden değerlendirmesi için bir fırsat olabilir.
Kişi kendisine şu soruları sorabilir:
“Ben sadece insanların beklentilerini mi gerçekleştirmeye çalışıyorum, yoksa Allah’ın razı olacağı bir hayat mı kurmaya çalışıyorum?”
“Başarıyı sadece dünyadaki sonuçlarla mı ölçüyorum?”
“Bana verilen nimetleri ve sorumlulukları fark ediyor muyum?”
Hayatın anlamı, her zaman büyük başarılar kazanmakta değil; Allah’ın verdiği ömrü O’nun rızasına uygun şekilde değerlendirmeye çalışmaktadır.
Bazen insan yolunu kaybettiğini düşündüğü anda aslında daha derin bir arayışın içine girmiş olabilir. Önemli olan, bu arayışı bırakmamak ve Allah ile olan bağı korumaktır.
Allah Teâlâ kalplerimize huzur, hayatımıza anlam, ibadetlerimize samimiyet ve adımlarımıza istikamet nasip etsin.
İlave bilgi için tıklayınız:
Hayat anlamsız geliyor, ne önerirsiniz?
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Rızık az, ömür zulüm, eş yok ise bu nasıl bir kader?
- Allah’ın bunca acı, azap çektirmesi neden?
- Evlilik hakkında 9 kritik soru nedir?
- Hayat anlamsız geliyor, ne önerirsiniz?
- Mütedeyyin genç kızlar ne yapsın?
- DEHB, imtihan mı, ilaç kullanmalı mıyım?
- Çok huzursuzum, ne yapmalıyım?
- Hayatı sevmek ve zevk almak kötü mü?
- Ruhum daralıyor ne yapmalıyım?
- Allah psikolojik hastalıkları neden yarattı?