Günahlarımın gizli kalması için ne yapmalıyım?

Soru Detayı

​Ben günahlarıma tövbe ettim bazı günahlarımı da geçmişimde anlatmıştım "bak ben yaptım siz yapmayın” diye. Ve bazı kişiler de sorduğunda bunu yaptın mı, yalan olmasın diyerek yaptım dedim, bir yığın şahit tuttum. Şimdi şahit tutanlar affedilmeyecek deniyor, benim durumum ne olacak?
"Ve günahlarımın ahirette gizli kalmasını çok İstiyorum."
"Şimdi günahlarıma şahit tuttuğum için" daha “gizli kalma imkanı ortadan kalkmış mıdır?" Ne yapmalıyım?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Günahlarınıza şahit tuttuğunuz için, ahirette gizli kalma imkanı ortadan kalkmış değildir. Zira, ahirette bu hatalarımızı ortaya çıkaracak olan da, bunları gizleyip hiç kimseye göstermeyecek olan da Allah’tır.

Bu açıdan;
- tövbenin şartlarını yerine getirir, bir daha o günahları tekrar işlemezsek;
- kul haklarını ilgilendirenlerle helalleşir, gönüllerini alırsak;
- insanların hatalarını araştırmaz, gördüğümüz hatalarını hiç kimseye söylemezsek;
- bize yapılmış hataları affeder, onları hiç kimseye söylemez içimizde gizlersek;

her hatayı gizleyen, bizim hatalarımızı bile yüzümüze vurmadan affeden Gafur olan Allah, bizden razı olursa ve dilerse, inşallah, bizim başkalarına anlattığımız günahlarımızı onlara da bize de asla hatırlatmaz. Onun sonsuz rahmetinden, affından ve gufranından bu ihsan, ikram ve lütfunuz bekleriz.

İnsan hata edebilir

Rabbimiz gizli ve açık her türlü günahı yasaklıyor (Enam 6/151) Ama günah işleyebileceğimizi de belirtiyor. (Nisa 4/17)

İnsanız, hata edebiliriz. Fakat, bu hata ve günahları ilan etmemeliyiz. Günahımıza şahitler tutmamalıyız. Tek şahidimiz Rabbimiz olmalıdır. Ona yönelmeliyiz. Ondan gizli kalacak hiçbir gizli yoktur. Zira acılar paylaşılarak azalır belki ama günahlar paylaşılarak affettirilmez. Günahların açıkça söylenmesi, günaha karşı olması gereken direnci kırar. Onun için örtülü kalmalı. Allah perdeyi kaldırmadıkça kişi perdeyi kaldırmamalıdır. Günahını böbürlenerek anlatan, günahının cezasını katmerleştirir.

Günahlara karşı pişmanlık ve tövbe

Kulun tövbekar sayılması için kendi vicdanında, yani kendi özünde ve içinde günahlarına karşı pişmanlığa ve tövbeye sarılması en önemli şarttır ve yeterlidir. Günahlarını başka bir kurumun veya kişinin önünde sayıp dökmeye gerek olmadığı gibi, böyle bir davranış tevhid inancı ile de bağdaşmaz. Çünkü Allah’tan başka hiç kimse günahlara tövbeyi kabul veya red konusunda ya da günahlara cezâ takdir etmek hususunda yetki sahibi değildir.

Kul hakkını içeriyor olmadıkça günahlar şahsîdir ve kul ile Rabbi arasındadır. Kul hakkını içeriyor olması halinde ise günah, yalnız hakkı zedelenen kul ile hakka geçen şahıs arasında bir meseledir ve üçüncü şahıslar açısından yine gizlilik taşır.

Affedilmek için günahların gizli kalması

Günahların özünde “gizlilik” esası vardır ve bu korunmalıdır. Allah’ın “Settâru’l-uyûb” ismi günahları gizlemek istemektedir. Af yolunun açık kalması için günahların gizli kalmasına şiddetle ihtiyaç vardır.

Cenâb-ı Hakkın Settâr ve Gaffâr isimleri

İnsanın kusur ve günah işlemeye kabiliyetli bir fıtratı bulunduğunu beyan eden Üstad Saîd Nursî Hazretleri, Cenâb-ı Hakkın Settâr ve Gaffâr isimlerinin kusurlar ve günahlara karşı bir siper hükmünde bulunduğunu; yalnız Kendisine sığınıldığında Cenâb-ı Hakkın günahları örttüğünü, gizlediğini ve bağışladığını kaydeder. (bk. Mesnevî-i Nûriye, s. 113)

Adli Mahkemelerde suçlunun suçunu itiraf etmesi tövbe hükmündedir. Günah veya suç bir veya birden fazla kişinin hakkı ve hukuku ile ilgili bir alanda işlenmiş ise, mahkemeler elbette suçluyu yargılamak ve masumları korumak için harekete geçerler. Adaletin sağlanması için bu gereklidir ve bu ayrı bir meseledir. Kişinin mahkemeye karşı suçunu itiraf etmesi bu bakımdan bir fazilettir ve bu da bir bakıma tövbe hükmündedir.

Fakat kişi başkasını ilgilendirmeyen günahlarını gizlemeli, günahlarını yaymaktan kaçınmalı ve günahlarına kendi vicdanında tövbe etmelidir. Günahları ile övünmek ise haramdır.

Günahımızı başkasına anlatmayalım

Günah işlememek esastır, bunun için maddi ve manevi her türlü tedbiri almamız gerekir.

Ancak bazı kimseler, gerek nefsin, gerek şeytanın gerekse başka etkilerle bir günah işleyince onu başkalarına söylemeden duramaz. Günahını birine anlatmazsa sıkıntıdan patlayacağını, onu biriyle paylaştığı zaman ferahlayacağını düşünür. Fakat hatasını yaymanın kendisine neler kaybettireceğini hesaba katmaz.

Hataların başkalarına anlatılması yerine tövbe edilmeli

Ayıplamaktan başka bir şey bilmeyen bazı insanların diline düşmemek için hatasını kimseye söylememelidir. Hatasını başkasına anlatacağına Cenâb-ı Hakk’a el açıp yalvarmalı, kendini bağışlamasını dilemeli, günahlarına tövbe etmelidir. Samimiyetle tövbe ettiği ve kulluk görevlerini hakkıyla yerine getirdiği zaman kendisini Cenâb-ı Mevlâ’nın bağışlanacağını da bilmelidir.

Günahları teşhir etmek insanın ar damarını çatlatır

Şurası da unutulmamalıdır: Günahları teşhir etmek insanın ar damarını çatlatır; ona yeniden günah işleme cesareti verir.

Birinin yaptığı günahı duymak, karakteri zayıf bazı kimselerde günahlara sempatiyle bakma ve fırsatını bulunca o günahı işleme arzusu uyandırır.

Bunlardan daha kötüsü, teşhir edilen bir günahın affedilme şansı daha da azalır.

Allah’ın affedici olduğunu unutmayalım

Günah işleyen kimse, bir kahramanlık yapmış gibi onu kimseye söylememelidir. Yaptığı günahı Rabbinin bildiğini düşünerek o günahın altında ezilmeli ve şimdi anlatacağım hadîs-i şerifte olduğu gibi, Cenâb-ı Hakk’ın kendisini bağışlayacağını ummalıdır.

Bir gün Peygamber Efendimiz Mescid-i Nebevî’de otururken yanına bir adam geldi ve:

“Ey Allah’ın elçisi! Ben cezalandırılması gereken bir günah işledim. Cezamı ver!” dedi.

Peygamber Efendimiz o adama hiçbir şey söylemedi. Fakat adam az sonra isteğini tekrarladı:

“Ey Allah’ın elçisi! Ben cezalandırılması gereken bir günah işledim. Cezamı ver!”

Resûl-i Ekrem ona yine cevap vermedi. Derken namaz vakti geldi, namaz kılındı. Günah yükünün altında ezilen o sahabi namazdan sonra Resûl-i Ekrem’in peşine takıldı ve isteğini tekrarladı:

“Ey Allah’ın elçisi! Ben cezalandırılması gereken bir günah işledim. Cezamı ver!”

Sevgili Peygamberimiz o zaman adama dönerek sordu:

“Sen mescide gelmek üzere evinden çıkacağın zaman güzelce abdest almadın mı?”

“Aldım, Ya Resûlallah!”

“Sonra mescide gelip bizimle birlikte namaz kılmadın mı?”

“Kıldım, Ey Allah’ın elçisi!”

“Öyleyse Allah Teâlâ senin günahını bağışlamıştır.” (Buhârî, Hudûd 27; Müslim, Tevbe 44)

Efendimiz bu müjdesiyle, ibadetlerin insana sevap kazandırmakla kalmayacağını, onların aynı zamanda günahlara da kefaret olacağını haber vermiştir.

Başkalarının ayıbını örtelim ve gizleyelim

"Her kim bir Müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah'u Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örter. Her kim Müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği bir şeyini ortaya çıkarır ve dile verirse; Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten, bir ölüyü diriltmiş gibidir. " (Buhârî, Mezâlim, 3; Müslim, Birr, 58; Tirmizî, Birr ve Sıla, 85)

“Kim bir Müslümanın ayıbını dilerse Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter." (Ebû Dâvud, Edeb, 39)

“Kim bir ayıp görür de örterse sanki kabrine diri gömülmüş bir yavruya can vermiş gibi olur." (Ebû Dâvud, Edeb, 38)

“Allah Teâlâ kudsi hadiste şöyle buyuruyor: ‘Ben dünyada Müslüman bir kulumun örttüğüm bir kusurunu, âhirette ortaya çıkarıp onu rezil ve rüsvay etmeyecek kadar büyük kerem ve af sahibiyim.’” (Câmiü’s-Sağîr, 2893)

Başkalarının ayıp ve kusurlarını araştırmayalım

"Müslümanların ayıplarını (ve gizli şeylerini) araştırmayın..." (Hucurât, 49/12)

“Birbirinizin özel ve mahrem hayatını araştırmayın." (Müslim, Birr ve Sıla, 30)

Dua edelim

“Allah’tan kusurlarınızı örtmesini ve sizi korktuklarınızdan emin kılmasını isteyin.” (Câmiü’s-Sağîr, 638)

Allah’ın Gafur ismine mazhar olmaya çalışalım

el-Gafur: Çok mağfiret eden, günahları çokça örten ve kusurları çokça bağışlayan manalarına gelmektedir. Cenab-ı Hakk Gafur’dur. Günahları bağışlar, kusurları örter ve kuluna mağfiret eder. Bu ism-i şerifi affeden manasındaki “el-Afuv” isminden ayıran mana farkı şudur:

el-Afuv isminde de günahı affetmek vardır, ancak kusur ve günah yüzüne çarpılır ve kul mahcup edilir.

el-Gafur isminde ise günah affedildiği gibi yüzüne de çarpılmaz, günahı hatırlatılarak rezil edilmez ve günahtan tamamen vazgeçilir. Bu mana farkını şöyle bir temsille daha iyi anlayabiliriz:

Bir esnafın kasayı bir çalışanına emanet ettiğini farz edelim. Bu çalışan şeytana uydu ve kendisine emanet edilen kasadan para çaldı. Dükkân sahibi de çalışanına suçüstü yaptı ve onu yakaladı. Şimdi dükkân sahibinin çalışanına karşı üç farklı muamelesi olabilir.

Birinci muamelesi şudur: Onun kulağından tutar, ilk önce onu azarlar ve daha sonra onu polise teslim ederek hapse girmesini sağlar. Bu, ceza muamelesidir. Dükkân sahibi çalışanına ceza ile muamele etmiştir.

İkinci muamelesi şu olabilir: Dükkân sahibi çalışanını huzuruna alır ve ona saymaya başlar: “Ben sana iyilik yapmadım mı? Seni korumadım mı? Maaşını fazla fazla vermedim mi? Senin hiçbir şeyin yokken ben seni gözetmedim mi? Bütün bunlara karşılık sen bana bu kötülüğü nasıl yaptın? Hiç mi insafın yok! Hiç mi utanman yok!..” Bunlar gibi çok sözler söyler, çalışanını rezil eder ve onu utandırır. Yaptığı kusuru yüzüne vurur ve ona yaptığı iyilikleri hatırlatır. Lakin bütün bunlardan sonra ona der ki: “Seni polise vermiyorum. Bu suçun sebebiyle seni cezalandırmıyorum. Bu rezilliğin sana kâfidir. Seni affediyorum.” İşte bu muamele af muamelesidir. Dükkân sahibi onu cezalandırmamış ve onu polise teslim etmemiştir. Lakin kusurunu yüzüne vurarak onu rezil etmiş ve utandırmıştır. Bu muamelesiyle dükkân sahibi Allah’ın el-Afuv ismine mazhar olmuştur.

Dükkân sahibinin üçüncü muamelesi de şu olabilir: Çalışanının hırsızlığını görür ve bilir, lakin bu kusurunu onun yüzüne vurmaz. Bu suçundan dolayı onu hesaba çekmez, bilmiyormuş gibi davranır. Onunla yüz yüze gelmez ve onu rezil rüsva etmez. İşte bu muamele af değil, mağfirettir ve dükkân sahibi bu muamelesiyle Allah-u Teâlâ’nın El-Gafur ismine ayna olmuştur.

Aynen bu misalde olduğu gibi, Cenab-ı Hakk’ın da kullarına karşı üç türlü muamelesi vardır. Bazen kullarının günah ve isyanlarına karşı onlara azap eder. Bu, Allah’ın cezasıdır ve ceza ile muamelesidir. Bazen ise kullarının günah ve isyanlarına karşı hem dünyada hem de ahirette ceza vermez. Lakin hesap günü kuluna bu günahlarını hatırlatır. Ellerini, gözlerini, kulaklarını ve diğer azalarını konuşturarak kulunu rezil eder. Hatta bu rezillik ve utanmak öyle bir seviyeye gelir ki, şu hadis-i şerifin bildirmesiyle kul artık cehenneme gitmek ister.

Cabir İbni Abdullah Hazretlerinden nakledilmiştir. Rasulullah (asm) şöyle buyurmuştur: “Kıyamet günü Âdemoğlunun Allah’ın huzurundaki utanması ve rezilliği öyle bir dereceye ulaşır ki, kul artık cehenneme gitmesinin emredilmesini ister, ta ki o rezillikten kurtulsun.” (Suyuti, Dürrul Mensur: 2/411)

Evet, Cenab-ı Hakk bir kısım kullarını bu kadar rezil edecek ve daha sonra bu kulların bir kısmını cehenneme atarak onları cezalandıracak ve bir kısmını da affederek onları cennetine sokacaktır. Ancak bu aftır. Yani cehenneme sokarak ceza vermemiş, ancak kusurunu yüzüne vurarak onu rezil etmiştir. Cenab-ı Hakk’ın üçüncü muamelesi de şudur: Kuluna günahlarını hiç hatırlatmaz ve hatalarını yüzüne vurmaz. Hatta bu günahları işlediğini bile kuluna unutturur ki, kendi huzurunda mahcup olmasın. Boynunu büküp utanmasın. Sevinci hüzne dönmesin. İşte bu, Gafur isminin tecellisidir. Kula günahı unutturulur ve günahından tamamen vazgeçilir.

Bu sebepledir ki, yatsı namazına müteakiben okuduğumuz Bakara suresinin son ayetlerinde,  وَاعْفُ عَنَّا وَاغْفِرْ لَنَا diyerek, “Ey Rabb’imiz, bizi affet ve bize mağfiret et.” diye dua etmekte, Allah’tan hem af ve hem de mağfiret istemekteyiz. Çünkü sadece af olmak yetmiyor. Mağfiret de istiyoruz ki, günahlarımız yüzümüze vurulmasın, rezil rüsva olmayalım. İşte istediğimiz bu mağfiret El-Gafur isminin tecellisidir ve aftan öte bir manayı taşımaktadır.

Bizlerin bu ism-i şeriften hissesi şu olmalıdır:

İnsanların kusurlarına karşı adeta kör olup kusurları hiç görmeyelim. Kimsenin ayıbını yüzüne vurmayalım. Ona acıyıp lütufla ıslahına çalışalım. Kim bunu yapabilirse Allah’ın el-Gafur ismine ayna olmuş olur ki, bu büyük bir devlettir.

Bu makamda Hz. İsa ne de güzel söylemiştir: “İnsanların Rabb’iymiş gibi onların kusurlarına bakma. Sen kulsun, kendi kusuruna bak.”

Cenab-ı Hakk bizleri ve sizleri el-Gafur isminin tecellisine mazhar eylesin. Kusurlarımızı örtsün ve yüzümüze çarpmasın. Bizlere el-Gafur ismiyle tecelli etsin. Âmin!

İlave bilgi için tıklayınız:

Ahirette amel defterimiz elimize verilip günahlarımız açıklandığında ...

Sadece Allah'ın bildiği, gizli işlenen günahları ahirette herkes ...

“Bir kötülük işlediğinde hemen tövbe et. Gizli günahına gizlice ...

İnsanların, halktan gizleyerek özel mekanlarda işledikleri günahlar ...

Yaptığı günahları başkasına anlatanların affı zor mudur? | Sorularla ...

"Ümmetimin tamamı affedilmiştir, ancak günahlarını ilan edenler ...

 Günah işleyen kişi tövbe etmekle günahlarından kurtulabilir mi?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
17.196 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun