Ebced hesabıyla uğraşmak haram mıdır; bu konudaki hadisi nasıl anlamalıyız?

Soru Detayı
İbni Abbas r.a.’den rivayet edilen hadiste buyrulur ki; “Muhakkak ki ebced hesabı yapan ve yıldızlara bakan kimselerin Allah katında hiçbir nasibi yoktur.” [Beyhaki, Sünen (7/240) İbn Receb Fethul Bari (3/142); İbn Hacer, Fethul Bari (11/351); Suyuti İtkan (1/241); Taberani (9/254)] - Bu hadisi nasıl anlamak lazım, açıklar mısınız?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu konuyu birkaç madde halinde açıklamakta fayda görmekteyiz:

a) İbn Hacer’in Fathu’l-Bari’deki ifadesi şöyledir:

“Rivayetle sabittir ki, İbn Abbas, ebced hesabı ile uğraşanları azarlamış ve bunun bir nevi sihir olduğunu belirtmiştir. Bu tespit uzak bir görüş değildir. Çünkü, şeriatte bunun aslı yoktur.”(Fethu’l-Barî, 11/351).

İbn Hacer, bir paragraf sonra, ebced hesabından bahseden hadisi kabul ettiğini gösteren şu ifadelere yer vermiştir:

“Harflerin sayısal değerleri (ebced hesabı) ile ilgili duruma gelince, bu bir kısım Yahudilerin ortaya attığı bir şeydir. Nitekim, İbn İshak’ın “es-Sîretu’n-nebeviye” adlı eserinde bildirdiğine göre, Ebu Yasir b. Ahtab ve daha başkaları, surelerin başlarında bulunan mukattaa harflerini ebced hesabına göre değerlendirmişler ve ilk inen surelerin başında yer alan 'Elif-Lam-Mim; Elif-Lam-Ra' harflerinin ebced değerine bakarak, İslam ümmetinin ömrünün kısa olduğunu söylemişlerdir. Daha sonra, 'Elif-Lam-Min-Sad; Ta-Sin' ve benzeri harfler inince, 'şimdi iş karıştı', demişlerdir.” (Fethu’l-Barî, a.g.e)

İbn Hacer’in aşağıda tercümesini verdiğimiz ifadeleri de ebcedle ilgili hadisi kabul ettiğini göstermektedir.

"Müteşabihlerin peşine takılanların ilki, Yahudiler olmuştur. Nitekim İbn İshak'ın rivayetine göre, onlar mukattaat harflerini tevil etmiş ve ebced hesabına göre, bu ümmetin ömrünün müddetini çıkarmışlardır. Müslümanlar arasında ise, ilk defa müteşâbihleri incelemeye alan Hâricîlerdir. Bir rivâyete göre, İbn Abbas "kalblerinde kötülük bulunanlar, müteşâbihlerin ardına düşerler" âyetini Hâricîlere hamletmiştir."

"Darimî ve benzerlerinin rivayet ettikleri Hz. Ömer'in hikayesi meşhurdur. Müteşâbihlerle uğraşan Dabî' adındaki şahsı azarlamakla kalmamış, başını kanatıncaya kadar dövmüştür." (İbn Hacer, 8/211).

- Bazıları Hz. Ömer’in ebcedle ilgilendiği için Dabî’ adındaki şahsı dövdüğünü söylerler. Halbuki -görüldüğü üzere- konu ebced değil, müteşabihlerdir.

- Bu rivayetleri bilmelerine rağmen, İslâm âlimlerinin tarih boyunca müteşâbihlerle ilgilendikleri bir gerçektir. Zannediyoruz, burada gözardı edilmemesi gereken önemli bir diğer husus da İbn Hacer'in ebcedle ilgili rivâyet edilen hadisin sıhhatini kabul etmiş olmasıdır.

Tabiinlerin büyüklerinden değerli müfessir, Ebu’l-Aliye, onun talebesi, Rabî’ b. Enes, İmamu’l-müfessirin olarak kabul edilen Taberî, açıkça, yirmi dokuz surenin başında yer alan harflerinin bir hikmeti, ebced hesabına göre bazı olaylara işaret etmek olduğunu ifade etmişlerdir(bk. Taberî, I/88-94).

- Kur’an’da Ebced hesabının varlığını kabul eden Ebu’l-Aliye gibi alimlerin görüşlerine yer veren Kadı Beydâvî, onların dayandıkları ebcedle ilgili meşhur hadisi kabul etmiştir. Ancak Hz. Peygamber (a.s.m)’in onlara karşı gösterdiği davranışın, onların söylediklerini kabul ettiği anlamına gelmeyeceğini, aksine onlara karşı gösterdiği tebessümü, onların cehaletine karşı bir tepki olabileceğini vurgulamıştır. Bununla beraber, Kur’an’da ebced hesabının varlığını kabul edenlerin, kabul gerekçelerini şöyle özetlemiştir:

“Her ne kadar ebced hesabı, yabancı kaynaklı ise de fakat Araplar dahil insanlar arasında, o kadar meşhur bir yere sahip olmuştur ki, âdeta, yabancı kökenli olan mişkât, siccîl, kıstas kelimeleri gibi artık Arapçalaşmıştır. Onun için onun göstereceği delâletler, diğer Arapça ifadeler gibi geçerlidir.”(Beydavî Tefsiri; 1/37).

Bediüzzaman’ın ifade ettiği gibi,

“Cafer-i Sadık (ra) ve Muhiddin-i Arabî (ra) gibi esrâr-ı gaybiye ile uğraşan zatlar ve esrar-ı huruf ilmine çalışanlar, bu hesab-ı ebcediyi gaybî bir düstur ve bir anahtar kabul etmişler."(bk. Sikke-i Tasdik, s.96).

- İslam’ın en büyük meselelerinde bile, sahabe dönemi dahil, İslam tarihi boyunca farklı görüşler söz konusudur. Örneğin, teşehhüdün şekli konusunda Hanefîler İbn Mesud’un rivayetini, Şafiiler ise, İbn Abbas’ın rivayetini tercih etmişlerdir. Namaz gibi böyle en temel İslamî konularda farklı görüşler olduğuna göre, ebced hesabı gibi daha tali derecede olan bir konuda farklı görüşlerin olması son derece doğaldır.

- Teşehhüd konusunda Hanefî alimleri, İbn Abbas’tan gelen rivayeti kabul etmemeleri dine bir zarar vermediği gibi, İbn Abbas’ın ebced hesabı konusunda söylediklerini kabul etmemek, buna mukabil -tarih boyunca- hem mahtut hem de matbu nüshalarında gösterildiği gibi, Celcelutiye kasidesini bizzat ebced hesabına göre yazan Hz. Ali’nin sözlerini kabul etmekte de dinî ve ilmî hiçbir sakınca yoktur.

b) Her şeyden önce bu konuda rivâyet edilen bir hadis-i şerif söz konusudur. Abdullah b. Abbas'ın, Cabir b. Abdullah'dan rivâyet ettiğine göre:

"Hz. Peygamber (asm), bir gün Bakara sûresinin baş kısmını (Elif-Lam-Mim) okurken, Yahudi asıllı Ebû Yâsir b. Ahtab, onu  dinler ve bir grup Yahudilerle birlikte bulunan kardeşi Huy b. Ahtab'a gelir, onlara işittiklerini anlatır. Bunun üzerine Huy b. Ahtab, yanındaki Yahudilerle birlikte Hz. Peygamber (asm)'in huzuruna çıkar ve "Sana gerçekten “Elif-Lam-Mim” şeklinde bir şey vahyedildi mi?" diye sorar. Hz. Peygamber (asm): "Evet" deyince, Huy: "Bunu Cebrâil Allah katından mı sana getirdi?" diye sorar. Hz. Peygamber (asm) "Evet " diye cevap verir."

Bunun üzerine Huy: "Allah'ın senden önce gönderdiği her hangi bir peygamber ümmetinin ömrünün ne kadar olduğunu belirttiğini bilmiyoruz. Sadece senin ümmetinin ömrünü belirtmiştir." der ve yanındakilere dönüp: "Elif 1; lam 30; mim 40'dır. Bunların toplamı 71 eder. Buna göre siz, ümmetinin ömrü 71 yıl olan bir peygamberin dinine mi gireceksiniz?" diye ilave eder. Sonra tekrar Hz. Peygamber (asm)'e " Bundan başka var mı?" diye sorar. Hz. Peygamber (asm): "Evet, Elif-Lam-Mim-Sad da vardır." deyince, Huy, bunun 161 yaptığını ve diğerinden daha fazla olduğunu söyler ve tekrar Hz. Peygamber (asm)'e başka harflerin olup olmadığını sorar. Hz. Peygaber (asm): "Elif-Lâm-Ra; Elif-Lâm-Mim-Ra" nın da var olduğunu söyleyince; Huy b. Ahtap, işin karıştığını, bunların daha fazla bir rakam ifade ettiğini, bu durumda İslâm ümmetinin ömrünün az mı çok mu olduğunun bilinemiyeceğini söyler ve arkadaşları ile birlikte kalkıp gider."

Yolda kardeşi Ebû Yasir: "Kim bilir, belki Muhammed (asm) ümmetinin ömrü -bütün bu harflerin gösterdiği toplam sayı olan- 734 senedir." şeklinde bir görüş beyan eder(bk.Taberî, I/93; Beydâvî, I/37; İbn Cüzeyy, et-Teshil li Ulumi’t-Tenzîl, 35; Suyûtî, İtkan, 2/13; ed-Durru'l-Mensûr, 1/23).

c) Soruda, İbn Hacer’in referans verildiği ilgili yerinde “Muhakkak ki ebced hesabı yapan ve yıldızlara bakan kimselerin Allah katında hiçbir nasibi yoktur” şeklindeki bir ifadeye rastlayamadık.

- İlgili ifade el-İtkan’da de yer almamaktadır.(bk. İtkan, 2/14/ ilgili konu bizdeki nüshada buradadır)

- Bu kaynaklarda söz konusu  ifade, Hz. Peygamber’e değil, İbn Abbas’a ait olarak zikredilmiştir.

- Taberanî de ise, İbn Abbas tarikiyle Hz. Peygamber'den şöyle rivayet edilmiştir.

“Nice Ebced hesabını öğreten, yıldızlara bakan (onlardan hükümler çıkarmaya çalışan) kimseler var ki, kıyamet günü Allah katında bir nasibi yoktur.”(bk. Taberanî, el-Kebir, h. no: 10980).

- Beyhakî’nin “es-Sünenu’l-Kübra” adlı eserindeki iki rivayet şöyledir:

Birinci Rivayet: İbn Abbas’tan yapılan rivayete göre, peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

“Kim yıldızlardan bir ilim iktibas ederse (Yıldızlara bakarak bazı hükümler çıkarırsa), o sihirden bir şube/bölüm almış olur. Yıldızlar ilminden ne kadar fazla alırsa, sihirden o kadar payı fazla olur.”(Beyhakî, Sünen, 7/238).

Burada görüldüğü gibi, ebced hesabı söz konusu değildir.

İkinci Rivayet: İbn Abbas (kendisi) şöyle demiştir: “Ebcedi yazan ve yıldızlara bakan kimselere Allah katında bir nasiplerinin olduğunu bilemiyorum.”(Beyhakî, s.239).

- İbn Receb’deki rivayet şekli de şöyledir: “Tavus dediki; ‘Nice yıldızlara bakan ve ebced harflerini öğrenen kimseler var ki, Allah katında onun bir nasibi yoktur.’ Aynı ifadeler İbn Abbas’tan da nakledilmiştir.”(İbn Receb, Fethu’l-Bari, 3/69).

- Sonuç olarak denilebilir ki; soruda söz konusu edilen -Taberanî’nin dışında- hiçbir kaynakta merfu olarak zikredilen bir hadis yoktur.

Bu hadis de zayıftır. Hafız Heysemi, “Bu rivayetin senedinde yer alan Halid b. Yezid el-Umarî yalancının tekidir.” diyerek, hadisin zayıf, belki uydurma olduğuna işaret etmiştir(bk. Mecmau’z-Zevaid, 5/116).

İlave bilgi için tıklayınız:

"Ebcedi ve tefsirini öğreniniz..." anlamındaki rivayet hakkında ne hüküm verilmiştir?

EBCED, CİFİR.

Ebced, Hevez, Hutti ve Rastgelelik.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun