Cehennemin yoklukla kıyaslanmasında çıkarılan sonuç doğru mu?

Tarih: 21.08.2018 - 20:09 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Başka açıdan bakılabilir mi?
- Eğer ben varsam her an yaratılıyorum demektir. Şu halde her an muhatap alınıyorum. Her an muhatap alınmak ise yokluktan daha değerlidir. Yine o halde varlık yokluktan değerlidir.
- Ancak bir insan cidden kötü şekilde muhatap alınmaktansa muhatap alınmamayı iyi görür. Sonuçta bu gerektirmediği takdirde insanların cehenneme gitmesini lazım hale getirecek şeylerden biri adalettir.
- Doğruları yapanlar ve yanlışları yapanlar aynı yere konamaz. Toplum bazı şeyleri iyi bazılarını kötü gibi değerlendirir. İnsan bunları aklında elekten geçirse daha iyidir.
- Adaleti teraziden geçirirken onu mutlak sevgiyle karşılaştırırsak ne olur?
- İnsanlar haklarını isterler, ancak istemeseler ne olur?
- Yani, “Biz ödülümüzü aldık, sizin acınızdan bize fayda yok, bunu yeğliyorsanız, yok olup gidin, davanın kalkmasına razıyız.” derseler, öbüründen ne şekilde iyi olmaz?
- Suçlama olmaksızın bir fikir olarak buna bakılırsa nasıl bir sonuç ortaya koyulur?
- (İnsanları korkutup alıkoyacak bir şey olmayabilir. Yalnızca ödül dur demeye yetmeyebilir) O zaman bunlar dışındaki fikirler (muhatap alma vs.) kabul edilebilir mi?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu ve benzeri mülahazalar, bu sebepler ve imkân alemindeki perdeli yapının ürünüdür.

İnsan zihni, henüz müşahede etmediği gayb alemi hakkında ancak olabilirlikler çerçevesinde akıl yürütebilir. Bu alem nedensellik dediğimiz hikmet perdeleri ile örülüdür.

Bundan dolayı tek tek olayları ve külli olarak alemi ancak geçmiş ve gelecek arasındaki belirsiz ve bir bakıma vehmi bir çizgi olan şimdide algılarız. Şimdinin gelecekten ödünç alınır alınmaz geçmişe dökülmesi, şimdinin de geçiciliğini ya da diğer ifade ile faniliğini ilan eder.

İnsanın bu alemdeki zamansal geçiciliği, onun hadiseleri sıralı bir neden sonuç ilişkisinde algılamasına sebep olur. Bu ise mutlak hakikatlerin görece ilk bilgilerinin ve başlangıçlarının sonradan yaratılmış müstakil bir var oluş olan insan tarafından öğrenilmesi ve içselleştirilmesi için gereklidir.

Oysa gayb alemi ya da alemi ahiret ise, bu geçiciliğin devre dışı olduğu ve dolayısıyla nedensel öncelik sonralık ilişkisinin artık algılanmadığı bir alemdir. Şimdinin ebedilik kazandığı ahiret aleminde ilahi isimlerin tecellileri perdesiz bir biçimde gerçekleşecektir. Allah ile kendisini yaratan asıl maliki ve sahibi ile aracısız ve perdesiz buluşacak olan insanoğlunun onun eşsiz ve mükemmel varlığı karşısında var olmamanın ne anlama geldiğini gerçekten idrak süreci başlayacaktır.

İster cennetlik bir salih olsun, ister cehennemlik bir mücrim olsun, gerçek varlığın anlamını ahiret aleminde öğrenecektir. Gerçek varlığın idraki, kişi cehennemde bile olsa onun rahmetinin gadabını geçmesinin misalidir.

Mücrim bir insan Allah Teala'nın Adil ve Kahhar gibi celali isimleri ile perdesiz muhatap olurken, bu perdesizlik çerçevesinde ilahi cemali de öncelikle muhatap olduğu bu celali isimlerin gölgesinde idrak edecektir.

İşte bu isterse en çetin azap olsun mutlak varlığın idraki sebebi ile kabullenmeyi ve rızayı getirmektedir.

Bu dünyada insanların itirazlarının nedeni, hikmet noktasında her şeyin nedensel ve zamansal olarak yaratılmasıdır. Bu ayrılık ben-sen görece farkının geçici bir emanet olarak insanlarca yüklenilmesine neden olmaktadır.

İşte perdelerin kalktığı o müthiş gerçeklik aleminde her yüklenici kendi yapıp ettiklerinin neticelerini dolaylı olarak değil doğrudan hak olarak bizzat sahibi olur.   

Bununla birlikte insanlardan yapıp ettikleri mukabilinde ilahi isimlerin kendilerinde perdesiz tecellisi karşısında yokluğu yani mutlak var olarak idrak ettikleri Allah Teala'da yok olmayı isteyenler de mutlaka olacaktır.

Bu mutlak fena için de süreçle ilgili hükmü yine artık hak olan kendi nefisleri verecektir. Yani adil isminin gereği olarak, ne kadar azap görmesi gerekirse o kadar kendisi görecek, Münim isminin gereği olarak ne kadar nimet görmesi gerektiğine de kendi hak zatı karar verecektir.

Tüm bu işler ise ebedi şimdi gerçekliğinde öncesi ve sonrası olmayan bir hakikat düzleminde tahakkuk edecektir.

“... Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter.” (İsra, 17/14)

Adil ve Kahhar isminin tecellisinin ebedi şimdisinde bir kul Allah Teala'da yok olma ve gerçekten var olma sürecini gerçekleştirince “... Dönüşünüz O’nadır.” (Yunus, 10/56) ayetinin hakikati açığa çıkar.

Aynı şekilde cennetlerde cemal isimlerinde nimetler ile ebedi şimdide dönüşünü gerçekleştiren de bu isimlerin ebediliğinde Allah Teala'da yok olarak gerçek varlığa dönüşür.

O halde cehennem de olsa yokluktan iyi olması, kulun Allah Teala'dan celali yahut cemali, fiili yahut iradi bütün nispetlerinin kesilmesi demektir ki, işte bu çok acımasız ve merhametsiz bir azap demektir. Zira mutlak varlık Allah olduğu için, mutlak yokluk ebedi şimdide sürekli bir şekilde var oluşun ve varlık özünün olumsuzlanması anlamına gelecektir.

Kulun sahip olduğu bir fiilinin Allah Teala'dan nispetinin kesilmesi ile başlayan süreç, bu fiilin bağlı olduğu tikel iradenin, tikel iradenin bağlı olduğu bireysel nefsin, bireysel nefsin bağlı olduğu varlık özünün, varlık özünün bağlı olduğu varlık meylinin, varlık meylinin bağlı olduğu o kişi için geçerli kapsayıcı varlığın nispetlerinin Allah Teala'dan ve tüm ilahi isimlerden kesilmesi anlamına gelecektir.

Ancak bu nispetlerin kesilmesinin idraki, yani yokluğun bu derecelerde görece idrakinden hasıl olan negatif varlık dereceleri de bu yokluk sürecine dahil olacaktır. Bu ise ebedi şimdinin sonsuzluğunda katlanılamayacak bir azabın idraki anlamına geleceğinden cehennem de olsa kimse yokluğu ahiret aleminin şartlarında istemeyecektir.

Kimi insanlar da "Allah beni hiç yaratmadı" derler. Oysa onlar da ahirette asıl varlık gerçeklikleri ile karşılaşınca aslında hiç yok olmadıklarını idrak edeceklerdir.

Evet, Allah Teala bizi muhatap alıyor ve yaratıyor, ancak unutulmasın ki aynı anda biz de yapıp ettiklerimizle, niyet ve yönelişlerimizle onu yanı mutlak varlığı muhatap alıyoruz.

Kur'an-ı Kerim'in geçmiş ve geleceği bir gören ayetleri ahiret aleminin mutlak gerçekliğini bize sürekli bildirmektedir. 

İnsanların bu büyük yolculuk ve asla dönüş için kendilerini iman ve ameli salihle hazırlamaları aklın gereğidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun