Bilimden inkâra ve bilimden imana giden yol var mı?

Tarih: 23.04.2026 - 14:45 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Günümüzde ve tarihte bazı kimseler bilimlerden hareketle Allah’ı inkâra yönelmiştir. Böyleleri -sözgelimi- sebepleri görür ve bunlara takılır. “Tabiatta hava, su, toprak gibi unsurlar var. Bunlarla hayat meydana geliyor” der. Hâlbuki un var, şeker var, yağ varsa helva meydana gelmez. Bunların varlığı helvacıyı inkâra yol açamaz, bilakis onun varlığını gerekli kılar. Bu misal gibi, tabiatın ve sebeplerin varlığı hem onları hem de bunlarla eşyayı var edeni gösterir.

Sadece bakış tarzını değiştirmekle bilimler Allaha ulaştıran bir yol olmaktadır. Şöyle ki:

Eskilerin ifadesiyle tarz-ı nazar “bakış tarzı” demek olup günümüzde “paradigma” şeklinde de kullanılmaktadır. İşte îmanî bir bakış tarzıyla kâinatla ilgili fenler Allah’ın marifeti hükmüne geçer. Bunları tetkik ise, tefekkür ibadeti olur. Nitekim yüce Allah Kur’ânda âleme ibret nazarıyla bakmamızı ve tefekkürde bulunmamızı emretmektedir. Misal olarak şu âyetlere bakabiliriz:

"De ki: Göklerde ve yerde neler olduğuna dikkatle bakın!"[1]

“Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ve gündüzün ihtilafında selim akıl sahipleri için ibretler vardır. Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine uzandıklarında Allah’ı zikrederler, göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler...”[2]

Kur’âna göre baktığımızda yağmur yağmaz, yağdırılır. (Allah) gökten bir su indirdi…”[3] gibi âyetlerde bu inceliği görebiliriz. Fenler ise aynı manayı anlatırken “Su şöyle teşekkül eder” şeklinde bir üslupla anlatmaktadır. Bu üslupta suyu kimin yarattığı görülmemekte, hatta kasdî olarak gösterilmemektedir.

Bediüzzaman, bu meselede “mana-yı harfî” ve “mana-yı ismî” kavramlarını kullanır. Harfin başkasının manasına hizmet etmesi gibi, şu âlemde olan bütün varlıklar Allah’ı bize tanıttırır, marifetullaha hizmet eder.

İsim, kendi başına manası olana denilir. Günümüz fen ve felsefesi, âleme ve içindeki eşyaya zatları için bakar, onların Allah ile olan münasebetini nazara olmaz. Bu tarz nazarda “Ne güzeldir!” demek vardır. Mana-yı harfî ile bakışta ise “Allah ne güzel yapmış!” denilmektedir. İnsana düşen görev, ibret nazarıyla âleme bakmak, tefekkür nazarıyla onu mütalaa etmektir. Kişi bunu yapabildiğinde kâinatı bir kitap gibi okur, her harfi binler hikmetlerle yazılan ve binler nakışlarla nakışlanan âlem kitabının anlayışlı bir muhatabı olur.[4]

Bediüzzaman son derece hayatî bir öneme sahip bu bakış tarzını bir eserinde şöyle hikâye eder:

“Kastamonu'da lise talebelerinden bir kısmı yanıma geldiler. ‘Bize Hâlıkımızı tanıttır, muallimlerimiz Allah'tan bahsetmiyorlar’ dediler. Ben dedim: “Sizin okuduğunuz fenlerden her fen, kendi lisan-ı mahsusuyla mütemadiyen Allah'tan bahsedip Hâlıkı tanıttırıyorlar. Muallimleri değil, onları dinleyiniz.”[5]


[1] Yunus, 10/101.

[2] Âl-i İmran, 3/190-191.

[3] Nahl, 16/65.

[4] Bkz. Nursi, Asar-ı Bediiye (Lemaat), s. 580.

[5] Nursi, Şualar, s. 205.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun