Ateistler ruh, ilahlar ve benzeri şeyleri beynimizin yarattığını, Allah, ilahlar ve ruhlar beynimizin eseri ve bizden önceki insanların hayallerinin, düşüncelerinin ve inançlarının üzerimizde kalıntıları olduğunu iddia etmektedirler.
Değerli kardeşimiz,
Öncelikle şu hususun üzerinde durulmalıdır: "Tanrı, insanların zihinsel veya toplumsal olarak oluşturduğu bir kavramdır." iddiasını ileri süren kimse, bu iddiasını hangi ilmî ve objektif delillere dayandırmaktadır?
Özellikle görüşünü bilimsel temellere dayandırdığını söyleyen bir kişinin, bu iddiasını deneysel veya gözleme dayalı yöntemlerle ispat edebilmesi gerekir. Oysa böyle bir iddia, bilimsel olarak kesinleşmiş bir gerçek değil; daha çok bazı felsefî, psikolojik ve sosyolojik yaklaşımların yorumudur.
Nitekim "Tanrı inancı, önceki nesillerden devralınan düşüncelerin bir kalıntısıdır." denildiğinde, bunun hangi bilimsel yöntemle kesin olarak ortaya konulduğu sorulabilir. Aynı şekilde bir başkası da, "Dini inkâr etmen de önceki inkârcı nesillerden sana miras kalan bir düşünce biçimidir." iddiasında bulunabilir. Görüldüğü gibi her iki iddia da ayrıca ispat gerektirir.
Dolayısıyla bir inancın psikolojik veya sosyolojik açıklamasını yapmak, o inancın doğru ya da yanlış olduğunu tek başına göstermez.
Burada önemli bir mantık ilkesi vardır:
Bir inancın insana fayda sağlaması, onun yanlış olduğunu göstermez. İnsanlar matematiği, mantığı veya dış dünyanın varlığına olan inançlarını da hayatlarını düzenlemek için kullanırlar. Bu inançların hayatı kolaylaştırması, onların insan zihninin ürettiği birer kurgu olduğu anlamına gelmez.
Aynı şekilde Tanrı inancının insanlara umut vermesi, zorluklarla baş etmelerine yardımcı olması veya toplumda ahlâkî düzeni desteklemesi de, Tanrı'nın insan zihninin ürünü olduğunu ispat etmez. Bunlar ancak bu inancın bazı sonuçlarını açıklayabilir; Tanrı'nın gerçekten var olup olmadığı sorusuna cevap vermez.
Öte yandan, evrende gözlemlediğimiz hiçbir varlığın sebepsiz ve kendiliğinden ortaya çıktığını tecrübe etmeyiz. İnsanlık tarihi boyunca anlamlı bir yazının yazarsız meydana geldiği görülmediği gibi, en basit bir aracın bile kendiliğinden oluştuğuna şahit olunmamıştır. Son derece düzenli ve karmaşık bir yapıya sahip olan evren ile insanın varlığı da bu açıdan üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir gerçektir. Özellikle insan beyni, sahip olduğu olağanüstü yapı ve işlevleriyle dikkat çekmektedir. Böyle bir yapının varlığı, insanı kendi varlığının kaynağı üzerinde düşünmeye sevk etmektedir.
Ayrıca, eğer Tanrı inancı tamamen insan zihninin ve duygularının ürünü olsaydı, her insanın birbirinden tamamen farklı ve ortak hiçbir yönü bulunmayan bir tanrı tasavvuruna sahip olması beklenebilirdi.
Oysa tarih boyunca dinler arasında önemli farklılıklar bulunsa da, aşkın ve üstün bir yaratıcıya inanma düşüncesi insanlığın çok büyük bir kısmında ortak olarak görülmektedir. İslam'a göre insanların farklı ilahlara yönelmiş olmaları ise Tanrı'nın insanlar tarafından üretildiğini değil, insanların hakikatten uzaklaşarak farklı inanç ve ibadet biçimleri geliştirebildiklerini göstermektedir.
Dolayısıyla yalnızca akıl ve mantık açısından bakıldığında da, "Tanrı insanların oluşturduğu bir kavramdır." iddiası zorunlu bir sonuç değildir. Aynı verilerden hareketle, Tanrı'nın insan zihninden bağımsız olarak gerçekten var olduğu ve insanın O'nu farklı derecelerde kavrayabildiği görüşü de en az bunun kadar rasyonel biçimde savunulabilir.
İslam'ın ortaya koyduğu anlayış ise bundan daha ileri bir noktadadır. İslam'a göre Allah Teâlâ insanların sonradan oluşturduğu bir düşünce değildir. O, bütün varlıklardan önce var olan, ezelî ve ebedî olan gerçek Yaratıcı'dır. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyrulur:
"O, Evvel'dir, Âhir'dir, Zâhir'dir ve Bâtın'dır. O, her şeyi hakkıyla bilendir." (Hadîd, 57/3)
Yine Allah Teâlâ şöyle buyurur:
"Allah, O'ndan başka ilâh yoktur. Hayy'dır, Kayyûm'dur." (Bakara, 2/255)
Kur'an, insanın Allah'ı icat ettiğini değil; Allah'ın insanı yarattığını ve insanın yaratılışına O'nu tanımaya elverişli bir fıtrat yerleştirdiğini bildirir:
"Sen yüzünü hanif olarak dine çevir. Allah'ın insanları üzerinde yarattığı fıtrata uygun davran. Allah'ın yaratışında değişme yoktur. İşte dosdoğru din budur." (Rûm, 30/30)
Ayrıca insanın sıkıntı anlarında kendiliğinden Allah'a yönelmesi de bu fıtratın bir göstergesi olarak zikredilir:
"İnsana bir sıkıntı dokunduğunda Rabbine yönelerek O'na yalvarır..." (Zümer, 39/8)
Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) de şöyle buyurmuştur:
"Her doğan çocuk fıtrat üzere doğar. Sonra anne ve babası onu Yahudi, Hristiyan veya Mecûsî yapar." (Buhârî, 1358; Müslim, 2658)
Bu hadis, Allah inancının sonradan oluşturulmuş bir düşünce değil, insanın yaratılışına yerleştirilen bir kabiliyet ve yöneliş olduğunu göstermektedir.
İslam âlimleri de bu doğrultuda açıklamalar yapmışlardır. İmam Gazzâlî, insanın hakikati tanımaya elverişli bir yaratılışa sahip olduğunu, vahyin ise bu yaratılışı doğru istikamete yönlendirdiğini ifade etmiştir. Fahreddin er-Râzî de insanın aklını kullanarak yaratılmış varlıklardan hareketle ezelî ve zorunlu bir Yaratıcı'nın varlığına ulaşabileceğini ayrıntılı şekilde açıklamıştır.
Sonuç olarak:
Tanrı kavramı, insanların bilinmeyeni açıklamak, toplumsal düzen kurmak veya psikolojik ihtiyaçlarını karşılamak için oluşturdukları bir kurgu değildir.
İnsanların dinî inançlardan psikolojik ve toplumsal fayda sağlamaları elbette mümkündür; ancak bu faydalar Allah'ın varlığını açıklayan sebep değil, O'na inanmanın tabiî sonuçlarından bazılarıdır. Allah Teâlâ insan zihninden bağımsız olarak gerçekten var olan, ezelî ve ebedî Yaratıcı'dır. İnsan ise O'nu ya vahyin rehberliğinde doğru tanır ya da çeşitli sebeplerle bu hakikatten uzaklaşabilir.
Bu konuda daha geniş bilgi edinmek isteyenler için, Bediüzzaman Said Nursî'nin özellikle “Âsâ-yı Mûsâ” adlı eserinde yer alan aklî deliller de faydalı bir başvuru kaynağıdır.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Her gün aynı ibadetler monotonluğa neden olmuyor mu? Her gün aynı ibadeti tekrar etmeye ne gerek var, sıkıcı olmaz mı, insana usanç vermez mi?
- Yaratıcının bizim ibadetimize ihtiyacı yoksa, bizim nasıl ibadete ihtiyacımız var?
- İnsanlara bu hayatın bir test olduğunu nasıl ispatlarız? Dünya hayatının bir sınav olduğuna deliller nelerdir?
- "Ayak bileğinin altına kadar giyilen elbise cehennem ateşindedir." diye bir hadis var mıdır?
- Hz. Peygambere yapılan öldürme girişimlerini ve sonuçlarını anlatır mısınız?
- ATEİZM
- Allah, zihnimizden nasıl bağımsız olabilir?
- Günümüz Yahudi ve Hristiyanların inanç ve ibadet şekillerini açıklar mısınız?
- Tanrı size cennet vaat etmese ve cehennemle korkutmasa dindar olur muydunuz?
- Sümerliler, Babilliler ve Asurlularda yaratılış inancı nasıldı?
Yorumlar
"Her insanın kendi iç dünyasındaki Allah inancı farklı olmaz mıydı?
Eğer İslam inancı insanların beyinlerinin ve duygularının ürettiği bir şey olsaydı her bir insanın Allah tanımı farklı farklı olmaz mıydı?"
Gercekte de boyle degil midir ki? Yani herkesin Allah inanci farkli degil midir? Herkes kendi inandigi Allah'ina inanmiyor mu? Ve bu kadar cok sayida olan dinlerin farkli farkli insanlarin beyinlerinde yarattigi dinlere delil degil midir? Yani bu kadar cok din var, bu kadar insan var. Dinlerin bu kadar cok olmasi buna delil degil midir?
Yazımızın devamında bu meseleye temas ettik. Hak dinden olmayan insanlar kendilerine ilahlar uydurmuş farklı farklı dinler ortaya çıkarmışlardır. Ancak bütün müslümanlar için tek bir ilah vardır ve onu tanımlarken hepsi de aynı özellikleri ile tanımlamaktadır. Yoksa diğer batıl dinlerde olduğu gibi farklı farklı tanımlamalar olacaktı. Hz. Âdem'den beri gelen bütün peygamberler ve ona tabi olanların inandığı ilah bir ve tek olan Allah'tır.