Araf suresi 158. ayette Hz. Muhammed mi konuşuyor?

Tarih: 01.04.2017 - 01:18 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Ayeti açıklar mısınız?
- Burada açıklanan konuların tertibi nasıldır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ayetin başındaki “De ki” ifadesinden de açıkça anlaşılacağı üzere, bu ifade Allah tarafından Peygamber (asm) Efendimize bir emirdir ve vahiydir, asla Peygamberimizin sözü değildir.

Peygamber Efendimiz (asm), bütün ayetlerde olduğu gibi bu ayette de sadece bir Elçi’dir.

Ayetin meali şöyledir:

“(Ey Muhammed!) De ki: Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah'ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O'ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O halde, Allah'a ve O'nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız." (Araf, 6/158)

Bu ayet, Hz. Muhammed (asm) Efendimizin peygamberliğinin, yalnız Arapları değil, bütün insanları kapsadığını gösteren en kesin delillerdendir. Bu husus, Sebe suresinin 28. ayetinde de benzer bir üslûpla bildirilmiştir.

Ayetin Mekke'de inmiş olması, Hz. Peygamber (asm)'in daha o zaman böyle bir evrensel risaletle şereflendirilmiş olduğu hususunda bilgilendirildiğini göstermektedir.

Ayrıca burada, bazı Yahudilerin, "Muhammed gerçekten peygamberdir, ama sadece Arapların peygamberidir; Yahudilere gönderilmemiştir." diyerek onun bir millî peygamber olduğunu ileri süren iddiaları da reddedilmektedir. (bk. Râzî, ilgili ayetin tefsiri)

Esasen, Hz. Muhammed (asm) sadece son peygamber değil, aynı zamanda bütün peygamberler içinde, tebliğ ettiği kitap­ta risaletinin evrensel olduğu açıkça belirtilen tek peygamberdir; İslâmiyet de ci­hanşümul olduğu kesin ifadelerle bildirilen tek dindir.

Her ne kadar bugün Hıristiyanlık fiilen evrensel bir din haline gelmişse de mevcut İncil metinlerinde Hz. İsa'nın evrensel peygamber olup olmadığı konusunda çelişkili ifadeler bulunmaktadır. Ni­tekim İnciller'de Hz. Mûsâ gibi Hz. İsâ da genellikle İsrâiloğulları'na hitap eder; ayrıca Matta'da (15/24) onun "Ben İsrail evinin kaybolmuş koyunlarından başka­sına gönderilmedim" şeklinde sarih bir ifadesi bulunmaktadır. Yine Matta'da (10/5-6), havarilerini tebliğle görevlendirirken, "Milletler yoluna gitmeyin ve Sâ-mirîyeliler'in şehirlerinden hiçbirine girmeyin; fakat daha ziyade İsrail evinin kaybolmuş koyunlarına gidin" demesi Hz. İsâ'nın yalnız İsrâiloğulları'na gönde­rilmiş bir peygamber olduğu kanaatini güçlendirmektedir.

Kuran-ı Kerîm'de de Hz. İsâ'dan söz edilirken "Onu İsrâiloğullarına bir elçi kılacak.” (Al-i İmrân 3/49) ifadesi kullanılmakta ve onun İsrâiloğullanna "Size Allah tarafından gönderilmiş elçiyim." (Saf, 61/6) şeklinde hitap ettiği bildirilmektedir,

Bu açıklamalar karşısın­da, mevcut İnciller'in son ayetlerinde yer alan "Bütün dünyaya gidin, İncil'i bü­tün hilkate vazedin." şeklindeki ifadelerin mevsukiyeti, yani bir tahrif ve ilâve so­nucu olup olmadığı tartışmaya açık bulunmaktadır.

Ancak, Hristiyanlığın evren­sel bir din olup olmadığı tartışması bir yana, ayette geçen “siz hepinize gönderdiği bir peygamberim.” ifadesi karşısında Kur'an bakımından artık bütün eski dinler geçerliliğini kaybetmiş olup, kitap ehli de dahil olmak üzere bütün insanlar Allah'a ve O'nun resulü Hz. Muhammed (asm)'e iman edip hidayete erebilmek için o resule tâbi olmaya çağırılmaktadır.

Ayette Allah'ın bir­liği, kudret ve hükümranlığının mutlaklığı vurgulanarak dolaylı bir şekilde, İslâm dininin, diğer yönlerden olduğu gibi tevhid noktasından da az çok tahrife uğrayan eski kitabî dinlerden farklı bulunduğuna ve hak din olduğuna işaret edilmektedir.

Ayette açıklanan konuların sıralanışına gelince:

Ayetteki bu (söz dizisi), son derece güzel bir tertiptir. Çünkü Allah, önce peygamberler gönderilmesinin caiz ve mümkün bir şey olduğunu beyan edince, bunun peşi sıra, Hz. Muhammed (asm)'ın kendisi katından gönderilmiş hak bir peygamber olduğunu zikretmiştir. Çünkü bir hususu ispata çalışan kimsenin, önce bunun mümkün olduğunu, sonra da tahakkuk ettiğini açıklaması gerekir. Allah bundan sonra söze, "Öyleyse Allah'a iman edin." diye başlamıştır. Çünkü biz, Allah'a iman asıldır, nübüvvet ve risalete iman ise buna bağlı olarak iman edilir. Asıl olanın, önce zikredilmesi gerekir.

İşte bundan ötürü Allah söze, ''Allah'a iman edin." diye başlamış, daha sonra "Allah'a ve Allah'ın sözlerine iman eden, ümmî nebî olan peygamberine (iman edin)." buyurmuştur.

Ayette geçen bu ifade, Hz. Muhammed (asm)'ın gerçek bir peygamber olduğuna delâlet eden mucizelerine bir işarettir. Bunun açıklaması şöyledir:

Hz. Peygamber (asm)'ın mucizeleri iki çeşittir:

Birinci çeşit, Hz. Peygamber (asm)'in mübarek zatında tecelli etmiş olan mucizelerdir. Bunların en üstünü ve önemlisi şudur: O, herhangi bir hocadan ders görmemiş, hiçbir kitabı okumamış ve hiçbir ilim sahibinin meclisinde de bulunmamış olan ümmî bir kimse idi. Çünkü Mekke o zamanlar, alimlerin bulunduğu bir yer değildi. Hz. Peygamber (asm) pek çok ilimleri öğrenebileceği uzun bir süre de Mekke'den uzaklaşmamıştı.

Hem sonra, buna rağmen, Allah, ona ilim ve hakikat kapılarını açmış ve onun üzerinde, önceki ve sonraki insanların ilimlerini ihtiva eden bu Kur'an-ı Kerim'i izhar etmiş, (onun dili ile bunu ortaya çıkarmıştır).

Hiçbir hocayla karşılaşmamış ve hiçbir kitap okumamış, ümmî bir kimse olmasına rağmen, bu büyük ilimlerin onda görünmesi, mucizelerin en büyüklerindendir.

İşte ayetteki, "Ümmî Nebi” tabiri ile buna işaret edilmektedir.

İkinci çeşit ise, ayın yarılması ve parmaktan arasından suların fışkırması gibi, Hz. Peygamber (asm)'ın zatı dışında tezahür eden mucizelerdir.

Bunlara, "Allah'ın kelimeleri (sözleri, ayetleri)" denilir.

Nasıl ki, Hz. İsa (as), alışılmışın dışında, garib bir yolla dünyaya geldiği için, Allah onu, "kelime" (Allah'ın kelimesi) diye isimlendirmiştir. Aynı şekilde mucizeler de, harikulade (alışılmamış bir şekilde) olarak, garib ve enteresan şeyler oldukları için, bunları "Allah'ın kelimeleri" diye isimlendirmek, tuhaf bir şey değildir.

İşte Allah, "Allah'a ve Allah'ın sözlerine (kelimelerine) iman eden" buyruğu ile işaret edilen, bu ikinci çeşit mucizelerdir. Yani, "Allah'a ve Allah'ın Peygamber üzerinde gösterdiği bütün mucizelere iman ediyor.." demektir. Deme ki, bu yolla, Allah, Hz. Muhammed (asm)'in Allah katından gönderilmiş sadık bir nebi olduğuna delil getirmiştir.

Sonuç olarak, anlattığımız kesin deliller ile Hz. Muhammed (asm)'in nübüvveti sabit olunca, bunun peşinden kendisiyle, şeriatının ayrıntılı bir biçimde bilinebileceği yolunu zikretmek gerekir.. Bu da ancak, onun sözlerine ve fiillerine başvurmakla mümkün olur. İşte buna "ve ona tabi olun" sözüyle işaret edilmiştir. (bk. Razi, ilgili ayetin tefsiri)

İlave bilgi için tıklayınız:

Hud suresi 2. ayette geçen "... Kuşkusuz, ben size O'ndan gelen bir uyarıcı ve müjdeciyim..." sözü Peygamber Efendimize mi aittir?
Kuran'da "kul - de, deki" 332 defa geçmektedir, bunun hikmeti nedir...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 500+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun