Allah, üç kenarlı bir kare yaratabilir mi? Nasıl?

Soru Detayı

Allah mantık kanunlarının üzerinde/mantık kurallarından bağımsız bir varlık olduğuna göre mantığa aykırı olan üç kenarlı bir kareyi yaratabilir mi?
Bunu nasıl yaratabileceğini açıklayabilir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Öncelikle şunu net olarak ifade etmek gerekir:

Allah'ın kudreti muhale taalluk etmez. Dolayısıyla muhal olan bir şey için Allah bunu yaratabilir mi sorusu kudret sıfatının taallukunu bilmemenin neticesidir. Yani cehalettir.

Ayrıca, mantık kuralları ile geometri arasında özdeşlik ilişkisi kurulması tutarsızdır.  

Geometri ve matematik zihinsel, soyut bir varlık alanına aittir. Dış dünyada kare, üçgen ve benzeri salt olarak bulunmazlar.

Diğer taraftan, Allah, dış dünyadaki ve zihnimizdeki her şeyi kudreti ile yaratır.  Bu yaratmada Allah’ın ilmi yaratacağı şeye bağlıdır. Yaratılacak her şeyin zihinde ya da dış dünyada müstakil var olabilmesi için kendine özgü doğasına uygun yapılması gerekir.

Bu uygunluğun dışına çıkmak zihinsel ya da dışsal varlık alanlarının dışında başka bir boyutu gerektirir. Zira bu taktirde o şeyler var olamazlar. 

Burada yaratan kudret her şeye muktedir olmakla birlikte yaratılan özlerin varlık potansiyelleri sınırlı ve sorunludur.

Farklı gerçeklik boyutlarının olabileceğini kuantum merkezli olarak biliyoruz.

Kuantum ölçeğinde bir parçacığa aynı anda hem var hem yok, hem dalga hem de parçacık diyoruz. Bunun nasıl olduğunu anlayamıyoruz ama olduğunu gözlemliyoruz.

Dolayısıyla bizim tecrübe edemediğimiz farklı boyutlarda ne tür bir geometri ve koşullar olduğunu bilmiyoruz. Allah’ın yaratmasının nasıl olduğunu ya da nasıl olmadığını bilemeyiz. Sınırlı olan, mutlakı tecrübe edemez.

Bununla beraber, bu sual vesilesiyle bazı tanımlamalar ve izahatlar yapmaya, daha sonra da tekrar bu suale başka bir cevap verilebileceğine dikkat çekmeye çalışalım.

Lügatlere bakarsak mantık kelimesi için genel olarak, “Düşünce ve muhakemede doğruluk ve tutarlılık” tarzında açıklamalar ile karşılaşırız.

Bizim burada amacımız işin felsefi veya filozofik veya akademik boyutları üzerinden açıklamalar yapıp, belki de kafamızı daha da karıştırmak değil, konuya ve arkasından suale avam gözünden anlaşılabilir bir cevap bulmaktır.

Evet, mantık, her şeyden evvel insanların tanımladığı izafi, yani göreceli bir kavramdır.

Mesela bir insan kendisinin mantıklı konuştuğunu iddia eder, ama bir bakarsınız karşısındaki onu mantıksızlıkla itham ediyor. Burada kim haklıdır? Neye göre haklıdır? Yoksa ikisi de mi haksızdır?

Bu suallerin tamamının cevapları görecelidir. İçinde yaşadıkları topluma, devre göre değişik yaklaşımlar gösterebilirler.

Mantık aramak, “soyut” kavramlar için kullanıldığı gibi “somut” hadiseler için de kullanılır, şöyle ki;

Batı dünyası insanları, dünya yuvarlak dediği için bundan 500 sene evvel bu söylemi mantık dışı ve çok tehlikeli bulup insanları idam etmiş.

Gene aynı batı dünyası, çok değil 250 sene evveline kadar, biraz akıllı ve aykırı şeyler söylüyor diye, bazı kadınları mantıksız bulup, bunlar cadıdır diye yakmış.

Yakın zamana kadar kalp krizi geçiren kişiler haftalarca, hatta aylarca kımıldamadan yatırılmış, tıp bunun şart olduğunu söylediği için mantık da tıbba uymuş.

Belki birkaç sene evveline kadar gene tıp uzmanları tereyağının sağlığa zararlı olduğunu söyleyip, insanları margarine yönlendirmiş, bu da insanlara mantıklı gelmiş ama son zamanlarda bunun büyük bir hata ve hakikatin bunun tam tersi olduğu ortaya çıkmış.

Misaller çoğaltılabilir…

İşte insanoğlu bunlar gibi, ister somut ister soyut sebepler, hadiseler üzerine zaman içerisinde mantık yürütmüş ve o zamanki mantığına, aklının kabulüne göre izahlar vermeye çalışmış, çalışıyor ve kıyamete kadar da çalışacak.

Kainatta müşahede ettiklerimizin, sebebini bulmak, araştırmak zaten Allah’ın bize verdiği en önemli vazife; burada yapmamız gereken bütün bu araştırdığımız somut veya soyut her hadisenin arkasında Allah’ın varlığını ve birliğini görmemiz ve bilmemiz ve onun ilminin, hikmetinin, kudretinin uçsuz bucaksız olduğunu anlamamızdır.

Biz ise ne yapmaya, ne anlamaya çalışıyorsak, kendi nakıs aklımıza göre yapmaya ve anlamaya çalışıyoruz; önce yapıyoruz, sonra bozuyoruz, sonra bir daha yapıyoruz, sonra bir daha bozuyoruz. Bir iş için, “anladık ki en mantıklısı budur” dediğimiz noktada o ortaya çıkan ve anlaşıldığı zannedilen konu beraberinde onlarca hatta yüzlerce yeni sorularla karşımıza çıkıyor.

Eskiden “hekim” demek yeterdi. Şimdi ise hekimlik kaç branşa bölündü. Diş hekimliğinde dahi artık, dolguyu yapan hekim farklı, protez diş yapan farklı, diş taşı temizleyen farklı, diş çeken farklı, vs… Diş hekimliği geliştikçe alt branşlar, alt bilinmezler ve buna bağlı ihtisaslaşmalar ziyadeleşiyor. Evvelden diş hekimliğini bu kadar teferruatlandırmak mantıksızken, bugün ise tam tersi.

Bu her konuda böyledir. İster somut ister soyut kavramlar olsun, adetullah gereği insan araştıracak, keşfedecek ki, tekâmül edecek ve bu böyle kıyamete kadar devam edecek.

Bazı insanlar bu süreçte fıtratları üzere olup her yeni keşifte Allah’ın yarattıklarına, kurduğu bu muazzam ötesi nizama hayran olup imanını arttıracak, bazıları da nefis ve şeytanlarının telkinlerince Allah’ı inkâr edip daldıkları bataklıkta boğulacaklar ve laf cambazlıkları ve demagojilerle Allah’ı inkâr etmeye ve O’nun var olmadığını güya ispat etmeye nafile gayret edecekler.

Böyle bir şeyin imkânsızlığını esasen kendileri de bildiği ve ifşa etmeseler de, konu hakkında tefekkür etmekten korktuklarından, delirmemek için eğlenceye, sefahate dalacaklar, içki, sarhoşluk, kumar, zina, uyuşturucular, teskin edici ilaçlarda ve benzerlerinde teselli arayacaklar ve gerek dünya hayatlarını gerek ebedi ahiretlerini helak edecekler.

Evet…

Allah Kadir’dir, Alim’dir, Hakim’dir, bütün isim ve sıfatları kemaldedir; biz ise fakir, âciz ve cahiliz! Onun için Allah’ın abes iş yapmayacağından bazen gaflet ediyoruz, gözümüzün önünde olup bitenleri fark etmiyoruz.

Mesela, toprağa bir mısır danesi ekiyoruz. O mısır danesi 7 koçan veriyor. Her bir koçan da 500’şer dane, toplam 3.500 adet mısır danesi veriyor. Hem de gözümüzün önünde. Bize göre bunun neresinde mantık var? Bizim mantığımıza göre bir mısır ekersin bir mısır alırsın!

Veya gene toprağa kiraz çekirdeği ekiyoruz. İçi boş çekirdek yerin altına doğru uzanıp mevkisini sağlamlaştırırken toprağın üstüne ince bir odun olarak çıkıyor, zamanla kalınlaşıyor, uzuyor, büyüyor, dallanıp budaklanıyor, yeşil yaprak ve sarı-beyaz çiçekler açıyor ve sonunda o ekilen bir çekirdek mesela 5.000 adet kiraz tanesi veriyor, hepsinin içinde gene birer çekirdek, Feya Sübhanallah!

O tatsız, kokusuz, cansız çekirdek bu işi yaparken, cansız güneşin ışığından, havadaki oksijen ve nitrojen atomlarından, hidrojen ve oksijenden oluşmuş sudan, daha evvel karbon atomundan oluşmuş canlıların oluşturduğu topraktan ve amonyum nitrattan oluşan hayvan dışkısından faydalanıyor, Feya Sübhanallah!

Bu faydalandığı şeylerin hiç birinde kirazın ne tadı ve kokusu ne şekli ne de hiç bir şeyi yok! Kiraz yerine biraz toprak yesek, amonyum nitrat yesek soluğu hastanede zor alırız! Ama kirazı yer ve gayet güzel şifa bulur doyarız, Feya Sübhanallah!

Koyunun ot yiyip, süt, et ve yün vermesinden tutun, yediğimiz kaşarlı tostun atomlarının bir kısmının parmağımıza tırnak, bir kısmının saç, bir kısmının karaciğerimize hücre olması gibi daha bir çok, hatta her bir şeyde, bizim nakıs, kısır ve fakir ilmimizle bakarsak nice mantıksızlıklar görürüz.

İşte tam da bu noktada Allah istiyor ki; 1’e 3.500 veren mısırı bereketlendirenin toprak olmadığını, kirazı verenin ağaç olmadığını, sütü koyunun yapmadığını, kaşarlı tostun da tırnak yapmadığının farkına varalım, onların sadece sebep olarak var olduklarını bilelim ve bütün bu işlerin arkasında ilmi, hikmeti ve kudreti nihayetsiz bir Allah’ın işlediğini görelim ve neticesinde de kulluk vazifelerimizi eksiksiz yerine getirelim.

Bu izahattan sonra gelelim üç kenarlı kare sorumuza.

Allah dilerse deveyi iğne deliğinden geçirir de, ne deliği büyütür ne de deveyi küçültür.

Bunu aklımız elbette almaz ve almayacak! Çünkü aklımız kıt ve âciz!

Kuru ot yiyen ineğin, koyunun kilolarca sütünün nasıl olduğunu ve diğer misalleri çözdük mü ki “deve ve iğne deliği” işine sıra gelsin.

Allah abes iş yapmaz! Hikmetsiz iş yapmaz! Her şeye Kadir’dir! Her şeyi Alim’dir!

Bizce yapılan veya yapılır mı diye düşündüğümüz işlerde bir mantıksızlık varsa o bizim cahilliğimizden anlayışımızın kifayetsizliğindendir.

Allah isterse, O’nun için bir manası ve hikmeti varsa, 3 kenarlı kare de yapar, 40 kenarlı altıgen de yapar!

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
797 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR