Allah kimseye güçlerinin yetemeyeceği bir şeyle sınamıyorsa neden intihar edenler var?

Soru Detayı

​Tecavüze uğrayıp intihar edenler, psikolojik bunalıma girip intihar edenler... Bu kişiler bu imtihanın yükünü kaldıramıyorsa neden bununla sınanıyorlar?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu konuyu birkaç madde halinde açıklamakta fayda vardır:

a) “Allah hiç kimseye gücünün üstünde/gücünün yetmediği bir yük/sorumluluk yüklemez.” (Bakara, 2/286) mealindeki ayette bu husus açıkça ifade edilmiştir. Allah’ın bütün sözleri doğru olduğuna göre, bu da doğrudur. O halde, prensip olarak her konuda olduğu gibi, bize ters gelen hususlarda da bu ilahi prensibin geçerli olduğuna iman etmemiz esastır.

- İslam’da “zorunluluklar, haramı helal kılar” prensibinin varlığı, kimseye gücünün dışında bir yükümlülüğün olmadığının göstergesidir. Örneğin, çok açıkmış bir kimse mecbur kalırsa haram olan bir şeyi yemesi günah sayılmaz. Çünkü, bu ruhsat olmazsa açlığından ölebilir. Keza, boğacak şekilde boğazına bir şeyler takılmış bir kimse, su bulamadığı zaman onu ortadan kaldırmak için içki içebilir.

b) Buna göre, intihar edenlerin sebebi, güçlerinin yetmediği bir imtihan yükünden olmadığında şüphe etmemek imanın gereğidir. Binlerce olayın içyüzünü bilmediğimiz gibi, intihar olaylarının da hangi sebepler altında gerçekleştiğinin asıl hikmetini de bilemiyoruz. Bilmediğimiz bir konunun faturasını Allah’a kesmek, yukarıdaki ayetin ifadesiyle tamamen terstir.

c) Aynı hastalıkla hasta olan iki kişiden birinin ağlayıp sızlanması, feryat edip çırpınması, diğerinin sakin sakin durması, hastalığa karşı verilen sabır ve mukavemet gücünün aynı şekilde kullanılmadığını gösterir. Birinci şahıs sabır kuvvetini sağa-sola dağıttığı için mukavemet gücünü kaybetmiş ve ister istemez ağlayıp sızlanmaya başlamıştır. İkinci şahıs ise, verilen  sabır kuvvetini sağa-sola dağıtmayıp  o andaki hastalığa karşı kullandığı için sükunet içerisinde Allah’ın şifasını beklemiştir.

Bu konuda Bediüzzaman Hazretlerinin verdiği orijinal bir misali şöyle özetlemek mümkündür:

Musibetin, hastalığın durumu ne olursa olsun, ona karşı orantılı bir şekilde insana mukavemet gücünü temin eden sabır kuvveti verilir. Bu sabır musibetin, hastalığın içinde bulunduğu saate kâfi gelir. Fakat kişi bu saate kâfi gelen bu sabır kuvvetini sağa-sola dağıtsa sabır gücü üç bölüme ayrılır. Bir kısmını hastalığın devam ettiği bir ay öncesine, bir kısmını da -hastalığın daha devam edeceğini evhamına kapılıp-gelecek zamana gönderse, sabır kuvvetinin üçte ikisi kaybolacağından geriye kalan üçte bir kuvveti mevcut sıkıntıya kâfi gelmez.

Bu kişinin durumunu şöyle beceriksiz bir kumandana benzetebiliriz ki; sol cenah düşman kuvveti onun sağ cenahına iltihak edip ona taze bir kuvvet olduğu halde, sol cenahındaki düşmanın sağ cenahı daha gelmediği vakitte, o tutar, merkez kuvvetini sağa sola dağıtıp merkezi zaif bırakıp, düşman edna bir kuvvet ile merkezi harap eder. (bk. Lem'alar, s. 11, 2. Lema)

- Bunun gibi intihar eden kimsenin uğradığı mağduriyet veya musibetin ağırlığına karşı mukavemet edebilecek bir sabır gücünü de vermiştir. Örneğin, bu sıkıntılardan ötürü Allah katında büyük bir mükâfat alacağını, sıkıntıların ise geçici olduğunu, insanlar nazarında küçük düşüren bir olayın Allah katında büyük bir makama yükseltiyorsa, bin can ile arzu edilen bir husus olduğunu düşünse, bunun yanında gaddar zalimlerin hak ettikleri cezanın, kendisine çektirdikleri sıkıntıdan bin kat daha fazla olacağını düşünse, intihar etmez.

d) Aynı şekilde tecavüze uğrayanlardan bazılarının canlarına kıymamaları, sabır içinde tahammül etmeye karar vermeleri, bu gibi sıkıntıların -soruda seslendirildiği gibi- zorunlu bir istikametin işareti olmadığını göstermektedir.

e) Şunu unutmayalım ki, dünya bir imtihan salonudur. İmtihanın adaletle cereyan etmesi için herkese özgür iradeleriyle yapacakları işlere izin verilmesi gerekir. Zira imtihanda kazanalar gibi kaybedenlerin de olması esastır.

Durum böyle olunca, örneğin tecavüze uğrayan bir kızın mütecavizi de bir imtihan geçiriyor. Böyle bir tecavüz yapmakla imtihanı kaybeder. Eğer Allah hırsızın, mütecavizin, caninin, müfsidin, zalimin, katilin elinden tutup suç işlemekten alıkoysa, sınıfta kalan olmaz ve bu imtihan da, imtihan olmaktan çıkar.

Hakikatin ta kendisi olan bu incelikleri düşündüğümüz zaman, kim olursa olsun, insanların yaptığı zulümlerin faturasını Allah’a kesmenin ne kadar hakikatsiz ve haksız olduğunu kolaylıkla görebiliriz.

f) Bir şey daha var; o da mağdur olan tarafın o olaydaki katkısının olup olmadığı da önemli bir adalet kriteridir. Nitekim, İslam’da korunaklı bir yerden çalınan bir malı çalan kişi hırsızlık cezasını gördüğü halde, aynı malın korunmasız, gözler önündeki bir yerden alan kişi hırsızlık cezası görmez. Çünkü, bu ikinci adam -gerçekte hırsız olmadığı halde- orada açıkta gördüğü o malın cazibesine karşı direnememiş olabilir.

- Bilindiği üzere, modern hukukta da karşı tarafın tahriki, suç işleyenin cezasının hafifletilmesinin sebeplerinden biridir. Üstadın ifadesiyle, “Bir insan yılan suretine girse yahut bir veli haydut kıyafetine girse veyahut meşrutiyet, istibdad şekline girse ona taarruz edenlerin cezası nedir? Belki hakikaten onlar yılandırlar, haydutturlar ve istibdaddırlar.” (Divan-ı Harb-i Örfi, 41)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
1.186 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
EN ÇOK SORULANLARDAN
UYGULAMALAR