Peygamberimizin, savaşın zor bir anında, kendisini Allah'a ve dedesine nisbet etmesinin hikmeti nedir?

Soru Detayı

- Efendimiz aleyhissalatü vesselam Tebük Seferi'nde ashabına cesaret vermek maksadıyla "Ben Allah'ın rasûlüyüm bunda şüphe yok, ben Abdulmuttalib'in torunuyum bunda şüphe yok." buyuruyor.
Efendimiz aleyhissalatü vesselamın savaşın zor bir anında kendisini Allah-u Teâla ve dedesi ile nisbet etmesinin hikmeti nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Huneyn gazvesinde, Müslümanlar daha ilk saatlerde düşmanı hezimete uğratmış ve ganimet toplamakla meşgul olmuşlardı. Bu fırsatı değerlendiren Havazin okçuları, Müslümanlara saldırmış, onları ok yağmuruna tutmuşlardı. Neye uğradıklarına şaşıran Müslümanların çoğu sağa-sola kaçışmaya başlamıştı.

İşte böyle zor bir esnada Hz. Peygamber (asm) şu hakikati haykırmıştı: "Ben Peygamberim, bunda yalan yok. Ben, Abdülmuttalib'in torunuyum.” (Buhârî, Cihâd 52; Müslim, Cihâd, 78)

- Öyle anlaşılıyor ki, Hz. Peygamber (asm), birer insan olarak düşman tarafından atılan oklardan kaçıp sağa-sola kaçan sahabelerini cesaretlendirmek için onlara imanlarını hatırlatmış, iman şuuruyla yeniden cesaretlerini toplamlarını sağlamaya çalışmıştır.

Nitekim, İslam ordusu, Resulullah’ın, hakikat olduğu kadar duygusal olan bu haykırışını duyduktan sonra yeniden toplanmaya başlamış ve netice itibariyle düşman karşısında kesin zafer kazanmıştır.

- Allah’ın Elçisinin –hâşâ– düşmandan kaçması söz konusu değildi. O'nun dedesi Abdülmuttalib de Ebrehe ve ordusu karşısında kaçmamış ve ciddî bir metanet göstermişti. Ayrca o, bu sözüyle, Dedesi Abdulmuttalib, Allah’ın izniyle sağ-salim kurtulduğu gibi ben de o zâtın torunuyum, diyerek bu badirenin atlatabileceğine işaret ederek onları tekrar toparlanıp kendilerine gelmeleri hususunda motive etmiştir.

- Peygamber Efendimiz (asm)'de öyle bir metanet, mehabet ve cesaret vardı ki, yanına gelenler, O'nun manyetik alanına girince âdeta büyülenirlerdi. Hatta ona sığınanlar da kendilerini güvende hissederlerdi. Evet, onlar "En emniyetli yer O'nun arkasıdır." deyip onun yanında toparlanırlardı; zira Allah,

"Ey Resûl! Rabbinden sana indirileni tebliğ et. Eğer bunu yapmazsan, O'nun elçiliğini yapmamış olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktır. Doğrusu Allah, (sana karşı) kâfirler topluluğuna yol vermez." (Mâide, 5/67)

fermanıyla onu hep görüp gözetiyordu.

Nitekim Peygamberimiz (asm)'in damadı Hz. Ali gibi bir kahraman, bir gün şöyle demiştir:

"Biz savaşta sıkıştığımız zaman cesaret almak için Resûl-i Ekrem'in arkasında toplanırdık." (Müsned 1/156)

- Koca İslam ordusunun dağılıp kaçıştığı bir sırada bile, Hz. Peygamber (asm)'in yerini terk etmemesi ve Allah’ın hak elçisi olduğunu haykırması, kıyamete kadar gelen insanlar için de bir peygamberlik delilidir. Zira bu insanüstü metanet, şecaat, güven ve emniyet onun kâinatın sultanı Allah’a olan imanını, imanındaki itminanını ve itminanındaki tevekkülünü göstermektedir. Bu ise peygamberliğin harika bir nişanesidir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
EN ÇOK SORULANLARDAN
UYGULAMALAR