Allah, ey Ademoğlu ben seni seviyorum sen de beni sev demiş mi?

Tarih: 07.06.2022 - 20:01 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Allah Musa (as)'a Tevrat’ta:
 “Ey Âdemoğlu sana verdiğim hakla ben seni seviyorum, öyleyse senin üzerindeki hakkımla da sen beni sev.” diye vahiy etmiş midir?
- Eğer böyle vahiy edilmişse bunun asıl anlamı nedir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Bu bilgiye hadis kitaplarında rastlayamadık.

Fakat Muhyiddin İbn Arabî Hazretleri, "muhabbet" konusunu işlediği bir kitabında şöyle demiştir: 

“Muhabbet ilahi bir makamdır. Nitekim kendisi kendine (Kur'an'da) Vedud ismini, (haberde / hadislerde de) Muhibb ismini vermiştir. Allah’ın Hz. Musa’ya indirdiği Tevrat’ta 'Ey Âdemoğlu!  Şüphesiz, ben -hakkım için- seni seviyorum, öyleyse benim üzerindeki -hakkım için- sen de beni sev.” (İbn Arabî, el-Futuhatu’l-Mekkiye, 2/322/178. Bab)

Allah kendi kemal ve cemalini sever. Sıfatlarının bu kemal ve cemal tecellilerini de sever. Bu tecellilere ayinadarlık vazifesini gören sanatlarını da sever. Çünkü kemal ve cemal başka gerekçelere ihtiyaç duymaksızın bizzat sevilirler.

O halde, Allah eşsiz bir kemal ve cemalini gösteren sanatlarını da sever.

Bu sebepledir ki, kainatı yaratmasının arka planındaki gerçek saik ilahî muhabbettir. 

Sözü fazla uzatmadan işin erbabı Bediüzzaman Hazretlerinin şu beyanlarına bakalım:

“Hem hiçbir cihetle akıl kabul eder mi ki: Hadsiz rahmetli, muhabbetli ve nihayet derecede şefkatli ve kendi sanatını çok sever ve kendini sevdirip ve kendini sevenleri ziyade sever bir Zât-ı Kadîr-i Hakîm, en ziyade kendini seven ve sevimli ve sevilen ve Sâni'ini fıtraten perestiş eden hayatı ve hayatın zatı ve cevheri olan ruhu mevt-i ebedî ile idam edip; kendinden o sevgili muhibbini ve habibini ebedî bir surette küstürsün, darıltsın, dehşetli rencide ederek sırr-ı rahmetini ve nur-u muhabbetini inkâr etsin ve ettirsin? Hâşâ, yüz bin defa haşa ve kellâ!.. Bu kâinatı cilvesiyle süslendiren bir cemal-i mutlak ve umum mahlukatı sevindiren bir rahmet-i mutlaka, böyle hadsiz bir çirkinlikten ve kubh-u mutlaktan ve böyle bir zulm-ü mutlaktan, bir merhametsizlikten, elbette nihayetsiz derece münezzehtir ve mukaddestir.” (Sözler, s. 107-108)

Şu ifadeleri de Tevrat’taki ifadelerle çok güzel örtüşmektedir, lütfen dikkatle okuyalım:

“Ey ahali! (Ey Âdemoğlu!) Şu kasrın meliki olan seyyidimiz, bu şeylerin izharıyla ve bu sarayı yapmasıyla, kendini size tanıttırmak istiyor. Siz dahi onu tanıyınız ve güzelce tanımağa çalışınız."

"Hem şu tezyinatla kendini size sevdirmek istiyor. Siz dahi onun sanatını takdir ve işlerini istihsan ile kendinizi ona sevdiriniz.

Hem bu gördüğünüz ihsanat ile size muhabbetini gösteriyor. Siz dahi itaat ile ona muhabbet ediniz.

Hem şu görünen inam ve ikramlar ile size şefkatini ve merhametini gösteriyor. Siz dahi şükür ile ona hürmet ediniz.

Hem şu kemalâtının âsârıyla, manevi cemalini size göstermek istiyor. Siz dahi onu görmeğe ve teveccühünü kazanmağa iştiyakınızı gösteriniz."

"Hem bütün şu gördüğünüz masnuat ve müzeyyenat üstünde birer mahsus sikke, birer hususi hâtem, birer taklid edilmez turra koymakla, her şey kendisine has olduğunu ve kendi eser-i desti olduğunu ve kendisi tek ve yekta, istiklal ve infirad sahibi olduğunu size göstermek istiyor. Siz dahi onu tek ve yekta ve misilsiz, nazirsiz bîhemta tanıyınız ve kabul ediniz." (Sözler, s .121)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?
Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun