Allah eğer her şeyi biliyorsa ve her şeyi yapabilecek kudrete sahipse, bu bir mantıksızlık değil midir?

Tarih: 26.07.2012 - 00:21 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Şöyle ki; eğer her şeyi biliyorsa, önceden yapacaklarını da bilir, dolayısıyla iradeye sahip değildir. Yani her şeyi yapabilecek kudrete sahip olsa bile istediğini isteme kudretine sahip değildir, kurulu düzenin devam zorunlu devam ettiricisidir. Yine o düzeni de kuran bir gücü ararız.

- Siz ne düşünüyorsunuz bu konu hakkında? Lütfen vereceğiniz yanıtlar felsefi olsun.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Bir şeyi bilmek, o konudaki  iradeyi ortadan kaldırmaz. Çünkü bilmek ile irade etmek birbirinin zıddı değil, olmazsa olmaz şartıdır. Çünkü herhangi bir şeyi yapmak için onu önceden bilinmesini gerektirir. Ortada bilinen bir konu yoksa iradeyi nereye yönlendireceksiniz ki!..

- İlim sıfatı, özelliği itibariyle zorlayıcı bir yaptırım gücüne sahip değildir. Buna mukabil bir şeyi irade etmek ancak kudretle mümkündür. Kudret sıfatı ise zorlayıcı bir yaptırım gücüne sahiptir.

Örneğin, Mimar Sinan Süleymaniye camisini yaparken, önce onun nasıl yapacağını bilmiştir. Şayet bunun yıllar öncesinden dahi bilerek tasarlamış olsaydı bile, onun bu bilgisi caminin yapılmasına bir vesile olamazdı. Zira salt bilgiyle işler yürümez. Bu bilgiyi esas alarak harekete geçen güçlü bir irade gerekir. İşte Mimar Sinan önceden bilip tasarladığı Süleymaniye camisini yapmaya karar verip, iradesini ortaya koyduktan sonra yapabilmiştir. Bu çok açık mantık kuralından anlıyoruz ki, Allah’ın önceden ezeli ilmiyle her şeyi bilmesi, onun kudretli iradesini ortadan kaldırmaz.

- Konuyu daha da açmak gerekirse, sağlam bir sanat eserinin ortaya konması için hem ilim/bilgi hem de kudret ve irade gerekir. Konuya hâkim bir ilim olmadan asla güzel bir sanat eseri meydana getirilemez. Zira cehaletten kaynaklanan bir harika sanat eserinin varlığını tasavvur etmek için Sofist Felsefeciler gibi akıldan istifa etmek gerekir.

Keza, eğer sadece bilgi tarafından işlerin yapılabileceğini iddia eden varsa, o zaman bilgili  fakat felçli, yaşlı, güçsüz bir ustanın bizzat eliyle bir apartman dikebileceğini; bilgili ama doğuştan görme özürlü olan birinin görebileceğini, bilgili ama duyma özürlü olan bir kimsenin duyabileceğini ispat etmesi lazım gelir ki, böyle bir şey imkânsızdır.

İlmi bir kuraldır; dengede olan terazinin iki kefesinden birinin ağır gelmesi mümkün değildir. Bunlardan birinin ağır gelmesi için dışarıdan bir müdahale gerekir. Hangi tarafa bir gram ağırlık konursa o kefe diğerine fark atar. Bu bir gram ağırlığın konması ancak birinin irade ve kudretiyle gerçekleşir. Yoksa bir kimse yanındaki dengede olan iki kefeden birine bir ağırlık konmasıyla dengenin bozulacağını bilmesi bu dengeyi bozmaya yetmez. Senelerce kalsa, konuya kudretli bir irade müdahale etmediği sürece bu denge bozulmaz..

Bunun gibi, kâinatın/evrenin var olup olmaması aynı seviyededir. Yokluğu da varlığı da zorunlu değildir. Nitekim bu günkü fen bilim adamları evrenin yaklaşık 15.000.000.000. sene önce yaratıldığını söylüyorlar. Demek ki yaratılmadan önce evrenin olmadığında, ne aklen ve ne de realite bazında herhangi bir problem de yoktu. Çünkü akli muhakemede varlıklardan sadece yaratıcı olan Allah’ın varlığı zorunludur. Kelamcı ve felsefecilerin ona “Vacibu’l-vicud” (varlığı zorunlu olan) unvanını vermeleri bundan kaynaklanıyor.

O halde, evrenin bulunduğu muhammen terazinin bir kefesinde yokluk, diğer kefesinde varlık dengededir. Varlığı yokluğu eşittir. Bu dengenin kendiliğinden bozulması aklen muhaldir. Ama ortada realite vardır; varlık kefesi, yokluk kefesine ağır basmış ve evren var olmuştur. Bunun kendiliğinden olması imkansız olduğuna göre, önceki misallerimizde olduğu gibi, dışarıdan bir müdahale gerekir.

İşte bu konuda müdahil olan Allah’ın iradesidir. Eskilerin eskimez ifadeleriyle “Tereccüh bila müreccih muhaldir.” (konumuzla ilgili: varlık tarafının kendiliğinden yokluk kefesine baskın gelmesi imkânsızdır).

Madem varlık tarafının yokluk tarafına kendiliğinden ağır gelmesi ve evrenin yokluktan kendiliğinden çıkıp varlığa merhaba demesi imkânsızdır... O halde bu dengeyi bozan varlık tarafını iradesiyle tercih eden Allah’ın ezeli iradesidir.  

- Samanyolu galaksisinin varlığının çok yeni olduğu kabul edilmektedir. Allah, evrenin diğer parçaları gibi elbette bunu da ezeli ilmiyle biliyordu. Biliyordu; hem de ne zaman nerede ve nasıl olacağını da biliyordu.. Fakat onun bu bilgisi bunun varlığını zorlamamıştır. Çünkü bu işi yapan kudretli iradedir. Hatta bu iddiayı ortaya atan kişinin varlığı dahi Allah’ın ezeli ilminde vardı. Fakat görüldüğü üzere ancak belirli bir yıl önce dünyaya gelmiştir. Demek bir şeyin var olması, Allah’ın sonsuz ilim, irade, hikmet ve kudretini gerektirir.

- Bu iddia, biraz da orta çağ karanlıklarında cahil halk kitlesine karşı ukelalık eden bir kısım akılsız filozofların ortaya attığı ve her şeyin zorunlu olarak Allah’tan varlığa çıktığını savunan “SUDUR” nazariyesinin yeniden hortlanmasıdır.  

Oysa, bu nazariye artık antik çağın çöplüklerinde kalmaya mahkum olmuştur. Zira bugün modern ilimler sayesinde, bir harfin yazarsız, bir iğnenin ustasız, bir mahallenin bile muhtarsız olmayacağını çok iyi bildiğinden, bu kâinat kitabının yazarsız, bu evren apartmanının ustasız bu varlık memleketinin muhtarsız, yani irade ve istediğini yapabilen tercih sahibi bir yaratıcı ve idareci olmadan olamayacağı gündüz  gibi aydınlık, güneş gibi parlak bir hal almıştır. Yeter ki  bu güçlü hakikat ışığı karşısında aklın gözü kamaşmasın...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun