Akıl, beyin ve düşüncenin isleyişi neye bağlıdır?

Tarih: 26.01.2019 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Beynin işleyişi düşünce üretimi neye bağlıdır?
- Beyin nasıl çalışır?
- Benim düşünceme göre insan çocukluğundan beri görüp gördükleri bilgileri vs. onun şahsiyetini oluşturur ve ona uygun olarak da beyni düşünce üretir. (bilgileri dahilinde)
- Peki bilgimiz olmayan şeyleri nasıl düşünerek aklımıza getiriyoruz?
- Mantık ve olmayanı ve ya gözümüzle görmediğimizi düşünebilmek gibi bir yeteneğimiz var, ilaveten bazı insanlar maddi manevi durumu aynı olan ailede büyüdükleri halde bazıları neden ateizmi seçebiliyorken bazılar doğru yolu seçiyor?
- Aynı nefis aynı şeytan her ikisinde de var, bu durumda ikisi de neden Müslümanlığı seçemiyor? 
- İradenin isleyişi neye bağlıdır? 
- Ben irademi doğru kullanabiliyorken o neden iradesini doğru kullanamıyor?
- O da insan ben de onda da nefis, şeytan var bende de o da aynı ailede aynı çevrede büyüyor ben de. Neden o bu kadar güzelliği göremiyor evrim veya tesadüf, şu, bu, diyor, ben bu kadar şey tesadüf olamaz ve Allah’a inanmam daha mantıklı bu yüzden de Allah’a inanacağım diyorum da o inanmıyor?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cenab-ı Hak her insana beyin vermiş; tıpkı göz verdiği gibi. Ama beyin maddî bir yapıya sahiptir. O maddî yapının düşünme sistemi ruha bağlıdır. Yani düşünen ruhtur. Ama o ruh, beyin vasıtasıyla düşünür. Tıpkı görmede olduğu gibi. Gören göz değildir. Gören ruhtur. Ama ruhun görmesi için pencere hükmünde olan göze ihtiyaç vardır.

Göz bir şekilde kapanırsa ruh artık göremez hale gelir. Akıl da beyin sağlam olduğu sürece görev yapar.

Bir insanda irade vardır. Buna cüz’i irade deniliyor. İnsandaki bu irade niyet, meyil veya arzu şeklinde de ifade edilir. Bizim bu cüz’i irademiz bir şeyi istemek veya istememek şeklinde cereyan eder. O isteğimizin yaratıcısı Allah’tır.

Allah’ın külli iradesi bizim bu cüz’i irademize göre hükmeder.

Mesela, biz ibadethaneye gitmeyi istersek, Allah o ibadethaneye gitme fiilini yaratır. Biz meyhaneye gitmeyi istersek, Allah meyhaneye gitme fiilini yaratır. Biz burada içki içmeyi istersek, O da içki içme fiilini yaratır. Yani hayrı da şerri de yaratan Allah’tır.

İnsan kötü, zararlı ve Allah’ın yasak ettiği şeyleri işlemeyi istediği için mesul olur. Burada içki içmeyi istediği için sorumluluk insana aittir. Ama yaratma fiili Allah’ındır. İnsan o zararlı ve yasak olan şeyi istediği için mesuliyeti üzerine almış olur.

Dünya imtihan dünyası olduğundan herkes bu imtihana tâbidir.

Bu imtihanda insanın en büyük düşmanının şeytan ve nefis olduğunu Allah bildiriyor. Aynı aileden, aynı eğitimi almışlar. Ama birisi sabah namazına kalkacağı zaman nefsi ve şeytanı ona üşüyeceğini hatırlatır. Yorgun olduğunu kulağına fısıldar. Daha genç olduğunu, namazı sonra kılabileceğini bildirir, o da yatmaya devam eder. Böylece şeytan ve nefsin sözüne aldanmış, Allah’ın emrini yerine getirmediği için sorumluluk yüklenmiştir.

Diğeri ise, şeytan ve ve nefsin bütün aldatmacalarına ve vesveselerine kulak vermeden hemen kalkar, abdestini alır ve namazını kılar. Böylece bu imtihanı kazanmış olur.

İnsanın nefis ve şeytanın kötülüklerinden ve şerlerinden kurtulup Allah’ın emir ve yasaklarını eksiksiz yerine getirmesi için devamlı nefis ve şeytanıyla cihad halinde olması, bunun için iyi kimselerle, Allah yolunda olanlarla beraber olması, müsbet, sağlam ve Allah’a ve peygamberine götüren eserler okuması gerekir.

Tabii Kur’an’ı da devamlı okumalı ve manasını da meallerinden öğrenmeye çalışmalı, bildiklerini hayatına ve yaşayışına yansıtmalıdır.

Bu yolda bulunabilmesi için yine Allah’tan yardım istemeli, şeytandan ve şeytanlaşmış insanların ve nefsin şerrinden yine Allah’a sığınmalıdır.

Aynı aileden olduğu halde bazılarının ateizmi seçmesinin sebebi, şeytanın sözüne kanıp onun aldatmasıyla arkasından giderek ona tâbi olması sebebiyledir. Diğeri de şeytanın değil, Allah’ın emirlerine uymakla doğru yolu bulmuş olur.

Zaten Peygamberin de görevi bu değil midir? Yani, Allah’ın emir ve yasaklarının neler olduğunu anlatmak. Uyanların ahretteki mükâfatının ebedî cennet ve Cemalullah, yani Allah’la görüşmek olduğunu, uymayanların da ebedî cehennem olduğunu bildirmek ve öğretmektir.

Dünyada da öyle değil mi? Aynı aileden, aynı zeka kapasitesine sahip iki kişiden birisi nefsin ve şeytanın sözüne uyup kumar masasının başından kalkmazken, diğeri tıp fakültesinde okuyarak doktor oluyor ve Allah’ın emirlerini de yerine getiriyor. Birincisinin ne ailesinde huzur ve ne de kendinde rahat ve huzur vardır. Çevresiyle devamlı kavgalıdır, giderek uyuşturucu müptelası haline gelir. Sonunda ya intihar eder ya da içki masasının başında çatlayarak geberir cehenneme gider.

İşte şeytan ve nefse uymanın hem dünya ve hem de ahret sonucu budur.

İsteyen istediği yolu seçmekte serbesttir. O seçtiği yola göre de sonuçlarına katlanmak zorundadır.

İnsandaki cüz’i iradenin işleyişi insanın eline verilmiştir. O bakımdan yaptıklarından sorumlu tutulmuştur. İradesinin dışında olanlardan mesul değildir. Bizi meyhaneye zorla götürüp boğazımıza içki dökseler bundan sorumlu olmayacağımızı vicdanen biliriz. Çünkü irademiz elimizden alınmıştır.

İnsandaki o iradenin doğru yolu tercih etmesi için, doğru ile yanlışın o insana anlatılmış olması gerekir. Allah’ın emirlerini yerine getirince mükâfatının cennet olduğu, O’nun emirlerine isyan etmenin ve yerine getirmemenin de ebedî cehennem olduğunu o kişi bilmelidir. Bir başka ifade ile kişi yolun başında önündeki iki yoldan sağa gidenin cennete, sol yola gidenin de cehenneme gideceğini bilmiş olması gerekir.

İşte Peygamber (asm)'in ve onun yolundan gidenlerin görevi de bu yolu insanlara anlatmaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun