İnsa, kendisi için önceden belirlenen hareketleri yapmaktadır, iddiasına ne dersiniz?

Tarih: 06.01.2014 - 09:10 | Güncelleme:

Soru Detayı

- İnternet sitelerinde çokça ismi anılan bir deney var. Prof. Benjamin Libet, 1985 yılında yayınlanan deneylerinde parmaklarını ne zaman hareket ettireceklerinin seçimini deneklere bırakmıştır. Parmaklarını hareket ettirme anı beyinlerinden izlenen deneklerin bu kararı almadan evvel, ilgili beyin hücrelerinin faaliyete geçtiği görülmüştür. Diğer bir deyişle kişiye "Yap!.." emri gelmekte, hareketi yapmak üzere beyin hazırlanmaktadır; kişi ise ancak 0,5 saniye sonra bunun bilincine varmaktadır.

- Benzer bir çalışma yapan Dr. Haynes ise, biz karar vermeden önce beyinde verilmiş olan kararın yedi sn daha önce olduğunu belirtmektedir. Bu durumda insan, bir hareketi yapmaya karar verip de onu yapıyor değildir. Kendisi için önceden belirlenen hareketleri yapmaktadır. Bu deneylerle, tüm kararlarımızın, seçimlerimizin önceden belirlendiği, bilincin ise, her şey olup bittikten yedi saniye sonra devreye girdiği ileri sürülmektedir. Bu deneyler, ateist camialarca hür irade sahibi olmadığımızın ispatı olarak yorumlanıyor.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kaderin doğru anlaşılabilmesi için bir takım temel bilgilere ihtiyaç vardır. Kaderin bir manası plan ve program demektir. Yani, yapılacak bir şeyin belirli bir programa göre yapılması ve meydana gelmesidir.Cenab-ı Hak, kader hususunda bize fazla bilgi vermemiştir. Ancak, bizi mesul eden ve sorumluluk yükleyen hususları bildirmiştir.

Kader ikiye ayrılır:

1. Istırari kader,
2. İhtiyari kader.

Istırari kader, bizim irade ve ihtiyarımızın dışındaki kaderdir. Mesela, şu anne ve babadan meydana gelme, bu asırda yaratılmış olma, erkek ya da kadın olma gibi hususlar bu gruptandır ve tamamen bizim irademiz dışındadır. İrademiz haricinde olduğu için bunlardan sorumlu değiliz. Yani Cenab-ı Hakk’ın bize, “Sen niçin bu asırda dünya geldin?” gibi bir soru sormayacağını vicdanen biliyoruz.

İhtiyari kader ise, bizim irademize bağlı olan ve sorumlu olduğumuz kaderdir. Burada bize mesuliyet yükleyen, bizim kendi hür irademizle yaptığımız seçimimizdir. Ancak, bu seçimden önce bilgilendirilmemiz gerekmektedir. Yani yapılmasını istediğimiz şeyin fayda ve zararlarını, bize getireceği iyilik ve kötülükleri bilmeliyiz. Mesela, iki yol var. Birisi meyhaneye, diğeri de ibadethaneye gidiyor. Bu yolların sonunda yapılacak işlerin fayda ve zararlarını bilmemiz gerekmektedir. İşte peygamberler ve kitaplar bunları bildirmek için Allah tarafından gönderilmiştir. Bunları bildikten sonra, Allah bizi seçimde serbest bırakıyor. Biz hangi yola gitmeyi niyet edersek, Allah onu yaratıyor.

İşte seçimdeki o iradeye, cüz’i irade veya niyet, ya da arzu diyoruz. Bu cüz’i irade ya da bunun kullanımı, itibari bir emir, yani soyut bir kavram olarak kabul ediliyor. Mesela, bütün mastarlar birer itibari emirdirler. Yani hariçte vücutları yoktur. Bir başka ifade ile soyut kavramlardır. Gelmek, gitmek, yemek içmek, uyumak v.s. gibi. Bunların hariçte bir vücudu bulunmadığı, yani bir varlık olarak kabul edilmediği için kula verilebiliyor.

Meyhaneye veya ibadethaneye gitme fiilini yaratan Allah’tır. İnsanın buradaki sorumluluğu, niyet ve arzusundan kaynaklanmaktadır. Bu arzu veya niyet ya da cüz’i iradesini kullanmakta tamamen serbesttir. İnsanın bu cüz’i iradesini kullanmada herhangi bir sınırlama veya zorlama olması halinde, insan ondan mesul olmaz. Hatta, o yolların nereye gittiğini, neyin yasak neyin serbest olduğunu bilmediği zaman, yine sorumlu tutulmuyor. Sorumlulukta iradenin serbest kullanılmış olması esastır. Yani, Allah’ın külli iradesi, bizim cüz’i irademize tâbidir. Onun için mesuliyeti biz alıyoruz.

Bir diğer husus da bizim ne yapacağımızı Allah’ın önceden bilmiş olmasıdır. Kader hususunda Cenab-ı Hakk’ın Âlim ismi tecelli ediyor. O ismin düsturu ise, sadece bilmeye dayanıyor. Yani, bizim ne yapacağımızı biliyor. O’nun bizim ne yapacağımızı bilmiş olması, bizi yapmaya zorlamıyor. Mesela, biz güneşin nerede ne zaman doğacağını biliyor ve ona göre takvim yapıyoruz. İşte takvim bir bakıma güneşin kader defteridir. Biz takvimde güneşin doğuş vaktini yazdığımız için güneş ona göre doğmuyor. Onun doğuş vakitlerini biz önceden bildiğimiz için, bir bakıma güneşin kader defterini takvime yazmış oluyoruz.

Sonuç olarak, insan cüz’i iradesi ile isterse küfür yolunu, isterse iman yolunu, tercih edebilir. Allah insanın küfür yoluna gitmesinden memnun değildir. O bakımdan inkâr yolunun seçilmesi halinde insan, cehennemin şiddeti, dehşeti ve azabı ile tehdit edilmekte, yapılan yanlışlardan her an tövbe ile dönüşü teşvik edilmekte, işlediği bir kötülük veya günahı bir yazılmakta, iyilikleri ise, ondan başlamakta, bazen bir iyiliğe karşı otuz bin veya kırk bin sevap verilmektedir.

İnsan Bedeninde İş Gören Ruhtur

İnsanın bir işi yapma hakkında verdiği kararın beyindeki tespiti, beyin hücrelerinin verdiği sinyalle mümkündür. Hâlbuki şuursuz atomlardan meydana gelen ve bir et parçası olan beyin hücrelerinin bir konu hakkında şuurlu karar alması mümkün değildir. Bu işi yapan ruhtur. Aynı şekilde, insanda görmeyi sağlayan göz değil, ruhtur. Ruh, dünyayı göz penceresinden seyretmektedir. Göz olmayınca ruh, görme fiilini yapamamaktadır. Tıpkı, odada oturan birisinin, dışarıyı pencereden seyretmesi gibi. Dışarıyı gören pencere değil, insandır. Ancak, pencere olmaması durumunda, insan dışarıyı göremez.

İşte insanın aldığı bir takım emir ve kumandalar, niyet ve kararların mercii, mekânı beyindir. Fakat burada iş gören, kararı alan ve uygulama safhasına koyan ruhtur. Nitekim, ölen bir kimseden ruh çıktığı için, beyin hücreleri mevcut olduğu halde, bir takım fiil ve davranışları yapmak mümkün değildir.

Yukarıda beyin hücreleri üzerinde karar verme süresi ile ilgili yapılan deneyde gözden kaçırılan nokta ruhun varlığıdır. Onların ölçtüğü, hücrelerin fizyolojik davranışı ve tepkisidir. Kararın önceden verilmiş olduğunu iddia ettikleri varlık ise, ruhtur. Ruh hayal suretinde hareket ettiği için, hızı bizim algıladığımız zaman ve mekân boyutunu aşmaktadır. Mesela, en hızlı hareket eden cisim güneş ışığıdır. Güneşten bize ışık sekiz dakikada geldiği halde, biz hayal suretiyle bir anda güneşe gidip gelebiliriz. Dolayısıyla ruhun insan bedeni üzerindeki tasarrufunda ve onu idaresinde zaman, mekân, uzaklık ve yakınlık söz konusu değildir. Ruha göre uzak ve yakın bir hükmündedir. Elektrik iletimine bağlı vücut hareketlerinin zamanı ve süresi ile ruhun karar verme ve uygulama süresinin kıyaslanması mümkün değildir.

İşte yukarıda sözü edilen deneylerde gözden kaçan nokta bu ruhun varlığıdır. Hadiseye bu pencereden bakılınca, insanın bir takım fiilleri yapmaya ya da yapmamaya, serbest ve hür iradesi ile kararı kendisinin verdiğini, bunun üzerine Cenab-ı Hakk’ın o fiili yarattığını bilir. Sorumluluğu da üzerine alır.

İlave bilgi için tıklayınız:

Beyin ve ruh birbirinden bağımsız şeyler midir?

Ruh ile beyin arasında nasıl bir ilgi vardır?

Ruh nedir, ruhun mahiyeti anlaşılabilir mi? Ruh beyinden mi ibarettir?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun