"Müminlerin ölen çocukları cennette bir dağdadırlar, babalarına teslim edilinceye kadar bakımlarını Hz. İbrahim ve hanımı Sâre üzerine alır." hadisiyle "cennete giden kafir çocuklarının hizmetçi olmalarını" açıklar mısınız?

Tarih: 24.01.2011 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

İslam alimlerinin bildirdiğine göre, İbrahim kelimesinin anlamı  gerek Suryânîcede ve gerekse Arapça’da aynı anlamda olup, "merhametli, yufka yürekli baba" mânâsına gelir. Süheylî gibi bazı müfessirlerin belirttiğine göre Süryanice ile Arapça dili "İbrahim" kelimesinde olduğu gibi pek çok yerde birbirine uymaktadır. Onun bütün  çocuklara merhametli bir baba şeklinde yaklaştığını  ve hanımı Sare ile birlikte berzah aleminde kıyamete kadar ölüp oraya gelen çocuklarla ilgilenmekte olduğunu gösteren rivayetlerdir. (Kurtubî, II/96)

Kurtubî'ye göre, Buharî'de geçen ve Efendimiz (a.s.m)'in Hz. İbrahim (as)'i,  çevresinde çocuklar bulunduğu bir halde  rüyasında  gördüğünü ifade eden hadis-i şerif de bu mânâya delâlet etmektedir.(a.g.e). Yani bu çocukların Hz. İbrahim (as)’in himayesine verilmesi, isminin anlamı açısından manidardır.

Ayrıca -Kur’an’da geçtiği üzere- kendisinden sonra gelen peygamberlerin de onun soyundan gelmiş olmaları ve ümmetlerin de bir cihetle peygamberlerin çocukları sayılması, onun bu şefkatli baba unvanını pekiştirmektedir. Özellikle, eşlerinden kendisinden sonra gelen İsrailoğullarının peygamberlerinin babaanneleri olan Hz. Sare’nin de bu çocukların hâmisi olması da bu manayı teyit etmektedir.

Keza, bir baba olarak bütün şefkatine rağmen, Allah’ın emri karşısında şefkatini bir kenara bırakıp oğlunu Allah’a feda etmekle denenmiş ve bu imtihanı başarıyla vermiş bir peygamberdir Hz. İbrahim (as). Berzah aleminde bir mükafat olarak bütün çocukların kendi himayesine verilmesi, onun Allah katındaki makbul “baba” profilinin en güzel örneğini göstermiş olmasından dolayı, bu babalık sıfatını hakiki şefkate muhtaç tüm çocuklara liyakatiyle göstereceğine dair, yani şefkat noktasında Rabbi katında makbul olmasına dair bir gönderme olarak da anlaşılabilir.

Çocukları vefat eden mümin bir anne-babanın, kabir hayatında ve cennette Hz. İbrahim (as) ve eşi Sare'nin kendi çocuklarıyla ilgilenmelerini bilmeleri, onları hem rahatlatır hem de sevindirir.

Diğer konuya gelince; Taberanî (Kebir, evsat) ve Bezzar’ın yaptığı rivayete göre Semüre b. Cündüb şöyle demiştir:

"Biz Resulullah (a.s.m)’dan müşriklerin çocuklar(nın ne olacakları) hakkında sorduğumuzda, 'Onlar cennet halkının hizmetçileridir.' diye cevap verdi." (Mecmau’z-Zevaid, 7/219).

Burada müşrik çocuklarına yapılan bir haksızlık yoktur. Çünkü, çocuk olarak herhangi bir iyi amel yapmamalarına rağmen, yine de cennete alınmaları büyük bir lütuftur. “Niye büyük olmadık?” demeye hakları yoktur. Çünkü, eğer büyük olsalardı, babaları gibi müşrik olma ihtimali vardı.

Bununla beraber, sadece müşriklerin çocukları değil,  bütün çocukların cennet halkının hizmetçileri olduğuna dair rivayetler de vardır.(a.g.e).  Büyümeleri halinde çok tehlikeli bir yola sürüklenmeleri mümkün olan çocuklar -ilahî merhametin bir yansıması olarak- akıl-baliğ olmadan önce vefat etmeleri, onlar için büyük lütuftur. Çünkü onlar hesaba çekilmeden artık cennetin gülleri gibi el bebek,gül bebek bir konumda olacaklardır.

Bediüzzaman Hazretleri de "(Cenette) insanların etrafında ölümsüz çocuklar, (pervane gibi) dolaşır." (İnsan, 76/19) mealindeki ayeti açıklarken şu görüşlere yer vermiştir:

"Kur'an'da geçen, 'vildânun muhalledûn' (Vâkıa, 56/17) tabiri gösteriyor ki, müminlerin akıl-baliğ olmadan önce ölen çocukları, cennette ebedî, sevimli, cennete lâyık bir sûrette çocuk olarak kalacaklar. Demek ki, cennette diğer hadsiz lezzetlerin yanında; evlat okşayıp, koklamak gibi, en güzel bir zevki de Allah ebeveynlere ikram eder. Buna göre, cennetin tenâsül yeri olmadığını nazara alarak, orada evlat sevgisi ve okşamasının söz konusu olamayacağını söyleyenlerin bu görüşleri doğru değildir." (bk. Sözler, s. 689; Mektûbat, s. 71).

Bediüzzaman'ın bu görüşü, Hz. Ali (ra) ve Hasan-ı Basrî'nin görüşlerine dayanır. (Kurtubî, 17/203)

Abdullah ibn Abbas diyor ki, "Dünyada var olan şeylerin, cennetteki varlıkları ile dünyadaki varlıkları arasında bir isim benzerliğinden başka bir münasebeti yoktur." Buna göre, cennetteki muzların dünya muzlarıyla yalnız isimde bir benzerlikleri olduğu gibi, cennetteki gölgelerin dünya gölgeleri ile de sadece bir isim benzerliği vardır. Nasıl ki, naylondan yapılan portakal ile gerçek portakalın ismi aynıdır. Bunun gibi, dünya nimetleri ile cennet nimetlerinin ismi aynı olsa bile, her şeyi farklıdır.

Sonsuz bir hayatta, sırf dostlar için hazırlanmış bir mutluluk diyarındaki lezzetlerin derecesi, her türlü tanımlamanın üstünde ve ötesindedir. Oradaki güzellikler -hadiste ifade edildiği üzere-

“Ne bir göz görmüş, ne bir kulak işitmiş ve ne de bir kimsenin aklından, hayalinden geçmiştir.” (bk. Buhari, Bed'ü'l-Halk 8; Müslim, Cennet 2)

Cennet çocuklarının bakımının yapılmasını ve onların hizmet etmelerini de aynı anlamda değerlendirmek gerekir...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 50.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun