“Baba sevgisini koru. O sevgiyi kesip atarsan Allah da senin mutluluk ışığını söndürür.” anlamında bir hadis var mıdır? Baba sevgisinin ölçüleri nelerdir?

Tarih: 20.06.2011 - 01:36 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

a. Bu hadisin sahabe ravisi, Abdullah b. Ömer’dir. Onun bildirdiğine göre, Hz. Peygamber (asm)ona hitaben şöyle buyurmuştur:

“Babanın sevgisini koru; onu kesip atarsan Allah da senin nurunu/ışığını söndürür.”

Hafız Heysemî, Taberanî’nin el-Evsat’ta rivayet ettiği bu hadisin senedinin “hasen” olduğunu söylemiştir(bk. Mecmau’z-Zevaid, 8/147/h. no: 13427).

Bu hadiste tavsiye edilen “sevgi” kişinin babasını sevmesinden ziyade, onun kimleri sevdiyse, sevgisini kimlerle paylaştıysa, evladın da o sevgiyi koruması, yani babasının dostlarıyla irtibatı devam ettirmesi manasında anlamak daha doğrudur.

Hadisin zikredilmesinin vesilesi olan şu olay da bu söylediklerimizin doğruluğunu tasdik eder mahiyettedir. Şöyle ki;

Abdullah b. Ömer Medine’den Mekke’ye yolculuk yaparken deveye binmektedir. Fakat, devesi yorulduğu zaman binmek üzere bir merkebi de yanında bulundurmaktadır. Bir de (belki de sıcaklık dolayısıyla fazladan) bir sarığı başına sarmaktadır. Yolda bedevi bir adamla karşılaşınca ona “Sen filanca adamın oğlu değil misin?” diye sorar ve “Evet” cevabını alınca da “Şu merkebe bin ve al şu sarığı da başına sar.” diye onları adama verir. Yanında bulunan bazıları “Bu adama bir-iki dirhem verseydin bile yeterli olurdu...” deyince, İbn Ömer, bu adamın babası babam Ömer’in dostuydu. Resullah şöyle demişti:

“Babanın sevgisini koru; onu kesip atarsan Allah da senin nurunu/ışığını söndürür.”(bk. Buharî, el-edebu’l-müfred, 1/24; Beyhakî, Şuabu’l-iman, 10/295/h. no:7518).

Ancak hadisteki emrin muhatabı Hz. Ömer’in oğlu olunca, babaların durumuna bakmak ihtiyacı doğar. Doğru yolda olmayan ve doğru yolda olmayanlarla dostluk kuran bir babanın bu yolsuz yoldaşlığı, bu sevimsiz sevgisi elbette dikkate alınmayacaktır. Hadiste söz konusu edilen hüküm umum manada alınsa bile, bundan maksat mümin, takva sahibi bir babanın mümin olan dostlarıyla kurduğu dostluğun devam ettirilmesi olarak anlamak gerekir. Çünkü “Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı olan konularda anne ve baba da olsa hiç kimseye itaat edilmez...” 

Takva sahibi bir babanın gittiği yol elbette doğru ve nurlu bir yoldur. Bu aydınlık yolu terk etmek zarardan başka ne getirebilir ki!..

Bu mana doğrultusunda hadisin anlamını şöyle bir ifadeyle özdeşleştirmek ve de vecizeleştirmek mümkündür: “Babanın çırasını söndürürsen, Allah da senin çıranı söndürür.”

b. Anne-babanın ölümlerinden sonra da onların sevgilerini devam ettirmenin lüzumunu ve bunun nasıl olacağını gösteren sahih hadisler vardır:

Malik b. Rebi’ anlatıyor:

“Beni Selem kabilesinden bir adam geldi ve

‘Ya Resulullah (a.s.m)! Anne-babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik adına yapmam gereken bir şey var mı?’ diye sordu. Resullah(a.s.m):

'Evet var; Onlara dua edeceksin, bağışlanmaları için Allah’a yalvaracaksın, onların tavsiyelerini yerine getireceksin, dostlarına ikramda bulunacaksın ve onlarsız olmayan (hayatta iken onların yapmak zorunda oldukları yakınlarının) sıla-i rahimleri (ni) yapacaksın' diye buyurdu.”(Ebu Davud, Edeb, 129)

Abdullah b. Ömer anlatıyor: Resulullah (a.s.m) şöyle buyurdu:

“En güzel iyilik; babasının vefatından sonra kişinin sevdiği kimselerle irtibatını devam ettirmesidir.”(Müslim, bir, h. no:2552; Ebu Davud, Edeb, 129).

c. Sevgi prensip olarak şahıslara değil, şahsiyetlere, kişiliklere karşı beslenir. Bu açıdan bakıldığı zaman, -istisnalar hariç- bir insanı her yönden sevmek veya her yönden sevmemek gibi bir yargı isabetli değildir. Çünkü her insanın sevilmeye değer yönleri olduğu gibi, sevilmeyen yönlerinin olduğu bir realitedir. Mesela, bir insan çok derin bir alim olabilir, ama bunun yanında çok sert mizaçlı uzlaşmaz bir huya sahip de olabilir. Böyle bir kimse elbette o derin ilmiyle sevilmeye layıktır, fakat o sert, uzlaşmaz huyu da sevilmemeyi hakkeder.

Bununla beraber, konu anne-baba olunca, onların sadece şahsiyetleri değil, anne ve baba oldukları için şahısları da değerlendirilmek zorundadır. Buna göre;

1. Anne- baba; huyları ne olursa olsun, onlara saygı göstermek, onları sevmek insanî, vicdanî ve dinî bir görevdir. 

2. Anne-babanın arzu ve istekleri, Allah’ın emir ve yasaklarına aykırı olmadıkları -ve yerine getirilmesinde dünyevî bir zarar bulunmadığı- sürece, onları yerine getirmek ve gönüllerini almak zorunluluğu vardır. Allah’a isyan olan arzuları elbette yerine getirilmez (namaz kılmamak, oruç tutmamak, kızların başını örtmemesi gibi). Ayrıca dünyevî bir zararın görüleceği belli olan isteklerini yerine getirmek zorunluluğu da yoktur. Mesela, bir babanın bir alışveriş konusunda aklı ermediği hâlde “İlle de şunu şöyle yap!” şeklindeki emri yerine getirilmez. Fakat, bunu yaparken çok nazik davranmak, onu ikna etmeye çalışmak, o da olmazsa, dediğini yapıyor gibi davranıp sonra işin doğrusu ne ise onu öyle yerine getirmek...

3. Anne-babanın da her huyu sevilmeyebilir. Onlar da sert mizaçlı, uzlaşmaz bir tutum içerisinde bulunabilirler. Bu huyları sevilmez, ama babalık-analık yönleri sevilir veya saygı duyulur. Hatta ebeveynler kâfir de olsalar yine onların hak-hukukları devam eder.

“Biz insana, annesine babasına iyi davranmasını emrettik. Zira annesi onu nice zahmetlerle karnında taşımıştır. Sütten kesilmesi de iki yıl kadar sürer. İnsana buyurduk ki: 'Hem Bana, hem de annene-babana şükret, unutma ki sonunda Bana döneceksiniz. Eğer onlar seni, şerik olduğuna dair hiçbir bilgin olmadığı şeyleri, Bana ortak saymaya zorlarlarsa sakın onlara itaat etme! Ama o durumda da kendileriyle iyi geçin, makul bir tarzda onlara sahip çık! Bana yönelen olgun insanların yolunu tut! Sonunda hepinizin dönüşü Bana olacak ve Ben işlediklerinizi tek tek size bildirip karşılığını vereceğim.'”(Lokman, 31/14-15)

mealindeki ayetler, bu hususta başka izaha ihtiyaç bırakmayacak açıklıktadır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 10.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun