Yusuf suresindeki kuraklık gerçekle çelişkili midir? Nil Nehri'nin olduğu bir yerde kuraklığın olmayacağı iddiasına ne dersiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Evvela semavî kitapların söylediği hususları yanlış çıkaracak somut bir delili kimse göstermez. Nil’den ötürü kuraklığın olmadığını iddia edenlerin bu iddiası, sadece semavî kitapların dediğinin doğru olmadığını seslendirmeye yönelik bir ön yargı fanatizmidir. Bu Mantık ilminde  “musadara ala’l-matlup” diye ifade edilir ki, “hiçbir delile dayanmayan bir iddianın doğruluğunda ısrar etmek” manasına gelir. Bunun böyle çürük bir iddia olduğunu birkaç madde halinde ispat etmeye çalışacağız:

a. Bir yerde bir deniz veya bir nehrin bulunmasından dolayı oraya kıtlığın gelmeyeceğini söylemek, tarihin tekzibine uğrayan bir iddiadır. Çünkü, deniz veya ırmağın bulunduğu onlarca ülkede kuraklık ve kıtlık görülmüştür. Nitekim Dicle’nin geçtiği Diyarbakır bölgesinde hicrî 718 yılında çok büyük kıtlık olduğu bilinmektedir.(bk. Yafiî, Mir’atu’l-Cinan-Şamile- 2/240).

Keza hicrî 375 yılında Dicle’nin içinden geçtiği Bağdat’ta büyük bir kıtlığın olduğu tarih kaynaklarına yer almaktadır.(bk. Yafiî, a.g.e, 1/376).

b. Mısır ülkesi o gün, Filistin, Kenan ve daha başka bölgeleri de içine alan geniş bir yüz ölçüme sahip bir çöl ülkesiydi. Kahire’den geçen nehrin kıyısında bulunan yerler sulansa bile, bu suyun diğer bölgelere ulaşmadığı bir realitedir. Oradaki kuraklığın sebep olduğu kıtlık dolayısıyla bütün ülkeyi ilgilendirmiştir. Hz. Yakub (as)’ın çocuklarının ta Kenan bölgesinden Mısır’a gıda için gelmesi bunun açık delilidir.

c. Teknik ve teknolojinin fazla olmadığı o günkü şartlarda Nil Nehri’nin suyundan ne kadar istifade edilebilir ki?.. Bunun çok sınırlı olduğunu düşünmek kehaneti gerektirmez. Üç bin yıl sonra bile Türkiye’de hala “GAP” projesi tamamlanamamışsa ve Dicle-Fırat gibi nehirlerden gerekli istifadeler yapılamamışsa ve bu nehirlere rağmen oralarda ara sıra kuraklıktan söz ediliyorsa, artık söz konusu -çürük- iddiayı fazla çürütmeye de gerek yoktur.

d. Nil Nehri ülkenin her tarafına su taşıyacak konumda olmadığına göre, kuraklık ve kıtlığın olmaması yine yağmurun yağmasına bağlıdır. Yağmurun yağmaması durumunda kuraklık ve kıtlık kaçınılmaz olur. Yusuf Suresinde yer alan yedi yıllık kuraklıktan sonra gelecek yılın bol yağmurlu olacağını ve insanların kıtlıktan kurtulacağını ifade eden “Sonra onun arkasından bir yıl gelecek ki halk bol yağmura kavuşacak, sıkıntıdan kurtulacak, bol meyve sıkıp hayvanları sağacaklar.”(Yusuf, 12/49) mealindeki ayette, ülkenin yağmursuzluktan ötürü kuraklığa düştüğü açıkça ifade edilmektedir. Bu olayın son derece makul ve mümkün olan bir tarafı varken olayı inkâr etmenin ne anlamı var ki...

e. Mısır’da daha sonraları da kuraklık ve kıtlığın olduğu tarih kaynaklarında açıkça belirtilmiştir. Ünlü tarihçi Zehebî “hicri 462. yılı olayları” arasında Mısır’da ortaya çıkmış büyük bir kıtlığın olumsuz etkilerinden söz etmektedir.(bk. Zehebî, Tarhu’l-İslam-şamile- 7/222). Bu eserin başka yerinde, Zehebî “Mısır’da –meşhur olan- ve yıllarca süren yaygın bir kıtlık” tan söz etmekte ve bunun 461’de sona erdiğine işaret etmektedir.(a.g.e, 7/176). Bundan anlaşılıyor ki, Mısır’da yıllarca süren bir kıtlığın hicrî 461. yılına kadar sürmüş ve olumsuz etkileri 462 ve daha sonra da devam etmiştir.

Yağmurların olmadığı yıllarda önemli su yataklarının da bundan etkilendiğini hepimiz biliyoruz. Türkiye’de, Aras, Fırat, Dicle, Seyhun, Ceyhun vs. ırmakların yanında Marmara, Karadeniz, Ege ve Akdeniz olduğu halde, zaman zaman kuraklık ve kıtlığın olduğunu bilmeyen yoktur… Nil Nehri’nin de yağmursuzluktan suyunun azalıp o günkü mevcut sulama kanallarından akacak durumda olmaması da kuvvetle muhtemeldir.

Olayın bu makul ihtimali ortada iken hiçbir ilmî dayanağı bulunmayan mesnetsiz kuruntulara bir değer biçilebilir mi?

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR