Yüksek sesle, ses adabına aykırı bir şekilde bağırarak konuşanlar hakkında dinimizin uyarıları nelerdir? Böyle kimselere karşı nasıl bir yol izlemeliyiz?

Tarih: 12.04.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Dinin temeli ve kökü imandır. İbadetler, din ağacı ve binasının ayakta kalmasını sağlayan direkleridir. Güzel ahlak ise dinin fert, toplum ve çevreye yönelik meyvelerini oluşturur.

İnsan biyolojik ve psikolojik olduğu kadar bir yönü ile de ahlaki bir varlıktır. Ahlak, iyi veya kötü yaratılışı, tabiatı ve seciyeyi ifade eder. İnsanın toplum hayatı içinde riayet ettiği ve etme gereği duyduğu kurallar bütününe de ahlak denir. Bir başka ifade ile, “ahlak, insan kişiliğinde yerleşmiş zorlamaya gerek kalmadan kendiliğinden ortaya çıkan davranış kalıbı ve melekeler” olarak ifade edilebilir. İktisatlı olmak, israf etmemek de bu tavırlardan birisidir.

İktisatlı yaşamak insanın önemli, yüce ve ahlaki bir niteliğidir. İnsanla ilgili olarak iktisat “orta yolu tutmak, itidal ile hareket etmek, tutumlu olmak, gereğinden az veya çok harcamaktan kaçınmak” demektir.

İslâmiyet, yeme içme, giyim kuşam, eşya kullanımı gibi her hususta aşırılıktan kaçınmayı, orta yolu tutmayı emretmiştir. Savurganlık ve cimriliği yasaklamıştır. Kur’an-ı Kerîm’de şöyle buyrulur: 

“Yürürken ölçülü, mûtedil yürü! Konuşurken sesini kıs. (sesini ölçülü kullan, ayarla) bağırarak konuşma! Unutma ki seslerin en çirkini, avazı çıktığınca bağıran eşeklerin sesidir."
(Lokmân, 31/19)

Bu nedenle konuşurken bazı hususlara dikkat etmek sünnettir. Zira bu konuda da bize örnek olan, yol gösteren vardır, o da âlemlere rahmet olarak gönderilen Hz. Muhammed (a.s.m.) Efendimiz'dir. O'nun bu hususla ilgili sünnetini şöyle özetleyebiliriz :

a)  Bağırarak konuşmaktan kaçınmak,
b)  Kime nasıl hitap edilmesini bilmek,
c)  Kelime ve cümleler anlaşılmayacak kadar alçak sesle hitap etmemek,
d)  Rahatsız edecek kadar yüksek sesle konuşmamak, bu ikisi arasında bir yol izlemek,
e) Muhatabın anlamasını zorlaştıracak yabancı kelime ve girift cümle kullanmamak..

Şüphesiz ki günlük hayatımızda bu ölçüyü aşmamız, bizim Kur'ân terbiyesiyle eğitilmediğimizi, Peygamber sünnetiyle şekillendirilmediğimizi ve yeterince İslâm kültürü almadığımızı gösterir. Zira bu kültürü yeterince almış müminin söz ve davranışları hep ayarlı, ses tonu düzenli, kullandığı kelime ve cümleler ölçülü ve anlaşılması kolay cinstendir.

Bazı kişilerin kabadayılık yapıp yüksek sesle ve uyumsuz cümlelerle konuşmaları, hem onların kültür yapısını, eğitim seviyesini yansıtır, hem de insanlara saygısızlıklarını gösterir. Cenâb-ı Hak o gibilerin ölçüsüz kaba konuşmalarını saygılı ve medenî bir kalıba dökmelerini sağlamak için “Çünkü seslerin en hoşa gitmeyeni, şüphesiz ki eşeğin sesidir.” şeklinde uyarıcı bir benzetmede bulunuyor. (bk. Celal Yıldırım, İlmin Işığında Asrın Kur’an Tefsiri, Lokman Suresi 19. ayetin tefsiri)

Diğer taraftan, Hucurat suresindeki ayetlerde, her ne kadar Peygamberimiz (asv)'e özel olarak nasıl hitab edileceği belirtilmiş olsa da, bizlerin de bundan mutlaka çıkarmamız gereken hisseler mevcuttur.

Efendimiz (asv) istirahat halindeyken dışarıdan kendisine, “Muhammed!” diye bağırılarak hitab edilmesi üzerine şu ayetler inmiştir:

“Ey iman edenler, seslerinizi peygamberin sesi üstünde yükseltmeyin ve birbirinize bağırdığınız gibi, ona sözle bağırıp söylemeyin; yoksa siz şuurunda değilken, amelleriniz boşa gider."

"Seslerini Peygamberin yanında kısan kimseler, Allah'ın gönülleri takva ile sınadığı kimselerdir. Onlara mağfiret ve büyük ecir vardır."

"Ey Muhammed! Sana odaların ötesinden seslenenlerin çoğu akletmeyen kimselerdir."

"Eğer onlar, sen yanlarına çıkıncaya kadar sabretselerdi şüphesiz onlar için daha iyi olurdu. Allah bağışlayandır, merhamet edendir.”
(Hucurat, 49/2-5)

“Kullarıma söyle, en güzel sözü söylesinler! "
(İsra.53) ayeti de Allah’ın kullarına yakışan konuşma tarzını göstermektedir.

Bir Müslümanın, sadece Müslümanlara değil, bütün insanlara, hatta İslamın en büyük düşmanlarına bile güzel konuşması Allah’ın emridir. Nitekim Hz. Musa (as) ve Hz. Harun (as) gibi peygamberlerini, Firavun gibi ilahlık iddiasında bulunan bir zalime gönderirken, nasıl konuşacaklarını şöyle bildirmiştir:

"Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp -düşünür veya içi titrer- korkar." (Taha, 20/43-44)

Müslüman her işini hikmetle yapar. Nitekim ayette bunun büyük bit hayır olduğu vurgulanmıştır:

"Şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir..." (Bakara, 2/269)

Bu nedenle bütün konuşmaları, tebliğleri, uyarıları da hikmetli olmalıdır. Çünkü: "Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir." (Nahl, 16/125) ayetinde hikmete uygun konuşma yapılması istenmektedir.

Hikmetsiz konuşma, kişilerin büyüklenme hissiyle ve karşı taraftan akılca ve bilgice daha üstün olduklarını ispatlama amacıyla kullandıkları üsluplardır. Bu amaçla yapılan konuşmalar kişiyi yüceltmek yerine, alabildiğine kalitesiz ve basit bir konuma sokar. Kur'an ahlakına asıl uygun olan ise olabildiğince alçakgönüllü bir üslup kullanılmasıdır. Kur'an'da müminlerin bu ahlakı "O Rahman (olan Allah)ın kulları  yeryüzü üzerinde alçakgönüllü olarak yürürler ve cahiller kendileriyle muhatap oldukları zaman 'Selam' derler." (Furkan, 25/63) ayetiyle bildirilmiştir.

İman sahibi bir kimse  karşısındaki insanlar kendisinin sahip olduğu özelliklerden yoksun olsa da onlara karşı hiçbir zaman kibirli ve böbürlenen bir üslup kullanmaz. Çünkü Allah  "İnsanlara yanağını çevirip (büyüklenme) ve böbürlenmiş olarak yeryüzünde yürüme. Çünkü Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez." (Lokman, 31/18) ayetiyle böbürlenen kimseleri sevmediğini bildirmiştir.

İnsanların konuşmalarında dikkat çeken hikmetsizliklerden biri de, her zaman son sözü söylemeye ve haklı çıkmaya çalışmalarıdır. Bu gibi insanlar karşı tarafın ne dediğini anlayıp bunlardan istifade etmektense kendi fikirlerini dile getirmeye ve kabul ettirmeye bakarlar. Oysa bilgi düzeyi ne olursa olsun  her zaman insanın karşı taraftan öğreneceği bir şeyler olabilir. Karşı taraf daha az bilgili olsa bile her zaman için konuya farklı bir açıdan bakabilmesi  objektif değerlendirmeler yapabilmesi faydalı fikirler verebilmesi mümkündür. Allah Kur'an'da "Her bilgi sahibinin üstünde daha iyi bir bilen vardır." (Yusuf, 12/76) şeklinde bildirmektedir.

Müminlerin konuşmalarında iddialaşma üslubunun yeri yoktur. Böyle bir üslup kişinin son derece basit ve kalitesiz bir görünüm almasına neden olur. Üstelik iddialaşma üslubuyla yapılan konuşmaların kişiye kazandıracağı bir şey de yoktur. Çünkü müminler için önemli olan kendi fikirlerini karşı tarafa kabul ettirebilmeleri değil, en doğru olanı bulabilmeleridir.

İslam ahlakında yeri olmayan bir başka hareket tarzı da boş ve faydasız konuşmalardır. Boş ve yararsız sözün ne olduğu konusunda ise müminler ölçülerini İslama göre belirlerler. Dünyada geçirdikleri zamanın ahiret yaşamları açısından çok kıymetli olduğunu bilerek  yaşadıkları süre boyunca vicdanlarına başvurarak boş söze dalmamaya büyük özen gösterirler.

Konuşmalarda dikkat çeken diğer olumsuz özellikler arasında muhatabın sözünü kesmek ve itidalsiz bir ses tonu kullanmak da sayılabilir. İslam ahlakını yaşamayan insanlar arasında konuşana kulak vermemek  birbirinin sözünü dinlememek  aynı anda tartışarak ve üste çıkarak konuşmak  gevezelik olarak tabir edilen gereksiz konuşmalar yapmak alışılmış tavırlardır. Her biri kendi dalında uzmanlaşmış kimseler bile kimi zaman nezaketten ve saygıdan tamamen uzak bir üslup sergileyebilmektedirler. Bu gibi kişiler birbirlerinin anlattıklarından istifade etmek yerine kibirli bir üslupla kendi sözlerini dinletip kabul ettirmeye çalışırlar. Müslümanların ise kendilerini ön plana çıkarmak, öne geçip üste çıkmak, son sözü söylemek gibi nefsani amaçları yoktur. Bu nedenle üslupları itidalli ve sakindir. Kur'an ahlakından kaynaklanan nezaket anlayışları gereği önceliği her zaman birbirlerine tanır, birbirlerinin anlattıklarından en iyi şekilde istifade etmeye çalışır ve cahilce tavırlar göstermekten kaçınırlar.

İslam ahlakını gereği gibi yaşamayan kimselerde ortaya çıkan belirgin bir diğer özellik ise ses tonlarıdır. Kendilerini haklı göstermek, karşı tarafı yıldırmak, ikna etmek veya susturup üste çıkmak için bağırarak konuşmaktan çekinmezler. Oysa Müslümanların ses tonu itidallidir. Asla aşırılığa, hakarete, saygısızlığa neden olacak bir tavır, hal, söz ve harekette bulunmazlar. Hak ve hakikati ifade ederken, Allah hakkını ve kul hakkını rencide etmeyecek söz, tavır ve hareketlerle cevap verirler.

İlave bilgi için tıklayınız:

Konuşma nasıl olmalıdır, konuşma adabı nedir? Kulağın adabı? "İnsanoğlunun her sözü aleyhinedir; ancak iyiliği emretmek, kötülükten alıkoymak yahut Al­lah Tealâ'yı zikretmek müstesnadır"

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 10.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun