Yecüc ve Mecüc konusu, mantıksal mı?
Yecüc ve Mecüc inancı, akıl ve mantıkla bağdaşır mı; yoksa Kur’an ve hadislerdeki anlatımlar günümüzün coğrafi, biyolojik ve demografik bilgileriyle çelişiyor mu?
İslam eskatolojisinde Yecüc ve Mecüc konusu genellikle klasik anlatılar üzerinden ele alınmaktadır. Ancak Kur'an metni, sahih hadisler ve günümüzün fiziki gerçeklikleri yan yana getirildiğinde cevap bekleyen ciddi sorular ortaya çıkmaktadır:
1. "İki Dağ Arası" ve Fiziki Coğrafya: Kehf 93-96'da Zülkarneyn’in "iki dağ arasına" demir bloklar ve erimiş bakırla bir set yaptığı belirtilir. Açık havadaki bu set, vahşi bir kavmin dağların üzerinden aşmasını nasıl engellemiştir? Ayrıca günümüz uydu, GPS ve sismik haritalama teknolojisinde bu devasa kitle bugün neden hiçbir haritada görünmemektedir?
2. Nüfus Mantığı ve Tüketim Gücü: Sahih hadislerde insanlardan 1 kişiye karşılık Yecüc ve Mecüc’ten 1000 kişinin olacağı bildirilir. Bugün dünya nüfusu 8 milyardır. Bu oran matematiksel olarak 8 trilyonluk bir kitle demektir. Bu kadar devasa bir topluluğun yerin altında veya üstünde yaşaması, Hz. İsa'nın nüzulünden sonra çıkıp Taberiye Gölü'nün tüm suyunu içerek kurutması fiziki ve biyolojik olarak nasıl mümkündür?
3. Ölüm Biçimleri ve Cesetlerin Temizlenmesi: Hadislerde bu etten-kemikten kavmin Hz. İsa’nın duasıyla "boyunlarına kurt düşerek bir gecede ölecekleri", ceset kokularından yeryüzünde adım atacak yer kalmayacağı ve dev kuşlar ile yağmurlar sayesinde temizlenecekleri bildirilir. Trilyonluk bir insan topluluğunun biyolojik olarak kapalı bir ekosistemde yüzyıllarca yaşaması ve ardından bu şekilde yok olması fiziki kanunlarla nasıl izah edilebilir?
4. "Mikrop/Portal" Yorumlarının Zayıflığı: Günümüzde bu kavmi "mutasyona uğramış virüs" veya "paralel evren/portal" olarak açıklayanlar vardır. Ancak metinlerde "ok atmaları", "boyunlarına kurt düşmesi" ve "demir bloklar" kullanılması bu benzetmeleri (allegorileri) boşa çıkarmıyor mu? Mikroba kurt düşmeyeceğine veya portal için demir/bakır kullanılmayacağına göre bu yorumlar ne kadar geçerlidir?
Değerli kardeşimiz,
İslam eskatolojisinde (ahiret ve kıyamet alametleri ilminde) Yecüc ve Mecüc meselesi, Kur’an ayetleri ve sahih hadislerle sabit olmakla birlikte, metnin zahiri (literal) okunması ile modern fiziksel, coğrafi ve demografik gerçeklikler arasında zihinleri en çok meşgul eden konulardan biridir.
Ortaya koyduğunuz 4 temel soru, konunun hem kelami (teolojik) hem de metodolojik boyutunu net bir şekilde özetlemektedir. Bu soruları metinsel (nakli) bütünlük ve akli (mantıki) sınırlar çerçevesinde şu şekilde tahlil edebiliriz:
Birinci konu:
Kur'an-ı Kerim, Zülkarneyn'in iki dağ arasına ulaştığını, orada dili anlaşılmayan bir kavimle karşılaştığını ve halkın yardımıyla demir kütleleri eritilerek eritilmiş bakır dökülmek suretiyle aşılması imkansız (veya çok zor) bir seddin inşa edildiğini anlatır. (Kehf, 93-96) Seddin "dağların tepesini aşamayacakları ve onu delemeyecekleri" ifade edilir (Kehf, 97).
Soru: Günümüz uydu görüntülemesi, GPS ve coğrafi keşifler çağında dünya üzerinde böyle devasa bir demir-bakır seddin bulunamayışı, bu rivayetlerin veya metnin coğrafi karşılığını nasıl açıklamalıdır?
Cevap:
1. Lokal ve sembolik coğrafya: İslam tefsir geleneğinde Zülkarneyn'in kimliği ve seddin yeri konusunda (Kafkaslar, Orta Asya, Çin Seddi veya kuzeydeki sedler gibi) pek çok görüş vardır. Kur'an'ın amacı coğrafi bir harita çizmek değil, tarihsel bir hakikati ve ilahi gücün tasarrufunu aktarmaktır.
2. Zaman ve mekan sınırları: Seddin bugün haritalarda görünmeyişi iki şekilde izah edilir: Ya zamanla tahrip olmuş, coğrafi afetler veya paslanma/erozyonla yok olmuştur (ki "Rabbimin vaadi geldiği zaman onu yerle bir eder" - Kehf, 98 ayeti bunu destekler) ya da o set fiziki bir duvardan ziyade geçit vermeyen dağ silsilelerinin (Kafkas dağları kuşağı gibi) o dönemdeki tahkimatına işaret eden mecazi/tarihi bir ifadedir.
3. Tarihte insanlığın dağları aşmak, korunaklı bölgeler oluşturmak için devasa tahkimatlar (Çin Seddi veya antik kaleler gibi) yapabildiği tarihi bir gerçektir. Bu durum, Kur'an'ın bahsettiği "demir ve bakırla güçlendirilmiş set" mantığının insan kapasitesi ve geçmişteki mühendislik kabiliyetleri açısından aklen ve tarihen imkansız olmadığını gösteren somut bir emsal (tarihi delil) teşkil eder.
4. Kur'an'ın "Yecüc ve Mecüc" olarak bildirdiği kavimler, tarih ilminde Mançur ve Moğol gibi isimlerle anılan; Himalaya dağlarının arkasından çıkıp doğudan batıya kadar medeniyetleri zîrüzeber eden (altüst eden) yıkıcı ve yağmacı vahşi kitleler de olabilir.
Bu kitleler geçmişte Çin ve Hint gibi bölgelerdeki mazlum halklara defalarca saldırmış, insanlık tarihini kanlı istilalarla sarsmıştır. İnsanlık bu yıkıcı akınlar karşısında çaresiz kalmamış, tarihin her döneminde fiziksel tedbirler almıştır:
Himalaya silsilelerine yakın iki dağ arasına yapılan bu devasa set, o vahşi kavimlerin mazlum milletlere tecavüzünü uzun süre durdurmak için inşa edilmiştir.
Kafkas dağları civarında da benzer şekilde Tatar ve çapulcu kavimlerin hücumlarını kesmek için eski İran padişahlarının himmetiyle setler yapılmıştır.
İnsanoğlu, fıtratındaki güvenlik ihtiyacı gereği, tehlikeler karşısında daima sedler, kaleler ve güçlü savunma teknolojileri üretmiştir. Nasıl ki geçmişte sedler yapılarak Yecüc-Mecüc karakterli vahşi akınlar durdurulmaya çalışıldıysa; ahir zamanda da insanlık benzer küresel tehditlere karşı kendi döneminin devasa savunma mekanizmalarını kurmak zorunda kalacaktır.
İkinci konu:
Hadis kaynaklarında (özellikle Buhârî ve Müslim'de geçen nüzul/deccal/yecüc mecüc rivayetlerinde) kıyamete yakın ortaya çıkacak bu topluluğun çok kalabalık olacağı, hatta Hz. Âdem’in zürriyetinden her 1 kişiye karşılık Yecüc ve Mecüc'ten 1000 kişinin düşeceği ifade edilir. Taberiye Gölü'nün suyunu tüketmeleri de bu aşırı kalabalığın metaforik veya gerçekçi bir tasviridir.
Soru: 8 milyarlık dünya nüfusu karşısında 8 trilyonluk bir insan kitlesinin yer altında veya gizli bir coğrafyada yaşaması, beslenmesi, su kaynaklarını tüketmesi fiziksel kanunlara ve eksize (ekosisteme) tamamen aykırıdır.
Cevap:
1. Önce önemli bir düzeltme yapalım: Sahih Buhârî'deki 1.000'e karşı 1 rivayeti, doğrudan günümüz dünya nüfusuyla çarpılarak Yecüc ve Mecüc'ün bugünkü nüfusunun hesaplanabileceği bir veri değildir. Hadis, kıyamet ve insanların hesaba çekilmesi bağlamında aktarılır. Bununla birlikte, Yecüc ve Mecüc'ün çok büyük bir topluluk olarak tasvir edildiği açıktır.
2. Klasik Arap belagatinde "1'e mukabil 1000" gibi oranlar, tam bir matematiksel sayım vermek için değil; "sayılamayacak kadar çokluk, koca bir insan kitlesi, ezici bir çoğunluk" olduğunu ifade etmek için kullanılan kalıbı (mübalağa) yansıtır. Kur'an ve hadislerdeki bazı sayısal ifadeler nicelikten ziyade niteliği (kuvveti ve kalabalıklığı) vurgular.
3. Eğer bu kavim normal biyolojik yasalarla dünyada sınırlı bir coğrafyada milyarlarca yıl yaşasaydı, ekosistem çoktan çökerdi. Demek ki bu topluluğun zuhuru, normal dünya döngüsünün dışında, kıyamet sarsıntılarının ve ilahi kanunların değiştirdiği fevkalade (olağanüstü) bir zaman diliminde gerçekleşecektir. Klasik tefsirler Yecüc ve Mecüc'ün insan soyundan (Hz. Nuh'un veya Yafes'in soyundan) gelen normal beşeri topluluklar olduğunu kabul eder; ancak onların bu ani ve devasa yayılışı standart nüfus artış kanunlarıyla değil, ahir zamanın olağanüstü fırtınalarıyla açıklanır.
Üçüncü konu:
Hadislerde (Müslim, Fiten, 110), Yecüc ve Mecüc yeryüzünü istila ettiğinde Hz. İsa ve müminlerin Tur dağında dua edeceği, bunun üzerine Allah'ın onların boyunlarına "nugaf" (çekirge kurtları benzeri parazitler/kurtçuklar) musallat ederek bir gecede toplu halde ölmelerini sağlayacağı, yerin onların leşlerinin kokusuyla dolacağı ve Allah'ın göndereceği deve boyunlu dev kuşlar ile bol yağmurlarla yeryüzünün temizleneceği bildirilir.
Soru: Trilyonlarca ya da devasa milyarlarca cesedin bir gecede çürümesi, yayacağı toksinler, bakteriyel enfeksiyonlar ve temizlenme süreci biyolojik ve ekolojik yasalarla nasıl bağdaşır?
Cevap:
1. Mucizevi ve Fevkalade Alan: Bu olay, normal dünya şartlarının işlediği bir "tarih kesiti" değil, kıyametin kopuşuna eşlik eden büyük kozmik ve ilahi müdahaleler (harikalar) dönemidir. Standart biyolojik çürüme kuralları, ilahi bir iradenin "ol" emriyle veya fevkalade müdahalelerle (kuşlar, ani yağmurlar vb.) farklı bir mecraya dönüşebilir. Din, bu tür hadiseleri "tabiat kanunlarının mutlaklığı" ilkesiyle değil, "Kâinatın Sahibinin kanunları dilediği an değiştirebileceği" (mucize/harikulade) prensibiyle açıklar.
2. Metaforik Okuma İhtimali: Bazı muhakkik alimler ve modern düşünürler, bu tür tasvirlerin (kurtlar, kuşlar, gölün suyunun içilmesi) ahir zamandaki yıkıcı savaşların, vahşi toplumsal hareketlerin, ekolojik felaketlerin veya biyolojik krizlerin sembolik ve tasviri dille anlatımı olabileceğini de öne sürmüşlerdir.
Dördüncü konu
Modern dönemde metnin literal (zahiri) çelişkilerini aşmak için bazı yazarlar Yecüc ve Mecüc'ü "görünmeyen virüsler/pandemiler" ya da "başka boyutlara açılan portallerden gelen varlıklar" olarak yorumlamaya çalışmıştır.
Soru: Metinlerde açıkça "ok atmaları", "boyunlarına kurt düşmesi", "demir ve bakır bloklar" gibi tamamen fiziki, elle tutulur insanî eylemlerden bahsedilirken bu tür zorlama allegoriler metni ne ölçüde kurtarabilir?
Cevap:
Kur'an ve sahih hadis metinlerinde Yecüc ve Mecüc, Hz. Âdem’in soyundan gelen, yemek yiyen, su içen, ok atan, öldürülen ve ölen beşeri (insani) bir kavim olarak tanımlanmaktadır. Onları "görünmez mikrop" veya "bilimkurgusal portal varlıkları" olarak tanımlamak, metnin ana eksenini koparmaktadır.
İslam metodolojisinde (Usûl-ü Din), metin açık bir mecburiyet (aklî veya naklî kesin delil) olmadıkça zahirinden koparılıp tamamen soyut/allegorik (batıni) anlamlara çekilemez.
3. Bedîüzzaman Said Nursî Hazretleri’nin Lemalar (özellikle 5. Lema) eserinde, Yecüc ve Mecüc meselesindeki“Bu kadar acaibi yapan ve yapacak taifeler nerede?” şeklindeki akli itirazı, doğadaki çekirge/haşere döngüsü (mevsimsel ekolojik patlamalar) üzerinden muazzam bir benzetmeyle açıklar.
Metindeki manayı fazla uzatmadan, vurucu ve net başlıklarla biraz daha açalım:
Çekirge gibi afat ve zarar verici taifeler bazen öyle çoğalır ki tarlaları, memleketleri istila eder. Ancak mevsim bitip kış geldiğinde ortada ne o kalabalık kalır ne de o devasa ordular. Sanki o tür tamamen yeryüzünden silinmiş gibi görünür.
Aslında o taife yok olmamıştır; sadece hakikatleri (soy bilgileri/özleri) toprak altında yumurta halinde veya mahdut (az sayıda) fertler şeklinde saklanmaktadır.
Mevsimi (baharı) gelip ilahi emir (şartlar olgunlaştığında) vuku bulduğunda, o azıcık fertlerden yine milyarlarcası birden türer ve ansızın her yeri kaplar. Soylarının ipi incelir ama asla kopmaz.
Yecüc ve Mecüc taifeleri de tıpkı böyledir. Belki bugün coğrafi olarak ortalıkta görünmemeleri veya bazı kuytu bölgelerde (seddin arkasında ya da dağlık coğrafyalarda) mahdut fertler halinde yaşamaları, onların "yok olduğu" anlamına gelmez.
Dünya fitne ve ahlaki çöküntü açısından uygun bir "mevsime" (ahir zamana) geldiğinde, ilahi izinle o kavmin potansiyeli yeniden patlama yapacak, insan medeniyetini altüst edecek (hercümerc edecek) bir kalabalığa ulaşacaktır.
Metnin sonundaki "Fakat onların muharrikleri başka bir surette tezahür eder" cümlesi çok derindir. Yani eskiden ilkel kabileler veya bedevi akınlar şeklinde görünen bu tahrip gücü, ahir zamanda modern silahlar, küresel fitneler, ideolojik savaşlar veya ekolojik/biyolojik krizler gibi farklı kılıflar ve tetikleyicilerle ortaya çıkabilir.
Sonuç:
Yecüc ve Mecüc meselesi, İslam eskatolojisinde "gaybî haberler" (gaybiyat) kategorisindedir.
- Onların insan soyundan gelen, dünyada fesat çıkaran, belirli bir seddin arkasında hapsedilmiş ve ahir zamanda (Hz. İsa'nın nüzulü döneminde) çıkacak fiziksel varlıklar olduğu inancı sahih metinlerle sabittir.
- Bugün elimizdeki coğrafi ve demografik verilerle bu olayın mekanizmasını birebir çözmek veya laboratuvar şartlarında modellemek mümkün değildir. Çünkü bu olay, sıradan bir tarihsel süreç değil, dünya hayatının kapanış perdesine (kıyamet sürecine) ait fevkalade bir tasvirdir.
Dolayısıyla bu tür meselelerde en dengeli yaklaşım; metinlerin lafzına iman etmek, abartılı ve zorlama modern yorumlardan (mikrop, portal vb.) kaçınmak, aynı zamanda bu anlatımların ahir zamandaki fitne, fesat ve yıkımlara karşı insanlığı uyaran güçlü birer ahlaki ve ilahi ihtar olduğunu idrak etmektir.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Sizden bir kişiye mukabil yecüc mecücten dokuzyüzdoksandokuz kişi cehenneme girecektir. Bu hadisi nasıl anlamamız gerekir?
- Çin seddinin yıkılması kıyamet alameti midir?
- Fitne çıkınca Medine’ye mi gidelim?
- Zülkarneyn’in kurduğu sed ile Büyük İskender’in kurduğu seddin benzerliği nasıl açıklanabilir?
- Zülkarneyn kıssası ya da Kehf suresi ile ilgili Peygamberimizin hadisleri var mıdır?
- Oğuz Kağan, Hz. Zülkarneyn midir?
- Ye'cûc ve Me'cûc / Yecüc ve Mecüc, Türkler mi?
- Habil, Kabil; Ye'cüc, Me'cüc; Talut, Calut isimler neden birbirine benzer?
- Ye'cüc ve Me'cüc için "din tanımayacak" bir kavim deniyor; böyle bir kavim nasıl oluyor da çıkacakları yeri kazarken "inşallah" diyorlar?
- Demir Elementi ve Sağlığımız