Ye'cüc ve Me'cüc için "din tanımayacak" bir kavim deniyor; böyle bir kavim nasıl oluyor da çıkacakları yeri kazarken "inşallah" diyorlar?

Soru Detayı
- Ye'cüc ve Me'cüc için "din tanımayacak" bir kavim deniyor. Böyle bir kavim nasıl oluyor da çıkacakları yeri son kez kazarken "Allah dilerse / Allah'ın izniyle" anlamını veren "inşallah" diyorlar ve yeryüzüne dağılıyorlar?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

İlgili hadis rivayeti şöyledir:

Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (asm), Kehf sûresi 94. ayette bahsedilen sed hakkında şöyle buyurdu:

"Ye’cüc ve Me’cuc her gün o seddi delmeye çalışırlar, delmeye yaklaştıkları vakit başlarındaki amir onlara şöyle seslenir: 'Dönün yarın delersiniz.' Allah da ertesi güne o seddin oyulan kısmını öncekinden daha sağlam duruma getirir."

"Sonunda müddetleri dolup Allah onları insanlar üzerine salmayı isteyince; başlarındaki yetkili 'Dönün, onu inşallah yarın delersiniz.' diyerek, 'inşallah' kelimesini söyler. Onlar ertesi gün geldiklerinde seddi dünkü bıraktıkları şekilde bulurlar ve seddi delerek insanlar arasına çıkarlar. Bütün suları içerler. İnsanlar onlardan kaçar, oklarını göğe fırlatırlar, oklar kana bulanmış vaziyette geri döner. Bunun üzerine şımarık bir durumda şöyle derler: Yeryüzünde olanları kırıp geçirdik, gökte olanları da mağlup ettik. Sonra Allah onların boyun köklerinde bir kurt meydana getirir de bu yüzden hepsi kırılıp yok olur giderler."

Rasûlullah (asm) şöyle devam etti:

"Muhammed’in canını kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, O kırılıp yok olan Ye’cüc ve Me’cüc’un leşlerini yeryüzündeki tüm hayvanlar yiyecek ve çok güzel beslenerek etlenip yağlanacaklardır." (İbn Mâce, Fiten 27)

Önce şunu belirtelim ki, hadis sahihtir. Bu hadisi Tirmizi, Hakim, İbn Hibban da rivayet etmiştir(bk. İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, 13/108). Alimler bu hadisin sahih olduğunu belirtmişlerdir: (bk. Şuayb el-Arnavutî, el-İhsan fi takribi sahihi İbn Hibban, 15/243). Hakim de hadisi -Buharî ve Müslimin şartına uygun olduğunu söyleyerek- tashih etmiş ve Zehebî de ona muvafakat etmiştir(bk. Hâkim, 4/534).

Şimdi sorudaki asıl problem olarak gösterilen “inşaallah” ifadesinin kullanılmasını birkaç ihtimalle açıklamaya çalışalım:

a. Evvela bu hadis müteşabihtir; manası açık değildir. Söz konusu ifadelerin ne anlama geldiğini kesin olarak bilmemiz mümkün değildir. Örneğin, “seddin delinmesi” ne anlama geliyor? İnceleşen seddin eretesi gün tekrar kalınlaşması neyi ifade ediyor? Bunları anlamak kolay değildir. Bu gibi müteşabih hadis ve ayetlerin manası eskiden beri alimlerin dikkatini çekmiş ve bazıları tevil cihetine giderken, bir kısmı da işin mahiyetini Allah’a havale ederek susmayı tercih etmişlerdir.

b. Ye'cüc ve Me'cüc’ün çok zalim, müfsit bir topluluk olması, onların Allah’a inanmadıklarını göstermez. Çünkü Kur’an’da,

“Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün sedleri açılıp her tepeden dünyaya akın etmeye başladıkları, doğru vâdin vaktinin yaklaştığı sırada, işte o zaman, kâfirlerin gözleri birden donakalır. 'Eyvah, bizlere! Biz bundan tam bir gaflet içinde idik, daha doğrusu kendimize zulmettik!' diyecekler.”(Enbiya, 21/96-97)

mealindeki ayetlerde Ye'cüc-Me'cüc’ün ateist olduklarını gösteren bir ifade yer almamaktadır. Müslüman olmamalarından dolayı kâfir olmaları, onların ateist olmalarını gerektirmez.

c. Buradaki “inşallah” ifadesi, kâinatta câri olan ilahî kanunlara uygun hareket etmelerinden ibaret olan eylemlerinin bir sözlü açıklaması olabilir. Yani, onlar bir gün medenî/uygar dünyanın kullandıkları teknik ve teknolojiyi kullanarak dünyaya meydan okuyacaklarından kinaye olarak bu ifade kullanılmış olabilir. 

d. Ye'cüc ve Me'cüc konusunda Bedüzzaman Hazretlerinin bazı açıklamaları şöyledir: 

“... Hattâ rûy-i zeminin en meşhur seddi ve kaç günlük uzak bir mesafe tutan Sedd-i Çini, Kur'an lisanıyla Ye'cüc ve Me'cücün ve tabir-i diğerle tarih lisanında Mançur ve Moğol denilen ve âlem-i beşeriyeti kaç defa zîr ü zeber eden ve Himalaya Dağları'nın arkasından çıkan ve şarktan garba kadar harab eden akvam-ı vahşiye ve garetkâr milletlerin Hind ve Çin'deki akvam-ı mazlumeye tecavüzlerini durdurmak için, o Himalaya silsilelerine yakın iki dağ ortasında uzun bir sed yaptığı ve o akvam-ı vahşiyenin kesretle hücumlarına çok zaman mani olduğu gibi..."(Lem'alar, On Altıncı Lem'a)

“Alâmet-i kıyametten olan Ye'cüc ve Me'cüce ve Sedde dair deriz ki: Eskiden Mançur, Moğol ünvanıyla içtimaat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden taifeler ve Sedd-i Çinî'nin yapılmasına sebebiyet verenler, kıyamete yakın yine anarşistlik gibi bir fikirle medeniyet-i beşeriyeyi zîr ü zeber edecekleri, rivayetlerde vardır."

"Bazı mülhidler derler: Bu kadar acaibi yapan ve yapacak taifeler nerede?"

"Elcevab: Çekirge gibi bir âfât, bir mevsimde pek çok kesretle bulunur. Mevsim değiştikçe memleketi fesada veren kesretli o taifelerin hakikatları, mahdud bazı ferdlerde saklanıyor. Yine zamanı geldikçe emr-i İlahî ile o mahdud ferdlerden gayet kesretli aynı fesad yine başlar. Güya onların hakikat-ı milliyetleri inceliyor, kopmuyor. Yine mevsimi geldikçe zuhur ediyor. Aynen öyle de: Bir zaman dünyayı herc ü merc eden o taifeler, izn-i İlahî ile mevsimi geldiği vakit aynı o taife, medeniyet-i beşeriyeyi herc ü merc edecekler. Fakat onların muharrikleri başka bir surette tezahür eder."(Sözler, Yirmi Dördüncü Söz, Sekizinci Dal)

Bediüzzaman Hazretlerinin, “Güya onların hakikat-ı milliyetleri inceliyor, kopmuyor...” ifadesi, seddi delme teşebbüslerinin boşa çıkmasına bir nevi açıklamasıdır. “Yine mevsimi geldikçe zuhur ediyor.” ifadesi de son hamle olarak seddi delip çıkmalarına işarettir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun