Yalanlayanların akıbetini görün, ne demek?

Tarih: 05.04.2021 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

1. Yeryüzünü dolaşın da hak dini yalanlayanların akıbetinin ne olduğunu görün. (Nahl 36) ayetinde geçen, akıbetini görün ifadesinden ne anlamalıyız? Hz. Nuh döneminde helak olanları neden görmüyoruz, nasıl anlamalıyız? Görün demekten maksat onlara duyurmak mı, yoksa bizim görmemiz mi?
2. Kuran’da seyahat konusunda bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Cevap 1:

İnsanlık tarihi boyunca peygamberler gönderilmiş, kavimlerinin hepsi veya önemli bir kısmı karşı çıkmış ve nihayet ceza olarak bunlar helak edilmiştir. 

“Andolsun ki biz her ümmete, “Allah’a kulluk edin, sahte tanrılardan uzak durun” diyen bir elçi gönderdik. Onlardan kimini Allah doğru yola iletti, kimileri de saptırılmayı hak ettiler. Yeryüzünü dolaşın da hak dini yalanlayanların akıbetinin ne olduğunu görün.” (Nahl, 16/36) mealindeki ayette bu gerçeğe işaret edilmiştir.

Özellikle Ad ve Semud ve benzeri bazı kavimlerin yaşadıkları yerlerin enkazları Hicaz bölgesine yakın yerlerde idi ve müşrikler tarafından görülüyordu. Bu husus bazı ayetlerde zikredilmiştir.

İşte, “Yeryüzünü dolaşın da hak dini yalanlayanların akıbetinin ne olduğunu görün” mealindeki ayetin ifadesinde bu duruma işaret edilmiştir. Yani suç işleyenlerin nasıl bir cezaya çarpıldıklarını görün ve ibret alın denilmiştir.

Cevap 2:

Kuran’da bir seyahat çeşitliliğinin olduğu dikkat çekmektedir. Kuran’da zikredilen başlıca seyahat çeşitleri şunlardır:

İlmi seyahatler:

İlim elde etmek için Hz. Musa’nın uzun bir seyahate çıkması:

“Musa, genç adamına demişti ki: Durmayıp iki denizin birleştiği yere varacağım veya uzun bir zaman yürüyeceğim.” (Kehf, 18/60)

Çeşitli ibadetlerin ifası için yapılan seyahatler:

Mesela, müminlerin Hacc için yolculuk etmeleri:

“İnsanlar içinde haccı ilan et; yaya olarak veya uzak yollardan gelen binitler üzerinde sana gelsinler.” (Hacc, 22/27)

İnançların özgür bir ortamda yaşanması adına yapılan seyahatler:

“Ey inanan kullarım, benim arzım geniştir, yalnız bana kulluk edin.” (Ankebut, 29/56)

Cihad için sefere çıkmak:

“Gerek hafif, gerek ağır olarak savaşa çıkın, mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihat edin. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır.” (Tevbe, 9/41)

Maişet temini için yapılan seyahatler:

“Yeryüzünü sizin için kullanışlı hale getiren O’dur. O halde yeryüzünde dolaşınız Allah’ın rızkından yiyip içiniz. Dönüş yalnız Allah’adır.” (Mülk, 67/15)

Araştırma- inceleme- gözlem yapma adına düzenlenen seyahatler:

“De ki. “yeryüzünde yürüyün de suçluların sonunun nasıl olduğunu görün.” (Neml, 27/69)

Müsabakalar ve şenlikler için yapılan yolculuk:

“Öyleyse muhakkak surette biz de sana aynen onun gibi bir büyü getireceğiz. Şimdi sen, seninle bizim aramızda ne senin ne de bizim muhalefet etmeyeceğimiz uygun bir buluşma yeri ayarla”. Musa: “Buluşma zamanımız bayram günü kuşluk vaktinde insanların toplanma zamanı olsun” dedi.” (Taha, 20/58–59)

Kararlaştırılan günde Mısır halkının akın akın belirlenen yerde toplandığı zikredilmektedir. Müfessirler bu günün bayram günü, aşure günü, nevruz günü ve pazar kurdukları gün olduğunu söylemişlerdir. (1)

O günün ortak özelliği bir şenliğin olmasıdır. Ancak Hz. Musa bugüne bir de kendisinin, Firavunun sihirbazları ile müsabaka yapmasını eklemiş ve bu şenliğe katılmak için Mısır’ın her mıntıkasından insanlar seferber olmuşlardır.

Kuran bütün beyanlarında öncelikle imanî bir amacı hedefler ve muhatabına bunu mutlaka hissettirir. Yeryüzünde gezip dolaşmayı emreden birçok ayet-i kerimede de aynı şey söz konusudur:

“Sizden öncede yasalar uygulanmıştır. Yeryüzünde dolaşın da yalanlayanların sonunun nasıl olduğunu görün.” (Ali İmran, 3/137)

Bu ayette önceki toplumlarla ilgili bazı yasaların uygulandığı ifade edilmektedir. Ayette geçen “sünen”, “sünnet” kelimesinin çoğuludur ve insanın üzerinde yürüdüğü yol demektir. (2)

Dolayısıyla bu ayetten Müslümanların, başka milletlerin toplumsal yaşamlarını araştırmalarının, onların ne tür yollardan geçtiğini öğrenmelerinin gerektiğini anlıyoruz. Böyle bir çıkarım tarih, antropoloji ve sosyoloji gibi ilimlerin de saiki olmaktadır.

O halde tarih, antropoloji ve sosyoloji gibi ilimlerin tahsili Müslümanların üzerinde önemle durduğu hususlardan biri olmalıdır. Kuran’ın yeryüzünün gezilip görülmesine yönelik emirlerinde tarihin canlı tutulmasına ilişkin nükteler vardır. Zira seyahat emirlerinin çoğunda önceki kuşakların yaşam tarzlarına ve eserlerine atıfta bulunulmaktadır:

“Yeryüzünde gezmediler mi ki, kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna baksınlar? Onlar, kendilerinden daha güçlü idiler; toprağı alt-üst etmişler ve onu, bunların imar ettiklerinden daha çok imar etmişlerdi. Onlara da elçileri deliller getirmişti. Allah onlara zulmedecek değildi. Fakat onlar kendi kendilerine zulmediyorlardı.” (Rum, 30/9)

Yani onlar, kendilerinden önce yaşayıp peygamberlerini inkar eden ve bu yüzden helak edilen toplumların mekanlarını gezip ibret almadılar mı? Ki o öncekiler ziraat için toprağı sürmüşler, su ve maden çıkarmak için yeri kazmışlar ve orayı diktikleri binalarla bayındır hale getirmişlerdi. Önceki milletlerin eşsiz sanatı yeryüzünü imar eden şu inkârcılardan daha da çoktu. (3) Bununla beraber çeşitli eser bırakmalarına rağmen kendileri baki kalamamışlardır.

Demek ki eğer seyahat bu açıdan yapılırsa insan zihninde Allah’ın Baki oluşu ve dünyanın geçiciliği yer edinir, insanın seküler bir duruş sergilemesine ket vurulabilir.

Helak olan önceki milletlerin çok daha güçlü olduğunu buna rağmen peygamberleri yalanlamalarından dolayı akıbetlerinin araştırılmasını ifade eden ayetlerde (Rum, 30/9; Mümin, 40/82) Allah katında maddi refahın kafi gelmediği ifade edilmiştir.

Bazı müfessirler, önceki ümmetlerin eserlerinin ve yurtlarının ibret almak için gezilmesini mendub kategorisinde değerlendirmektedir. (4)

Ayette sözü edilen seyahat olayına geniş bir açıdan baktığımızda Kuran’ın, tarihi eserlerin korunmasına, arkeolojik bulguların saklanmasına ve kuşaktan kuşağa aktarılmasına önem verdiğini söyleyebiliriz. Çünkü önceki milletlerin akıbetinden ibret alınması bir bakıma onların eserlerini görmekle gerçekleşebilmektedir.

Kuran, yeryüzünde seyahate çıkıldığında tarihe mal olmuş toplumlara ait mekanların ve eserlerin incelenmesini salık verirken, bireyin çevresine karşı bigane kalmamasını bir bilinç ve duyarlılık geliştirmesini öngörmektedir.

Bu yüzden ticaret için yolculuğa çıkan Mekkelilere, dolayısıyla bütün Müslümanlara ve insanlığa, helak olmuş kavimlerin kalıntılarını incelemeleri sürekli tavsiye edilmektedir:

“Yeryüzünde hiç gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Onlar daha güçlü idiler. Ne göklerde ne de yerde Allah’ı engelleyecek bir şey yoktur. O bilendir, güçlüdür.” (Fatır, 35/44)

Bu ayette Cenabı Hak, öncelikle Mekkelilerin Şam, Yemen ve Irak’a seyahatlerinde ve ticaret yolculuklarında, geçmiş ümmetlerin eserlerine ve helak alametlerine şahit olduklarını vurgulamış ve peygamberleri yalanlayanların azaba duçar olmalarının, Allah’ın bir sünneti olduğuna delil getirmiştir. (5)

Hz. Peygamber (asm) Efendimizin, helak olan toplumların mekanlarını ziyaret etmekle ilgili değişik bir uygulaması olduğu bilinmektedir. Onun bu uygulaması Kuran’ın hedeflediği seyahatin günümüz turizminden ne denli farklı olduğuna da ışık tutmaktadır.

Rivayete göre Hz. Peygamber (asm) Hicr bölgesine uğradığı zaman “Kendilerine zulmedenlerin yurtlarına girdiğinizde onların başına gelen musibetin sizin başınıza da gelmesinden korkarak ağlayın” buyurdu. Daha sonra Hz. Peygamber başını örttü ve vadiyi geçinceye kadar hızlıca yürüdü. (6)

Bir başka rivayete göre Hz. Peygamber Efendimiz Hicr bölgesinden geçtiği zaman diğer kuyulardan değil sadece Hz. Salih’in devesinin su içtiği kuyudan su almalarını emretmiştir. (7)

Hz. Peygamberin böyle davranmasının sebebi, kanaatimizce helak olmuş olsa bile toplumlar arasında yine de bir sirayetin gerçekleşmesinden dolayı olumsuz etkileşimi önlemek ve ibret almaya, tefekkür etmeye uygun bir zemin hazırlamaktır. Çünkü Hz. Peygamberin, vadiyi geçinceye kadar başını örtüp hızlıca yürüyüp gitmesi müminlerin dikkatini daha çok celbetmiş, ihtimal ki sözden daha tesirli olmuştur.

Toplumların, bireyleri etkileşim ağı içine almasından dolayı bazı İslam alimleri, Müslümanların ehli küfür olan memleketlerde yaşamalarını veya oraya seyahat etmelerini bazı kaidelere bağlamak istemişlerdir. Örneğin, küfrün hüküm sürdüğü ülkelere ancak bir maddi ilim almak veya o ülkelerde bolca bulunan bir ilacı almak gibi maksatlar için seyahat edilebilir. Ancak bu durumda oraya giden kişinin Müslüman olduğunu da izhar etmesi gerekir. Durum böyleyken sırf eğlence ve gezinti için o ülkelere seyahat yapmak, oradaki insanların tabiatıyla ünsiyet edip onların hayat tarzını benimsemek -Allah korusun- nasıl uygun olabilir? (8)

Bazı İslam bilginlerinin bunu dile getirmeleri insanların birbirini etkilemelerinin yadsınamaz bir gerçek olmasından kaynaklanmaktadır. Bu tür görüşlerin göz önünde bulundurulması Müslümanın kendi kimliğini muhafaza etmesinde çok önemli işlevi olduğu kanaatindeyiz.

Demek ki, inananlara birçok konuda dünya görüşü sunan Kuran, seyahat mevzusuna da değişik açılardan değinmiştir.

Ancak Kuran kendi bütünlüğü içinde seyahate, araştırma, inceleme gibi önemli gayeler yüklemiştir. Özellikle seyr kelimesi ile nazar kelimelerinin birlikte yer aldığı ayetlerin daha fazla olması Kuran’ın öngördüğü seyahatlerin araştırma inceleme ağırlıklı olduğunu göstermektedir.

Bütün mahlukatı insana hizmetkar kılan Allah (Nahl, 16/12,14; Hac, 22/65), insanlardan ciddi faaliyetler istemektedir. Bu yüzden ibret almaya dönük seyahatler Kuran’da daha fazla yer almaktadır.

Fakat yaratılış gayesini zihinde saklı tutarak sağlık, akraba, eş-dost ziyaretleri, çeşitli kongre, sempozyum, fuarlar ve müsabakalar için seyahat yapılabilir. Seyahat, turizmin ana öğesidir. Fakat turizm küreselleşen dünyada büyük bir sektör haline geldiği için seyahat ve seferden oldukça farklılaşmıştır.

Bununla birlikte Kuran’ın ifadelerinde günümüz turizm sektörüne ışık tutacak önemli ilkeler yer almaktadır.

Mesela;
- yolların ve konaklama tesislerinin önemi (Sebe, 34/18–19),
- yolculara maddi ve manevi desteğin verilmesi (Tevbe, 9/60),
- dolaylı olarak tarihi eserlerin (Mümin, 40/82) ve yaratılışın sürekli yinelendiği tabiatın korunması (Ankebut, 29/20)
Kuran’ın üzerinde durduğu konulardandır.

Kuran, seyahati tamamen ekonomik getirisi olan bir faaliyet olarak görmemektedir. Seyahatin zorluklarını göz önünde tutarak yolculara bir kısım ruhsatlar tanımakta ve seyahati ibadetle iç içe bir etkinliğe dönüştürmekte, insanların da bu bilinçle seyahat etmeleri gerektiğini öğütlemektedir.

Özetle, Kuran bütün beyanlarında öncelikle imanî bir amacı hedefler ve muhatabına bunu mutlaka hissettirir. (9)

Dipnot:
1) İbnü’l Cevzi, Zadü’l Mesir, 5/294-295
2) Şirbinî, Siracü’l Münir, 1/249
3) Alusi, Ruhul Meâni, 21/23; Sabunî, Safvetü’t Tefasir, 2/472 vd.
4) Kurtubî, el- Cami li Ahkami’l Kur’an , 2/2392; Elmalılı, 2/1180
5) Alusi, 22/23; Elmalılı, 6/4000.
6) Buhari, Enbiya, 7; Tefsir-hicr- 2; Müslim, Zühd 38.
7) Buhari, Enbiya, 17; Müslim, Zühd 40.
8) Nakur, Ahkamü’s Seyahat, s.18.
9) Bk. Hikmet Koçyiğit, Yeryüzünde Seyahat Etmenin Kur’anî Boyutu, Atatük Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 35, Erzurum 2011.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun