Yakut el-Hamevî kimdir? Mucemü’l-buldan adlı eserindeki bilgiler doğru mudur?

Soru Detayı

- Bu kitap güvenilir bir kitap mıdır?
- Bu konuda detaylı bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Yakut el-Hamevi, "Mucemü’l-büldân" ve "Mucemü’l-üdebâ" adlı eserleriyle tanınan coğrafyacı, tarihçi, edip ve seyyahtır.

574 (1178) veya 575 (1179) yılında Rum asıllı bir ailenin çocuğu olarak (İbnü’l-Kıftî, İnbâhü’r-ruvât, IV, 80) Anadolu’da doğdu. Beş altı yaşlarında iken esir alınarak Bağdat’a getirildi. Burada Asker b. Ebû Nasr İbrâhim el-Hamevî adlı bir tâcir tarafından satın alındı. Bağdat’ta yaşadığı için Bağdâdî nisbesini taşımakla birlikte efendisinden dolayı Hamevî nisbesiyle meşhurdur.

Kölelikten geldiğini gösteren Yakut ismini daha sonra Yakūb şeklinde değiştirmiş (İbn Hallikân, Vefeyât, VI, 139), ancak eski ismiyle tanınmıştır.

Müslüman olarak yetiştirilen Yâkūt, efendisinin yanında ticaretle uğraşmaya başladı. Özellikle okuryazarlığı ve hesap işlerini iyi bilmesinden dolayı efendisine büyük destek oldu. Onun adına dönemin ticaret merkezlerinden Basra körfezindeki Kîş (Kîs) adasına, Uman ve Dımaşk gibi yerlere gitti. 596’da (1199-1200) efendisi tarafından âzat edilerek kölelikten kurtuldu.

Kitap ticareti de yapan Yâkūt seyahat ettiği yerlerde tanınmış kitapçı, âlim ve kitap meraklısı zenginler ve idarecilerle görüştü. Gittiği yerlerde birçok kütüphaneyi görme ve yararlanma imkânı buldu.

Hamevî, Hâricîliğin önemli merkezlerinden Uman’a seyahatleri ve kitap ticareti dolayısıyla Hâricî literatürünü okumuş ve bunlardan etkilenerek Hz. Ali aleyhtarı bazı görüşler benimsemiştir (İbn Hallikân, VI, 127-128)

Hamevi, 20 Ramazan 626 (12 Ağustos 1229) tarihinde Halep’te vefat etti. Vefatından önce kitaplarını ve evrakını o sırada Halep’te bulunan tarihçi İzzeddin İbnü’l-Esîr’e teslim ederek bunları Bağdat’taki Zeydî Camii Kütüphanesi’ne vakfetmesini istemiştir. (İbn Hallikân, VI, 139; İbnü’l-Kıftî, IV, 84)

İbnü’ş-Şa‘‘âr, Yâkūt el-Hamevî’nin küçük yaştan itibaren kitaplarla uğraştığını, ancak bilgilerini ve yazdıklarını başkalarıyla paylaşmak istemeyen bir kişiliğe sahip olduğunu, bu yönden birçok kişi tarafından eleştirildiğini söyler. (Kalâidü’l-cümân, VII, 197-198)

İbnü’l-Kıftî de Yâkūt’un Arapça’yı iyi bilmediği için birçok hatalar yaptığını belirtir. (İnbâhü’r-ruvât, IV, 85)

İbn Hallikân ise Yâkūt el-Hamevî’nin vefatından sonra Halep’e gittiğini, insanların ondan övgüyle bahsedip ahlâk ve faziletlerini takdir ettiklerini kaydeder. (Vefeyât, VI, 139)

Mucemü’l-Büldân

Yâkūt, Merv’de bulunduğu sırada, bir hadis dersinde Arap yarımadasında düzenlenen panayırlardan birine adını veren Hubâşe’nin okunuşu hususunda çıkan bir tartışma üzerine yer adlarıyla ilgili bir esere ihtiyaç duyulduğunu fark edip eserini yazmaya karar verdiğini söyler. (Mucemü’l-büldân, I, 25)

Yakut, eseri yazarken daha önce kaleme alınmış tarih, coğrafya, edebiyat ve biyografi kaynaklarına başvurduğu gibi seyahatleri sırasında görüştüğü kimselerden aldığı bilgilerden, kendi gözlem ve tecrübelerinden de yararlanmıştır. Ayrıca günümüze ulaşmayan birçok kitaptan alıntılar yapmış olması eserinin değerini arttırmaktadır.

İslâm âlimleri tarafından kaleme alınıp günümüze ulaşan en büyük coğrafya ansiklopedisi olan eserde bölge, şehir, kasaba, köy, mevki, deniz, nehir, ada, çöl, dağ, vadi, ova, ribat, manastırlar gibi coğrafî unsurlar alfabetik olarak düzenlenmiştir.

Müellif ele aldığı maddeler hakkında sadece coğrafî bilgi vermekle kalmamış, tarihî olaylara, şiir ve hikâyelere söz konusu yere mensup şahsiyetlere dair bilgilere de yer vermiştir. Çok zengin mâlûmat içeren eser bir ilim, edebiyat, tarih ve coğrafya hazinesi olarak nitelendirilmektedir.

Yâkūt el-Hamevî, mukaddimede yeryüzünü ibret nazarıyla dolaşmayı emreden âyetlere dikkat çektikten sonra coğrafya biliminin önemini vurgular ve bu konuda bilgi eksikliğinden kaynaklanan hatalara işaret eder. Bu arada faydalandığı kaynaklar hakkında bilgi verir. Eserde yer alan madde başı sayısı 12.953 olarak tesbit edilmiştir.

Madde başlarının doğru okunabilmesi için harekelerini belirten Yâkūt ele aldığı ismin;

- Etimolojisini ve sözlük anlamını da zikreder.
- Yerin coğrafî konumu, bazı merkezlere uzaklığı, tarihi, savaş veya barış yoluyla fethi, bu yerle ilgili şiirler ve sözler.
- Burada meydana gelen önemli olaylar, yetişen İslâm âlimleri, edip ve şairler başta olmak üzere buraya nisbet edilen meşhur kişiler hakkında bilgi verir.
- Bizzat gittiği yerlerle ilgili gözlemlerini kaydeder.
- Konuya dair farklı rivayetleri ve görüşleri de aktarır, bazen bu görüşler arasında tercihte bulunur.
- Aktardığı bilgilerin kaynaklarını zikreder.
- Önceki kaynaklarda tesbit ettiği hataları düzeltir.
- Bilgilerin doğruluğu konusunda bir neticeye ulaşamamışsa onları sadece kaydetmekle yetinir.
- Bazı yerlerle ilgili olarak orada yaşayanların anlatımlarını nakleder.
- Bu yerlerin gelirleri, yetiştirilen ürünler, esnaf ve sanatkârlar, ticaret malları ve önemli ticaret merkezleri, kara ve deniz ticaret yolları, fiyatlar, madenler, alınan vergi miktarları gibi hususlar da eserde yer alan bilgiler arasındadır.
- Söz konusu yerle ilgili imar ve iskân faaliyetleri, saray ve kasırlar, camiler ve kütüphaneler, medreseler ve diğer tarihî eserlerden de bahsedilir.

Ayrıca, çeşitli vesilelerle Bizanslılar, Türkler, Hazarlar, Bulgarlar, Sakālibe, Ruslar, Zencler, Çinliler, Haçlılar ve Moğollar gibi Müslümanların ilişki kurdukları toplumlar hakkında bilgi verilir.

Arap yarımadası başta olmak üzere birçok bölgede yaşanan nüfus hareketleri, göçler ve iskân, dinî-ilmî hayat ve nüfus gibi hususlar zikredilir.

Böylece Mucemü’l-büldân bir yer hakkında kendisinden önceki asırlar içerisinde oluşan tarihî, ekonomik, coğrafî, edebî, sosyokültürel vb. çok zengin bilgi birikimini yansıtması bakımından ayrı bir önem taşır.

Bu sebeple gerek Doğu’da gerekse Batı’da birçok araştırmacı tarafından alanının en muhtevalı ve önemli kitabı kabul edilmiştir.

Bütün bu olumlu ve güzel özellikleriyle beraber, Mucemü’l-büldân;

- Bazı yerler hakkında ayrıntılı bilgi aktarırken önemli bazı yerlere dair bilgilerin yetersiz oluşu,
- Bir kısım yer adlarının etimolojisinin yanlış yapılması ve zorlama yorumlara girişilmesi,
- Müellifin bazı konularda kültür yetersizliği dolayısıyla hatalı veya eksik bilgiler kaydetmesi,
- Eserde bazı milletler hakkında aşağılayıcı ifadelerin kullanılması, hurafelere ve mitolojik unsurlara yer verilmesi

gibi noktalarda eleştirilmiştir. (M. Faruk Toprak, Yâkût el-Hamevî’nin Mu‘cemü’l-büldân Adlı Eserine Eleştirel Bir Bakış, EKEV Akademi Dergisi, VIII/21, Ankara 2004, s. 173-181)

Mucemü’l-Üdebâ

Yâkūt el-Hamevî, 594 (1198) yılında Âmid’de edip ve şair Ali b. Hasan el-Hillî ile (Sümeym el-Hillî) görüştüğünü ve bu sırada kendisinde ediplere dair bir eser yazma fikri doğduğunu söyler. (Mucemü’l-üdebâǿ, V, 129)

Müellifin edip ve şairleri çeşitli yönleriyle ele aldığını belirttiği, aslının dört büyük cilt olduğu kaydedilen eser günümüze bazı kısımları eksik olarak ulaşmıştır.

Kitabın mukaddimesinde bu alanda daha önce yapılan çalışmalardan bahsedildikten sonra edebiyat ve tarih bilgisinin önemi vurgulanır. Ardından nahivcilere, lugat ve ensâb âlimlerine, şairler, kâtipler ve tarihçilere, edebiyatın çeşitli alanlarında kitap telif eden kişilere yer verilir.

Yine alfabetik olarak hazırlanan eserde biyografik bilgilerin yanı sıra müelliflerin yazdıkları eserlerden de söz edilir.

Yâkūt haklarında bilgi verdiği bazı kişilerle görüşmüş ve bazı anekdotlar anlatmıştır. Bu arada şairlerin şiirlerinden örnekler verilmiştir.

Yâkūt el-Hamevî eserinde, daha önce bu konuda yazılmış kitaplara, tanıdığı kişilerin anlatımlarına ve kendi gözlemlerine dayanmaktadır. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Yakut el-Hamevi md.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun