Veyl, vay, yazıklar olsun ifadeleri Kuran'da hangi anlamlarda kullanılmaktadır?

Tarih: 15.05.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

VEYL, başlıca şu manalarda tefsir olunmuştur: Şiddetli kötülük, hüzün ve helak, elem verici azap, cehennemde bir vadi adı.

İmam Ahmed ve Tirmizî Ebu Saîd'den şöyle rivayet etmişlerdir: Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki:

"Veyl, cehennemde bir vadidir ki, kâfir onun dibine varmadan önce onda kırk yıl yukardan aşağı düşer."

İbnü Hibban ve Hakim'in Sahih'lerinde: "Veyl, iki dağ arasında bir vadidir ki, kâfir..."

İbnü Ebi Hatim de Abdullah'tan; "Cehennem'de irinden bir vadidir." diye rivayet etmiştir.

Ragıb'ın "Müfredat"ında, Asmeî demiştir ki: Veyl, bir kubuh, yani bir çirkinliktir. bazen hasret çekme için de kullanılır. Veyl cehennem'de bir vadidir diyenler, lügat itibariyle bu kelimenin manası budur demek istememiş, ancak hakkında yüce Allah'ın "veyl" buyurduğu kimseler, o ateşten bir yere yerleşmeyi hak etmiş, orası da onlar için sabit olmuştur demek istemişlerdir.

Alûsî der ki: "Ona 'veyl' denilmesi, cehennemin bilinen manada kullanılması gibi olduğu açıktır. Bunun nasıl bir isimlendirme olduğuna bakılsın."

Bizce açık olan budur ki, cehennemin bildiğimiz manada kullanılması tevatür yoluyla şer'i bir kullanım olmakla beraber bu örf lügatine de girmiştir. Fakat "veyl"in izah edilen mana ile Cehennem'de bir vadi ismi olması şer'î bir isimlendirme olmakla beraber mütevatir olmadığı gibi lügat yönünden de örf haline gelmeyen bir mecaz olur. Bu izahtan anlaşılır ki "vay haline" demekle "veyl ona" demeyi tam olarak Türkçe'ye çevirmiş olamıyoruz. Ancak lügat kaynağına bir dereceye kadar işaret etmiş oluyoruz.

VEYL, "leyl" vezninde, aslında kötülüğün inmesi manasına olup bazen bir belanın ortaya çıkması zamanında dehşet ve kötülüğü ifade etmek için dilimizdeki "vay, yazık" kelimeleri gibi kaygılı olma ve dehşete düşme makamında kullanılır. Bu manaca, "vay haline!" yahut "yazık, yazık" demek gibi olur ki, biz bunları acıma manasında da esef etme manasında da kullanırız. Bir de veyl, uçuruma yuvarlanmak gibi kötü bir durum, helak olma ve zarar etme manasına azab kelimesi, çok üzüntü duyma veya beddua olarak kullanılır. "Veyl ona", helak oldu, veya helak olsun" demektir. (KUR'AN-I KERİM TEFSİRİ, ELMALILI MUHAMMED HAMDİ YAZIR)

VEYL: "(insanları) Diliyle çekiştiren, kaş ve göz işaretleriyle alay eden bozguncu kişinin vay haline!" (Hümeze, 32/1)

Veyl, kızgınlık bildiren, birine kötülük ve helak dilemek için kullanılan bir uyarı ve tehdîd kelimesi olduğu gibi küçümseme, zavallılığını belirtme ve acıma ifadesi olarak da kullanılır. Bizim Türkçe'deki "yazıklar olsun, vay..." söylemlerinin karşılığıdır.

"Ellerinin yazdığından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!" (Bakara, 92/79.) âyetinde veyl, tehdîd anlamında,

"Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahman'in va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söyle­miş!" (Yâsîn, 41/52.)

âyetinde ise veyl, esef etme, durumuna acıma anlamındadır.

(Hümeze) (hemz) kökünden âdet ifade eden mübalağa (abart­ma) kipidir. Hümeze vezni, âdet bildirir. Çok hemz eden demektir. Hemz: kırmak, yere çalmak anlamlarına gelir. İnsanların şahsiyet ve namuslarına dil uzatmak, onlarla alay ederek onları incitmeğe de isti'âre yoluyla hemz den­miştir. İnsanların namus, neseb ve haysiyetileryle oynayıp onları incitmeyi, kötüleyip kınamayı âdet edinmiş koğucu kimselere hümeze denilir.

Lemz kökünden gelen lümeze de insanlara kulp takmak, kaş göz işaretleriyle birini başkalarına göstererek hakir görmek anlamlarına gelir. Ebû Ubeyde'ye göre hümeze ve lümeze aynı anlama gelir; dedikoducu demektir. Bir başka tefsire göre hemz birini yüzüne karşı, lemz ise arkasından kötülemek; yahut hemz el ve göz işaretleriyle, lemz de ile kötülemek, çekiştirmektir.(et-Teshîl: 4/217.) İbn Abbâs'a göre hümeze gıybet eden, lümeze de kulp takan, taşlayan demektir. Hasan-ı Basrî de "Hümeze, yanında oturanı, gözünü eğerek kötüleyen, din kardeşinin gıybetini edip kınayandır", demiştir. İbn Abbâs'tan gelen bir rivayete göre de hümeze, lümeze söz götürüp getirerek insanların arasını katan, insanlara kötü sıfatlar takan kimselerdir.

Aşağıdaki âyetlerde, veyl kelimesi ve terkîpleri geçmektedir.

 "Şu namaz kılanların vay haline, ki, onlar namazlarından gaflet ederler (kıldıkları namazın değerini bilmez, ona önem vermezler)." (Mâ'ûn, 17/4-5),

"Yalanlayanların vay haline o gün!" (Mürselât, 33/15,19, 24,28,34,37,40,45,47,49),

"Göğü, yeri ve ikisi arasındakileri boş yere yaratmadık (bunlar bir tesadüf eseri değildir) bu, inkâr edenlerin zannıdır, (onlar kâinatın boş, bir tesadüf eseri olduğunu söylerler). Ateşten vay hallerine o nankörlerin!" (Sâd, 38/27),

"Kendi arala­rından çıkan hizipler, ayrılığa düştüler. Artık büyük bir gün(ün duruş­masında bulunmaktan ötürü vay kâfirlerin haline!" (Meryem, 44/37),

"Allah'ı anmağa karşı yürekleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun. Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler." (Zümer, 59/22),

"De ki: 'Ben de ancak sizin gibi bir insanım. Bana, tanrınızın bir tek Tanrı olduğu vahyediliyor. Ona doğrulun (Ona yönelerek işlerinizi düzeltin), Ondan mağfiret dileyin. (O'na) Ortak koşanların vay haline!' " (Fussilet, 61/6),

"Aralarından çıkan partiler, birbirleriyle ihtilâfa düşmüşlerdir. Acı bir günün azabından vay o zulmedenlerin haline!" (Zuhruf, 63/65),

"Her yalancı, günâh yüklü kimseye yuh olsun!" (Câsiye: 68/7),

"Uyarıldıkları günlerinden dolayı vay o kâfirlerin haline!" (Zâriyât: 67/60),

"Çetin azabdan dolayı vay şu kâfirlerin haline!" (İbrâhîm: 72/14),

"Allah'a yakıştırdığınız niteliklerden ötürü de vay siz(in haliniz)e!" (Enbiyâ: 73/18),

"Yalanlayanların vay haline o gün!" (Tur, 76/11),

"Ölçü ve tartıda hile yapanların vay haline!" (Mutaffıfîn, 86/1), 

"Yalanlayanların vay haline o gün!" (Mutaffifîn, 86/10),

"Vay haline o kimselerin ki, Kitabı elleriyle yazıp, az bir paraya satmak için, 'Bu Allah katındandır.' derler! Ellerinin yazdığından ötürü vay haline onların! Kazandıklarından ötürü vay haline onların!" (Bakara, 92/79),

Veyletî: 

"Derken Allah, ona kardeşinin cesedini nasıl gömeceğini göstermek için yeri eşeleyen bir karga gönderdi. (Karganın yaptığını görünce): 'Yazık bana, şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini gömmekten âciz miyin (ben?)' dedi ve pişman olanlardan oldu!" (Mâide, 110/31),

Veyletâ:

"Vah bana, ne olurdu, ben falanı dost tutmasaydım!" (Furkan, 42/28)

"Vay, dedi ben bir kocakarı, bu kocam da bir pır iken doğuracak mıyım? Bu, cidden şaşılacak bir şey!" (Hûd, 52/72),

Veyletenâ:

" 'Vay bize Kitaba da ne oluyor, ne küçük ne de büyük hiçbir şey bırakmıyor, her (yaptığımız) şeyi sayıp döküyor!" demektedirler. Yaptıklarını hazır bulmuşlardır. Rabbin kimseye zulmetmez." (Kehf, 69/49),

Veyleke:

"O kimse anasına, babasına: 'Öf size, benden önce nice nesiller gelip geçmiş, (kimse geri gelmemiş) iken siz benim (diriltilip) çıkarılacağımı mı bana vaad ediyor(beni bununla mı tehdîdediyor)sunuz?" dedi. Onlarsa Allah'a sığı­narak: 'Yazık sana, (etme, gel) inan; Allah'ın sözü gerçektir.' derken o: 'Bu, eskilerin masallarından başka bir şey değildir.' der." (Ahkaf, 66/17),

Veylekum:

"Musa onlara dedi ki: 'Yazık size, dedi, Allah'a yalan uydurmayın, sonra (o), bir azâb ile kökünüzü keser, doğrusu iftira eden perişan olmuştur!' " (Tâhâ, 45/61),

"Kendilerine bilgi verilmiş olanlar ise: 'Yazık size, dediler, inanan ve iyi iş yapan kimse için Allah'ın sevabı daha hayırlıdır. Buna ancak sabredenler kavuşturulur.' " (Kasas, 49/80)

Veylenâ:

"Yazık bize, dediler, biz azgınlarmışız!" (Kalem, 2/31),

"Dediler: Vah bize, bizi yattığımız yerden kim kaldırdı? İşte Rahmân'ın va'dettiği şey budur. Demek peygamberler doğru söylemiş!" (Yâsîn, 41/52),

"Vah bize, bu ceza günüdür, dediler." (Sâffât, 56/20),

"Eyvah bize, dediler, gerçekten biz zâlimlermişiz!" (Enbiyâ, 73/14),

"Andolsun, onlara Rabbinin azabından bir esinti dokunsa, 'Eyvah bize, biz gerçekten zâ­limlermişiz.' derler." (Enbiyâ, 73/46),

"Gerçek vaad (kıyamet) yaklaşmış olur. inkâr edenlerin gözleri birden donup kalır. 'Vah bize, biz bundan gaflet içinde idik (bunun doğru olacağını hiç düşünmüyorduk). Meğer biz zulmediyormuşuz!' (diye mırıldandılar)." (Enbiyâ, 73/97)

(Pr. Dr.Süleyman Ateş, Kur’an Ansiklopedisi, Kuba Yayınları: 22/268-272.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Bu içeriği faydalı buldunuz mu?

Yorumlar

sehmusyilmaz

Enfal Suresi, Ayet 43 - 44:
"Hani o vakitler Allah sana uykunda (rüyanda) onları az gösteriyordu. Eğer Allah sana onları kalabalık gösterseydi korkacaktınız ve savaş konusunda anlaşmazlığa düşecektiniz. Fakat Allah böyle bir şeyden sizi uzak tuttu. Çünkü O, gönüllerde yatanı da bilir."

" Ve işte onlarla karşılaştığınız vakit onları sizin gözünüze az gösteriyordu, sizi de onların gözlerinde azaltıyordu. Çünkü Allah o mukadder olan işi yerine getirecekti. Bütün işler Allah'a döndürülür."

"göz görüşüyle kendilerinin iki katı kadar görüyorlardı." (Âl-i İmran, 3/13) ,

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun