Üzerine nur yağan Müslüman olarak mı ölür?
- Böyle bir hadis var mıydı?
"Kimin üzerine nur yağarsa o Müslüman olarak ölür, kimin üzerine nur yağmazsa kafir olarak ölür."
Değerli kardeşimiz,
Öncelikle ifade edelim ki, burada geçen "nur"dan maksat imandır, kişide maksat da iman ile ölecek olan mümindir.
Konuyla ilgili bir hadis-i şerif şöyledir:
أنَّ اللهَ خلق الخلقَ في ظُلمةٍ فألقى عليهم من نورِه ، فمن أصابه من ذلك النُّورِ اهتدى ، ومن أخطأه ضلَّ ، فلذلك أقولُ: جفَّ القلمُ عن علمِ اللهِ
“Allah yaratıklarını karanlık içerisinde yarattı kendi nurundan da onlara bir nur uzattı. O nurdan kime bir parça isabet ederse hidayeti bulur. Kime de o nurdan bir parça ulaşmazsa sapıklıkta kalır. İşte bunun için Allah’ın ilmi üzere kalem ve mürekkep kurudu diyorum.”(1)
Tirmizî: Bu hadis hasendir, demiştir.(2)
Bir ayette de şöyle buyurulur:
اَفَمَنْ شَرَحَ اللّٰهُ صَدْرَهُ لِلْاِسْلَامِ فَهُوَ عَلٰى نُورٍ مِنْ رَبِّه۪ۜ فَوَيْلٌ لِلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ مِنْ ذِكْرِ اللّٰهِۜ اُو۬لٰٓئِكَ ف۪ي ضَلَالٍ مُب۪ينٍ
"Allah’ın göğsünü İslâm’a açtığı, dolayısıyla onun da Rabbinden bir nur üzere olduğu kimse, hiç (kalbi mühürlenmiş kimse gibi olur mu?) Artık Allah’ın zikrinden kalpleri kaskatı kesilmiş olanların vay haline! İşte onlar apaçık bir sapıklık içindedirler."(3)
Bu anlamdaki ayetler ve hadisler, yazgının, nesne ve olayların tasvirinden ibaret olduğunu göstermektedir. Bu, “Belli bir zamanda ve belli bir yerde şöyle şöyle vuku bulacak” tarzında bir tasvir olup “vuku bulsun” şeklinde bir hüküm değildir.
Zaten hadiste geçen "Allah’ın ilmi üzere kalem ve mürekkep kurudu” ifadesi de bunu göstermektedir. Allah ezeli ilmiyle geçeğin nasıl olacağını, kimin iradesini nasıl ve nerede kullanacağını da bilir.
Dolayısıyla kâinata dair ilahî ilmin Levh-i Mahfuz’a yazılması, insanları icbar altında bırakmaz. Nitekim insan, Levh-i Mahfuz’da ne yazıldığını bilmeden kendi hür iradesine göre davranır.
Eğer insanların amelinin bilinmesi ve yazılması onları cebre zorlayacak olsa idi, Allah Tealanın ve Hz. Peygamber (asm) Efendimizin kulluğa teşviki anlamsız olurdu.(4)
Bu ilmin Levh-i Mahfuz’a geçirilmesi insanları bir işi yapmada zorunlu kılmadığı gibi, insanlardan mükellefiyeti kaldırmaz. Allah’ın ilminin ezeli olduğuna ve geleceği de bildiğine iman gerekir. Bu imanın keyfiyeti Allah’ın bu işler noktasındaki ilmidir. Hiçbir şey onun ilmini kuşatamaz.(5)
Gelecek insanlardan gizlidir. Kişiye gereken, emrolunduğu şey hususunda çalışmaktır.(6)
Yüce Allah her mükellef insana fıtrî din, akıl, peygamber ve kitap gibi harika dört ilahi hidayet bahşetmiştir. O, böylesine yüce ve emsalsiz lütfu ve ihsanı ile “Rububiyet” tecellisinde bulunmuş; hidayeti lütfetmiştir.
Bu dört hidayetten fıtrî din ve akıl her insanda doğuştan mevcuttur. Peygamber ve vahiyden yararlanmak ise, yükümlülük çağına girmiş her yetişkin insanın kendi aklı, iradesi ve tercihine bırakılmıştır
Aklını koruyup kullanan, vicdanının sesine kulak vererek Hz. Peygamber’e (asm) uyan ve Kuran’ın kılavuzluğundan yararlanan kimseler, kalplerini İslâm’a açmış demektir; dolayısıyla "Allah’ın, kalbini İslâm’a açtığı kimse Rabbinden bir nur üzeredir."
Bu nura kavuşan, istediği her şeyin hakikati ve mahiyeti hakkında bilgi edinir ve bunları değerlendirmek suretiyle sırat-ı müstakime erer.(7)
Fakat Allah’ın hidayetinden yararlanma kabiliyetine ve imkânına sahip olup da ondan yararlanmayan; Ebu’s-Suud’un deyimiyle:
“Muhalefeti sebebiyle hidayete layık olmayan ve onu hak etmeyen kimseye de Allah hidayet etmez!”(8)
Böylesi kimseler, akıbet ne kadar korkunç olursa olsun, kendilerini mazur gösterecek hiçbir özür beyan edemezler.
Kişinin kendi arzusu ile seçtiği batıl yol, onun aklı ve iradesine rağmen yaptığı tercihidir. Artık tercihini dalalet yönünde yapmıştır.
Böyle birine yapılacak tek şey, insanın kendi kendisine merhamet etmesini hatırlatmak ve henüz imkanı var iken ve hayat fırsatı devam ediyorken Allah’ın hidayetinden yararlanmaya teşvik etmektir. Zira yüce Mevlanın son sözü bellidir:
“…Biz insana doğru yolu gösterdik; (yani fıtrî din, akıl, peygamber ve kitap verdik) artık ister şükreder, isterse nankörlük...”(9)
“De ki: 'İşte Rabbiniz tarafından gerçek geldi. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin.'.”(10)
Dipnotlar:
1) Tirmizi, İman 18; Müsned, 2/176.
2) Tirmizi, a.y.
3) Zümer, 39/22.
4) Mâturîdî, Kitâbu’t-Tevhîd, trc. Bekir Topaloğlu, Ankara 2001, s. 310.
5) Nevevî, el-Minhac Şerhu Sahîhi Müslim b. Haccâc, Beyrut, h. 1392, 16/198.
6) İbn Hacer, Fethü’l-Bari, 11/493.
7) Kurtubî, el-Cami’ li Ahkâmi’l-Kur’ani’l-Azîm, Kahire, tsz. 15/247.
8) bk. Ebu’s-Suud, İrşadu’l-Akli’s-Selim, 6/578.
9) İnsan, 76/3.
10) Kehf, 18/29.
Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet
BENZER SORULAR
- Levh-i mahfuzda ahiret hayatında sonsuza kadar olacaklar da yazılmış mıdır?
- LEVH-İ MAHFUZ
- Yüce Allah Hz. Adem'i yaratırken meleklerin, "Orada kan dökecek ve fitne çıkaracak birini mi yaratacaksın?" demelerini nasıl anlamalız?
- Varlıkların, İlm-i İlahi ve Levh-i Mahfuz dışında kayıtları var mıdır?
- Enam suresi 59. ayeti sadece levh-i mahfuz olarak anlayan alimler var mı?
- Yunus suresi 37. ayet levh-i mahfuzdan mı bahsediyor?
- İmam Azam, "Kim kalp okuduğunu söylerse yalancıdır ve kafirdir." demiş midir?
- Levh-i mahfuzun içinde her şey var mıdır?
- Hz. Adem'den önce insanlık var mıdır? Ayette geçen, meleklerin Hz. Adem'e secde etme hadisesindeki "Sen azgın bir kavim mi yaratacaksın?" ifadeleri, önceden de insanlığın var olduğuna delil sayıyorlar...
- Her şey mukadder olduğu halde, neden özellikle ecel ve rızık mukadderdir deniliyor?