Uzay ve zamanın yeni anlamı nasıldır?

Tarih: 20.04.2020 - 12:27 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Bilimdeki bu yeni gelişmelerde İlahi irade ve kast nasıl tecelli ediyor?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Mekânı, oturduğumuz oda; zamanı ise saat cinsinden bir nesne olarak tanıyor, kütle ve zamanı değişmez mutlak varlıklar zannediyorduk. Yüzyıllar geçti. XX. yüzyıla geldik. Zamanın bir hızı olduğu ortaya çıktı. Cisimlerin “hızlandıkça” zamanlarının “yavaşladığını” ve “genişlediğini” anladık. Işık hızı aynı zamanda zamanın da akış hızı idi. O hıza gelindiğinde “zamanın akışı” duruyordu.

Evet, gelişmeler "ses duvarı" gibi bir de “ışık duvarını” gösterdi. Işık hızına ulaşıldığında zaman ile eşleşilmiş olacak ve artık zaman durmuş olacaktı.

Arkasından zamanın sadece hıza bağlı olarak değil “çekim gücü” ile de değişikliğe uğradığını da keşfettik (Genel izafiyet). “Genel İzafiyet Teorisi”ne göre, mevcut üç mekân boyutuna (en, boy, yükseklik) bir de dördüncü boyut olarak zaman eklendi. Çekime bağlı olarak daha geç yaşlanıp ya da çabucak ihtiyarlayabiliyorduk.

Bu gerçekler ışığında baktığımızda, zamanın maddeye bağlı boyutlarda farklı işlediği noktalar olduğu gibi, madde ötesi boyutta;  kabirde, mahşerde, Cehennem boyutunda da kendince bir zaman boyutu olduğu gerçeğini görebiliyoruz. Nasıl ki, rüyadan uyandığımızda o ortam birkaç saniye olarak idrak ediliyorsa, Berzah boyutunda, Cennet boyutunda da hayatın bu şekilde farklı akışı olacaktır.

Kâinatımızın tek bir noktadan küçücük bir yaratılış çekirdeğinden doğduğunu anlatan “Big Bang” ve kâinatın sürekli genişlemesi ile ilgili buluşlar, kâinatın bir başlangıcı olduğuna ve yoktan yaratıldığına işaret etmektedir. Karadeliklerle “delinen” uzayın arkasında “fiziğin bittiği” noktada “sonsuz uzaylara” fizik ötesi âlemlere kapı açılmaktadır. Madde gibi zaman dediğimiz sürecin Karadelik çekimiyle başka bir akışa girmesi, sonsuz ve farklı boyutta dünyaları gündeme getirmektedir. 

Eskiden değişmez ve dokunulmaz ilân edilen ve âdeta ilahlaştırılan fizikî prensipler, Karadeliklerde alt üst olunca, felsefenin ve dinin gündeminde olan soruları da aktüel hale getirmektedir.

Kâinat niçin yaratıldı ve niçin yok ediliyor? Beklenen Karadelik kıyametinden sonra yeni bir yaratılış var mı? Bu konular günümüzde sadece dinî sohbetlerde yer almakla kalmıyor, modern astronomi merkezlerinin de ister istemez tartışma konuları arasında yer buluyor. 

Bir yıldız, kendini, kendi ışığını, kendi hacim, yer ve zamanını yutmakta, bambaşka bir keyfiyete bürünmektedir. Karadeliklerde zamanın durması ya da farklı bir keyfiyete bürünmesi ebediyet kavramını hatıra getirmekte, sonsuz uzayları ya da ahiret ve âlemlerini gündemimize sokmaktadır. 

 Netice olarak, bilimdeki yeni gelişmelerin daha geniş ve aydınlık daha inançlı bir geleceğe bırakacağı konusunda ümitleri artırmaktadır. Meselâ, kuantum fizikçisi Hans Peter Dürr birçok bilim adamının düşüncelerine tercüman olmaktadır. Prof. Dürr, kuantumla madde ve kâinata bakışımızın değişeceğine vurgu yapıyor ve beklenen dünyanın sınırlarını çiziyor. Materyalist ve kaba anlayışların kaybolup yerine manevî temelli, bütüncül, esnek- geniş bir anlayışın hâkim olacağına vurgu yapıyor. Şöyle devam ediyor Dürr:

 “Kuantum fiziği bize gerçekliğin büyük bir şuura dayandığını ve aynı zamanda mantıksal bütünlük ve birliğini söylüyor. Kuantum fiziğinin söylediği diğer şey ise, dünyanın ve geleceğin parlak olacağıdır. Kuantum, ihtimallerle dolu bir dünyayı bize sunuyor. Bu ihtimaller bizi fevkalade cesaretlendiriyor ve iyimser kılıyor. Neden mi? Kuantumla öğrendik ki, dünya tanıdığımız ve sandığımızdan çok daha fazla büyük ve engin. Dünya bizi değil, biz bu dünyayı şekillendiriyoruz. Aslında mevcut sayısız ihtimaller dünyasının sunduğu çıkış yollarını göremiyoruz. Bu yüzden ne yazık ki, tüketimci batı kültürünün hayatımızı garanti ettiğini sandığımız mali rekabet dünyasını tek bir çıkış yolu olarak görüyor ve böylece kendimizi dar bir hücreye hapsediyoruz. Ekonomik gerekliliklere ve tabiat kanunlarına değişmez tek boyutlu baktığımızdan -ipek böceği gibi- kendi ördüğümüz mecburiyetler kozası içinde hapsolup kalıyoruz.  Maddeci anlayışın doğurduğu inançsızlık ve bencillik, bereket ve bolluğu fark etmemizi önlüyor. Tevekkülle istemeyi bilmediğimizden - hırsla hayata saldırdığımızdan- sadece istediklerimizden mahrum kalmıyoruz; özlediğimiz mutluluk ve huzuru da elde edemiyoruz.” (bk. Hans Peter Dürr, P.M. Magazin 05, 2007.)

Çağımız insanının madde bağımlısı haline gelmiş olması, gerçeğe gözünü kapamış ve her şeyin kaynağı madde ve enerjidir fikrini doğurmuştur. Sonuçta bilimin din ile çatıştığı şeklinde suni zorlamalar ortaya çıkmış ve ne yazık ki bilim, materyalizme ve dinsizliğe alet edilmeye çalışılmıştı. 1980 Nobel Tıp Mükâfatı sahibi nörofizyolog Roger Sperry (1913–1994) dinin bilimle çatıştığı tezinin yanlışlığına dikkat çeker ve verdiği bir mülâkatta şunları der:

 “Bilimin kendisi materyalizmle çatışır. Bilim ile din neden çatışsın ki? Esasen bu ‘Din bilimle çatışır.' şartlanması materyalist felsefenin bilim olarak kabul edildiği zamanlardan kalmadır.” (bk. Bilim Allah'ı Tanıyor, Zafer Dergisi, Ekim 2018)

Sonuç olarak,  metafizik temelli yeni buluşlar sayesinde, bilimin, fizik ötesi gerçeklikleri görmek istemeyen materyalizm ideolojisinin kıskacından kurtulmaya çalıştığını görüyoruz. Bu “bağımsızlık mücadelesi” başarılabilirse, tüm tecrübelerle varlığı sabit olan İlahi “irade” ve kasıt kendini gösterecektir. O zaman din ile tabiat bilimleri ayrımı son bulacak; kâinat ve Kur’an’ın aynı gerçeklikleri anlattığı anlaşılacaktır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun