Türk hükümdarlarından olan Emir Timur nasıl bir yöneticiydi?

Tarih: 10.01.2019 - 20:03 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Timur hakkında kanaatimiz ne olmalıdır?
- Emir Timur'un dini bilgisi, askeri yeteneği ve adaleti hakkında bilgi verebilir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Timur Müslüman bir hükümdardır.

- Ehl-i sünnet akidesine göre, ne kadar büyük olursa olsun, herhangi bir günahı veya günahları işlemekle kişi imandan çıkmaz. 

- Bir kimsenin ahiretteki konumu, imanla kabre girip girmediğiyle yakından ilgilidir. İmanla kabre giremeyen kimse kâfir olduğu için, dünyadaki “mümin” kimliği kendisine bir fayda vermez ve bu kişi ebedi olarak cehennemde kalamaya mahkum olur. 

- Bir kimse, imanla kabre girdikten sonra, onun durumu artık bir müminin durumudur. Günahları ne olursa olsun, onun ebedî olarak cehennemde kalması söz konusu değildir. Allah dilerse, o kişiyi affedip doğrudan cennete koyar, dilerse hakkettiği cezayı cehennemde çektirdikten sonra, cennete alır.

Timur’un durumu da bu çerçevede değerlendirilmelidir.

- Bize düşen, açık küfrünü görmediğimiz sürece, dünyada mümin kimliğiyle yaşayan bir kimseye hüsnüzan etmektir.

Hepimizin akıbeti ne olur bilinmez. Allah’a sığınmak, affını dilemek, tevbe etmek, imanını -tahkikî yapmak ve güzel işler yapmakla- arttırmaya / güçlendirmeye çalışmak, biz kullar için çok önemlidir. Başkalarından ziyade kendimizi düşünmemiz, halimizi düzeltmeye çalışmamız çok daha isabetli olur.

Timur, etkili bir devlet adamı, askerî bir taktikçi ve strateji uzmanıydı.

Büyük bir cihangir olarak tanınan Timur onunla görüşen Clavijo’ya göre sade görünüşlü, başında kürk başlığı bulunan azametli bir hükümdardı. Oldukça zeki ve kurnazdı. Her şeyden önce göçebe kabilelerin bağlılığını kazanıp zamana ve zemine göre değişen siyasî bünyeyi geliştiren, kalabalık orduları fetihlere yönelten etkili bir devlet adamı, askerî bir taktikçi ve strateji uzmanıydı.

Daha başından itibaren durumunu güçlendirip meşruiyet kazanmak için kukla bir hanı tahta oturtup onun adına devleti idare etmek suretiyle bir taraftan Cengiz Han soyunun destekleyicisi tavrını sürdürürken, Cengiz Han soyundan bir kadınla (Saray Melik [Mülk]/Bîbî Hanım) evlenip “Küregen” (han güveyisi) unvanını kullanmaya hak kazanmıştı. Müslüman bir çevrede doğup büyüyen Timur eski Türk ve Moğol geleneklerini yaşatmaya çalışmış, bu arada töre / yasayı da ihmal etmemişti.

Timur’un İslami Bilgisi

İbn Arabşah’a göre yasayı şeriata tercih ediyordu ve bu yüzden bazı ulemâ tarafından kâfirlikle suçlanmıştı.

Timur, gerek kıssahanlardan dinledikleri gerekse ulemâ ile sohbetlerinden edindiği bilgilerle İslâm dini hakkında mâlûmat sahibi olmuştu. Ulemâya Sünnîlik-Şiîlik meselelerine dair tartışmalar yaptırır, bu tartışmalara bizzat kendisi de katılırdı.

Horasan’da Şiî Serbedârîler’in reisi Hâce Ali b. Müeyyed ile görüşmesinde Sünnîliği destekleyen, Mâzenderan’da Şiî seyyidlerini cezalandıran Timur, Şam bölgesinde Ali taraftarlığı tavrını takınmış ve Sünnîlerce koyu bir Şiî diye nitelenmişti.

Bir işi yapmak istediğinde kendini haklı göstermek için Kur’an’dan ayetler okuyabilecek derecede bilgiliydi.

Tarihçi Nizâmeddîn-i Şâmî’nin naklettiği bir olay Timur’un düşüncesi hakkında fikir vericidir.

Timur, İran ve Turan ülkesinden topladığı ulemâ ile İslâmiyet hakkında konuşurken eski devrin ulemâsının hükümdarları irşad ettiğini, gerekli uyarılarda bulunduğunu, kendilerinin ise bunları yerine getirmediğini söylemiş, buna karşılık onlar da kendisinin davranışları ile herkese örnek olup insanların öğütlerine ihtiyacı bulunmadığını belirtmişlerdi.

Şeriatın yasaya üstünlük kazandığı oğlu Şâhruh zamanındaki tarihçilerin Timur’u olduğundan daha çok dindar gösterme eğilimi taşımaları tabiidir...

Zaman zaman Hz. Ali taraftarı imiş gibi bir tavır takınmasına rağmen, onun on iki imam Şiîliğine bağlılığını ileri sürmek için hiçbir delil yoktur. Sikkelerinde dört halifenin adı yer almakta, oğul ve torunları arasında Ömer ve Ebû Bekir adlarına rastlanmakta, ancak Ali adı hiç görülmemektedir. 

Timur’un Seferleri Nedeniyle Eleştirilmesi

Seferlerinin Türk-İslâm devletleri üzerine yöneltilmiş olmasından dolayı Timur ağır eleştirilere uğramıştır.

Aslında bu faaliyetleri o dönemin hâkimiyet anlayışı düşünülerek değerlendirilmelidir. Cihan hâkimiyeti fikrine sahip bulunan Timur’un amacı, o zamanın dünyasına kendi idaresini tanıtmaktı. Tarihçi Yezdî ona, “Dünya iki hükümdara yetecek kadar değerli ve büyük değildir; Allah nasıl bir tane ise sultan da bir tane olmalıdır.” sözünü isnat eder.

Timur’un, hâkimiyetini kabul etmeyenlere çok sert ve zalimce davrandığına, İsfahan’dan Delhi’ye, Tebriz’den Sivas’a, Astarhan’dan Bağdat’a kadar ele geçirdiği bazı şehirlerde büyük tahribat ve katliam yaptığına dair dönemin kaynaklarına yansıyan birçok rivayet vardır. Hatta onun zulümlerine dair müstakil kitaplar yazılmıştır.

Bütün eleştirilere rağmen Orta Asya göçebelerinin İslâmIaşmasında Timur’un büyük hizmetler gördüğü inkâr edilemez bir gerçektir.

Hükümranlığı süresince bütün gücü kendi elinde tutmuş, saygı duyduğu insanlardan, ulemâ veya şeyhlerden hiçbirinin siyasî bir gücünün bulunduğu görülmemiştir. İktidar ve fetih hırsını hiçbir zaman dizginleyememiş, seferlerini daima kendisi yönetmiş, çeşitli kabilelere mensup beylerin ve soylarının güçlenmesini önlemek için onları kontrol altında tutmuştur. Bu durum, ölümünden sonra haleflerinin hâkim olduğu bölgelerde hüküm sürmelerini güçleştirmiş, vârisini zor duruma sokmuş, vasiyetinin yerine getirilmesini de engellemiştir. 

Timur Teşkilatçı Bir Liderdir

Timur’un teşkilâtçı bir lider niteliği taşıdığı anlaşılmaktadır. Devlet teşkilâtı ve ordu sisteminde bunun izleri görülür.

Bozkır kültürünün hüküm sürdüğü bölgelerden çok şehir kültürünün hâkim olduğu memleketleri ele geçirme amacını taşıyan Timur, göçebelerce hoş karşılanmayan bir harekette bulunup Semerkant’ı başşehir yapmış ve burada binalar inşa ettirmiştir.

Ele geçirdiği ülkelerden getirdiği usta ve sanatkârlara Semerkant civarında Dımaşk, Şîraz, Sultâniye ve Bağdat adlarını verdiği köyler kurdurmuş, şehrin dışında bağ ve bahçeler yaptırmıştır. Semerkant’ta Timur’un bizzat ilgilenerek inşa ettirdiği yapıların en muhteşemi Bîbî Hanım Mescidi adı verilen Semerkant Camii’dir. Onun Semerkant’taki büyük yapılarından biri de Gök Saray olup daha çok devlet hazinesinin saklanması için kullanılmıştır. Kendisi ve hânedan mensuplarından bazılarının gömülü olduğu türbeyi de (Gûr-ı Emîr) Timur yaptırmıştır. Onun inşa ettirdiği eserlerin en önemlilerinden bir diğeri Ahmed Yesevî Hankahı’dır.

Timur Tarıma ve Ticarete Çok Önem Vermiştir

Yezdî’nin kaydettiğine göre Timur ülke içinde tarıma elverişli hiçbir yerin boş kalmasına razı değildi. Bu düşünceyle ele geçirilen ülkelerden birçok aşireti başka yerlere göçürerek o zamana kadar iskân edilmemiş yerleri iskâna açmış, Horasan’da Murgab, Azerbaycan’da Beylekān olmak üzere ülkenin pek çok yerinde kanallar kazdırmıştır. Anadolu’dan göç ettirilen 30.000 çadır Kara Tatar’ın çoğunu Isık Göl dolaylarında yerleştirmiştir.

Clavijo’nun ifadesine göre, Timur başşehrini dünyanın en mükemmel şehri yapmak için ticareti daima teşvik etmiştir. Bu düşünceyle 1402’de Fransa kralına gönderdiği mektupta karşılıklı ticaretin teşvik edilmesini, tüccarlara güçlük çıkarılmamasını, zira dünyanın tüccarlar sayesinde bayındır hale geldiğini yazmıştır. 

Timur, Günlük Tutturmuş ve Seferlerini Kayıt Altına Aldırmıştır

Timur, başarılarının yazılarak şahsının ölümsüzleştirilmesini arzu ettiğinden seferleri sırasında kâtiplerine Türkçe ve Farsça günlük tutturuyordu.

Bu sebeple Nizâmeddîn-i Şâmî ve Şerefeddin Ali Yezdî’nin Ẓafernâme’leri onun hayatı için en önemli kaynaklardır.

Timur Sanatkarlara değer Vermiştir

Timur’un, ele geçirdiği ülkelerden Semerkant’a götürdüğü sanatkârlar içinde bazı mûsikişinaslar da bulunuyordu.

İbn Arabşah’ın Timur devri hânendeleri arasında saydığı Abdüllatîf Damganlı, Mahmud ve Cemâleddin Ahmed Hârizmli, Abdülkādir b. Gaybî Meragalı olup Celâyirli sarayından getirilmişti.

Bu dönemde mûsikide özellikle iki kişinin adından üstat diye söz edilir. Bunlardan biri Endicanlı Yûsuf, diğeri Abdülkādir-i Merâgī’dir.

Timurlular devri resim sanatının kaynağı Bağdat, Tebriz ve Şîraz okullarıdır.

Timur bu şehirleri ele geçirdikten sonra buralardaki sanatkârlardan bazılarını Semerkant’a götürmüş, daha sonra onlardan bir kısmı torunu Gıyâseddin Baysungur tarafından Herat’ta toplanmıştı.

İbn Arabşah, Timur devrinin en büyük nakkaşı olarak Bağdatlı Abdülhay Hâce’yi anmaktadır. 

Kaynaklar:

Nizâmeddîn-i Şâmî, Ẓafernâme (nşr. F. Tauer), Prague 1937, I;
Tâcü’s-Selmânî, Tarihnâme (trc. İsmail Aka), Ankara 1988, tür.yer.;
R. G. de Clavijo, Embassy to Tamerlane: 1403-1406 (trc. G. le Strange), London 1928, tür.yer.;
Hâfız-ı Ebrû, Zübdetü’t-tevârîh (nşr. Seyyid Kemâl Hâc Seyyid Cevâdî), Tahran 1372 hş., I-II, tür.yer.;
İbn Arabşah, ʿAcâʾibü’l-maḳdûr, Kahire 1285; Şerefeddin, Ẓafernâme (Abbâsî);
Abdürrezzâk es-Semerkandî, Matlaʿ-ı Saʿdeyn (nşr. Muhammed Şefî‘), Lahor 1946-49, I-II, tür.yer.;
Gıyâseddin Ali Yezdî, Saʿâdetnâme yâ Rûznâme-i Ġazavât-ı Hindustân (nşr. Îrec Efşâr), Tahran 1379 hş., tür.yer.

(bk. TDV İslam ansiklopedisi Timur md.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun