Yıldırım Bayezid'in intihar ettiği söylenmektedir; halbuki intihar dinimizde haram değil midir?

Tarih: 18.03.2010 - 00:00 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Yıldırım Bayezid'in vefatı ile ilgili üç rivayet bulunmaktadır:

Birincisi;
Hammer ve Gibbons gibi Garb tarihçilerinin tamamına yakını; Şükrullah, Enverî, Karamanî Mehmed Paşa, Acem Hamidî, Konyalı Mehmet bin Hacı Halil ve İdris-i Bitlisi gibi ilk dönem Osmanlı tarihçilerinin çoğu; on sene kadar Bursa ve Edirne'de oturup Çelebi Sultân Mehmed'in çocuklarına hocalık eden, padişah ve diğer Osmanlı devlet erkânı ile yakın temas halinde bulunan ve memleketine döndükten sonra Timur Tarihini yazan İbn-i Arabşah başta olmak üzere Timur devrinin bütün Vakânüvisleri, Yıldırım Bâyezid'in şiddetli sıtma, nefes darlığı ve keder dolu hayattan meydana gelen çeşitli hastalıkların bir araya gelmesinden vefat ettiğini açıkça ifade etmektedirler. Kanaatimize göre doğru olan da budur. Kaldı ki, tarihçilerin çoğu, Yıldırım gibi dindar bir Padişaha, haram olan böyle bir günahın isnad edilmesinin tamamen iftira olduğunu açıkça beyan eylemişlerdir. Osmanlı tarihinin dev isimlerinden Âli ve Hoca Sa'deddin Efendi gibi tarihçiler, mevcut rivayetleri değerlendirdikten sonra, aksi iddiaların iftira ve yalan olduğunu açıklamaktadırlar. Kanaatimize göre bu konuda son sözü Âli söylemektedir:

"Her ne kadar bazı tarihçiler Timur'un hekimlerinin zehir içirdiğini veya kendi kendisine zehir içtiğini söyleseler de, tamamen hata üzerinedirler. Doğru olan Yıldırım'ın yukarıda zikredilen hastalıklar sebebiyle vefat ettiğidir. Zira Yıldırım'a Timur her türlü iltifatı yaptığı gibi, ayrılırken de muhabbetle ayrılmışlardır."

İkincisi;
Osmanlı tarihi ile ilgili bazı kaynaklar, Timur'un Bâyezid'i serbest bırakmak niyetinde iken, onunla yaptığı bir mülakat neticesinde, bundan vazgeçip, onu Semerkand'a götürdükten sonra oradan geri göndereceğini söylediğini, bu söz üzerine ümitsizliğe düşen Osmanlı Padişahının yüzük kaşındaki zehirle intihar ettiğini iddia etmektedirler. Bu iddiayı naklettiği söylenen ilk dönem tarihçilerinden, Lütfi Paşa, Âşıkpaşa-zâde, Anonim Tevârih-i Âl-i Osman gibi müellifler ittifakla "Bâyezid Hân işitti kim, Semerkand'a gideceğin, heman maslahatın gördü" veya "Bu cevâbı işitti, gayet melûl oldu ve hem gayret etdi. Timur'un iline varmasına hemandem kendü kaydın görüb Allah Teâlâ rahmetine vâsıl oldu" ifadelerini kullanmışlardır ki, bu ifadeleri "intihar etti" diye açıklamak da doğru değildir. Kuvvetli kaynakların izahları karşısında bu ifadeler, "âhiret hazırlığını gördü, ölümünü istedi" şeklinde de yorumlanabilir.

"Yüzüğünün kaşında bulunan zehirle intihar ettiğini" nakleden ilk döneme ait tek kaynak, sadece Hadîdî Vekâyinâmesi'dir. Bir de kendi hususi kütüphanesinde bulunduğunu iddia ettiği Fuat Köprülü'ye ait bir anonim, yani yazarı belli olmayan bir Tevârih-i Âl-i Osman nüshasıdır. Neşri, Bâyezid Hân'ın "tez canlu ve gayretlü kişi" olmasından dolayı Timur'un mu'âmeleleri karşısında sıtma hastalığına tutulduğunu ve günden güne zayıfladığını belirttikten iki sayfa sonra, "bazılar eder ki..." kaydını düşerek, "düşman elinde zebûn olub memleketi eller elinde görmeden ölem yeğdür" deyüb kendü nefsini helak eyledi demektedir.

Aynî gibi bazı müellifler de, zehirletildiğini söylemektedirler. Bunlardan açıkça kendini zehirleyerek intihar ettiğini anlamak mümkün olmadığı gibi, bu tür iddiaların bir rivayetten öteye gitmediği de malumdur. Bütün bu rivayetler, Âli ve Hoca Sa'deddin gibi kaynaklar tarafından şiddetle tenkit edilmiştir.

Üçüncüsü;
Timur'un zehirlettiği şeklindeki bir iddiadır ki, bunun tarihçiler tarafından kale bile alınmadığını ifade etmekle yetiniyoruz. Bunun tam aksine Müneccimbaşı başta olmak üzere çoğu müellifler, hastalığının tedavisi için Timur'un saray tabiplerinden Celaleddin Arabî ve İzzeddin Mes'ûd eş-Şirazî'yi tayin ettiğini belirtmektedirler.

Netice olarak, Yıldırım'ın intiharı iddiası, muteber yerli veya yabancı kaynaklarda yer almamaktadır. Sadece Fuad Köprülü'nün bazı zayıf rivayetleri zorlama yorumlara tabi tutarak Cumhuriyet'in ilk yıllarında bu iddiayı gündeme getirmesinden sonra, mesele tekrar alevlenmiştir. Mükrimin Halil Yinanç ve Uzunçarşılı gibi tarihçiler, bu iddianın tamamen yanlış olduğunu delilleriyle ortaya koymuşlardır.

Kaynak:

Neşrî, Kitâb-ı Cihân-nümâ,  I/358-363; Âli, Künh'ül-Ahbâr, c. V, sn. 101-103; Ahmed Uğur neşri, sn. 172-173; Hoca Sa'deddin Efendi, Tâc'üt-Tevârih I-II, İstanbul 1279-80, c. I, sh. 217; Solakzâde, sh. 87-89; Lütfi Paşa, Tevârih-i Âl-i Osman, sh. 59-60; Müneccimbaşı, Sahâifu'l-Ahbar I-III, İstanbul 1285, c. 3, sn. 313; Nişancı Tarihi, İstanbul 1279, sn. 132; Hadidî, Tevârih-i Âl-i Osman, İstanbul 1991 (Necdet Öztürk neşri), sn. 131; Anonim, Tevârih-i Âl-i Osman, İstanbul 1992, (F. Giese neşrinden Nihad Azamat), sh. 49; Aksun, Osmanlı Tarihi, c. I, sh. 86-90; Uzunçarşılı, Osmanlı Tarihi, c. I, sh. 260-323; İsmail Belîğ-i Bursevî, Tarih-i Bursa, sh. 28-29; Köprülü, M. Fuad, "Yıldırım Bayezid'in Esareti ve İntiharı Hakkında. I. Demir Kafes Rivayeti. II. İntihar Meselesi", Belleten, c. I, sayı 2 (1937), sh. 591-603; Köprülü, M. Fuad, "Yıldırım Bayezid'in İntiharı Meselesi", Belleten, c. VII, sayı 27(1943), sh. 591-599; Yinanç, Mükrimin Halil, "Bâyezid II", İA.

Not: Bu cevap Prof. Dr. Ahmet Akgündüz ve Doç. Dr. Said Öztürk’ün Bilinmeyen Osmanlı kitabından (s, 60-61) alınmıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun