Tespih kullanmak caiz midir?

Tespih kullanmak caiz midir?
Tarih: 11.04.2020 - 09:12 | Güncelleme:

Cevap

Değerli kardeşimiz,

TESPİH KULLANMAK BİDAT MIDIR?

Kendilerine Selefi diyen kişiler tespih kullanmanın caiz olmadığını söylemekte hatta bir kısmı camilerden tespih toplamaktadır. Sözüm ona, camiden tespih toplamakla dine hizmet ediyor ve Müslümanları günahtan kurtarıyor!

Allah'ın izni ve inayetiyle, bu eserde tespih kullanmanın caiz olduğunu kati delillerle ispat edeceğiz. İlk cevabını vereceğimiz sözleri şu: Selefiler diyor ki:

— Tespih kullanmak bidattır. Her bidat da günahtır.

Selefiler, bidat kelimesinin manasını bilmiyor. Biz önce bidat kelimesinin manası hakkında konuşalım:

Bidatın kelime manası "sonradan çıkan şey" demektir. Sonradan çıkan her şeye bidat denir.Bidat ikiye ayrılır: 

1. Bidat-ı hasene yani güzel bidat. Bidat-ı hasene şudur: Dinde aslı olan, Peygamberimiz (a.s.m.) zamanında benzeri mevcut olan ve dinî kaynaklarda delili bulunan bir şeyi icat etmektir. Birazdan bunu örneklerle izah edeceğiz.

2. Bidat-ı seyyie yani çirkin bidat. Bidat-ı seyyie şudur: Dinde aslı olmayan, Peygamberimiz (a.s.m.) zamanında benzeri bulunmayan ve dinî kaynaklarda delili olmayan bir şeyi icat etmektir. Birazdan bunu da örneklerle izah edeceğiz.

Bidatı toptan reddetmek mümkün değildir. Zira zamanın değişmesiyle bazı şeyler değişebilir. Şimdi örnekler üzerinde bu meseleyi tahlil edelim:

Birinci örneğimiz: Kur'an'ın mushaf hâline getirilmesi bidattır. Zira Peygamberimiz (a.s.m.) zamanında mushaf yoktu. Kur'an ceylan derilerine ve kemiklere yazılıyor ve hafızlar tarafından ezberleniyordu. Kur'an'ın mushaf şekline getirilmesi Hazreti Ebû Bekir zamanında oldu. Eğer biz bidatın tamamına karşı olursak, Kur'an'ın mushaf hâline getirilmesine de karşı olmalıyız. Çünkü bu da bidattır. Lakin bu bidat, bidat-ı hasene kısmına dâhildir ve güzel bir bidattır.

Şimdi, "Biz bütün bidatlara karşıyız." diyen Selefilere soruyoruz: 

— Siz Kur'an'ı mushaftan okumuyor musunuz? Okuyorsunuz. İyi de bu bidattır.Peygamberimiz zamanında mushaf yoktu. O hâlde Kur'an'ı niçin mushaftan okuyorsunuz?Kur'an'ı ceylan derilerine ya da kemiklere yazsanız ya, Peygamberimiz zamanında böyleydi.Niye yazmıyorsunuz? Demek, bazı bidatlar zamanın ilcaatıdır. Bunlara bidat denmesi bidat-ı hasene olması cihetiyledir.

İkinci örneğimiz: Kur'an'ın harekeli şekilde yazılması bidattır. Peygamberimiz (a.s.m.) zamanında Kur'an yazılarında hareke yoktu. Kur'an'ın harekelenmesi Hazreti Ali zamanında yapıldı. Arap olmayanların İslam'a girmesi ve Arapça bilmedikleri için Kur'an'ı okuyamaması veya okurken manayı bozmaları sebebiyle, Hazreti Ali'nin emriyle Kur'an harekelenmiştir. 

Şimdi soruyoruz: Kur'an'ı harekelemek bidat mıdır?

Evet, bidattır çünkü sonradan çıkmıştır; Peygamberimiz zamanında hareke yoktu. Eğer biz bidatın tamamına karşı olursak, Kur'an'ın harekelenmesine de karşı olmalıyız. Çünkü bu da bidattır. Lakin bu bidat, bidat-ı hasene kısmına dâhildir ve güzel bir bidattır. 

"Biz bütün bidatlara karşıyız." diyen Selefilere yine soruyoruz: 

— Sizin okuduğunuz mushaflarda hareke var mı? Herhâlde vardır. İyi de harekeli sayfaları niçin okuyorsunuz? Bu bidattır, Peygamberimiz zamanında yoktu. Harekesiz olarak okusanız ya. Bunu da yapamazsınız, çünkü Arapçanız buna yetmez! Demek, bazı bidatlar zamanın ilcaatıdır. Bunlara bidat denmesi bidat-ı hasene olması cihetiyledir.

Üçüncü örneğimiz: Hadislerin kitap hâline getirilmesi bidattır. Bu bidat Ömer İbni Abdulaziz zamanında başlamıştır. Peygamberimiz (a.s.m.) zamanında devlet eliyle hadisler kitaplaştırılmamıştır. Evet, bazı sahabeler hadisleri şahsi olarak yazıyordu ama bunlar kitaplaştırılmamıştı. Hatta birçok sahabe hadislerin yazılmasına karşı çıkıyordu.

Şimdi Selefilere diyoruz ki: 

— Ey Selefiler, buna da karşı olsanız ya! Hepinizin evinde hadis kitapları var. Bu bidatıevinize niçin sokuyorsunuz? Gördünüz mü, eğer bidat-ı haseneyi inkâr ederseniz, hadis kitaplarını bile yok etmek zorunda kalırsınız? Hadisleri kitap hâlinde basmak bidattır ancak bu bidat, bidat-ı seyyie yani kötü bidat değildir. Buna bidat-ı hasene yani güzel bidat denir.

Dördünü örneğimiz: Teravih namazının cemaatle kılınması bidattır. Bu bidat Hazreti Ömer zamanında uygulanmaya başlanmış ve Hazreti Ömer bunun hakkında, "Bu ne güzel bidattır!" demiştir.

Şimdi Selefilere yine soruyoruz: 

— Siz teravih namazını cemaatle kılmıyor musunuz? Elbette kılıyorsunuz. Peki, bu namazı cemaatle kıldığınız hâlde nasıl oluyor da "Biz her bidata karşıyız." diyebiliyorsunuz? Bidat-ı haseneye karşı olmak ne mümkündür ne de aklın kârıdır.

Beşinci örneğimiz: Minare yapmak bidattır. Çünkü Peygamberimiz (a.s.m.) zamanında minare yoktu. Sadece ezanın yüksek bir yere çıkılarak okunması vardı. Yani işin aslı vardıama kendisi yoktu. Minare Peygamberimizden sonra icat edilmesi yönüyle bidattır ve bidat-ı hasene kısmına dâhildir. 

Şimdi Selefilere yine soruyoruz: 

— Siz memlekete hâkim olsanız bütün minareleri yıkacak mısınız? Tek bir minare bile bırakmayacak mısınız? "Yok, biz minareleri yıkmayız." diyorsanız, o zaman sizin tarifinize göre, siz bidatçı oldunuz. Bir çıkmazın içinde olduğunuzu hâlâ fark etmiyor musunuz? 

Altıncı örneğimiz: Camilerde kullanılan mikrofon bidattır. Peygamberimiz (a.s.m.) zamanında mikrofon yoktu. Sonradan ortaya çıkmıştır ve sonradan ortaya çıkan her şeye bidat denir. Eğer birisi, "Ben bidatın her çeşidine karşıyım." derse, camide mikrofon kullanmamalı. Peki,Kâbe dâhil her yerde kullanılıyor mu? Evet, kullanılıyor. Demek, bidat-ı haseneye karşı çıkmak mümkün değildir. Efendimiz (a.s.m.) zamanında müezzinler mikrofon vazifesini görürken, zamanın değişmesiyle müezzinler vazifelerini mikrofona bırakmıştır. Bunda garipsenecek ve inkâr edilecek hiçbir şey yoktur.

Bidat-ı haseneye dair altı örnek verdik. Herhâlde bidat-ı hasenenin ne olduğu bu örneklerleanlaşılmıştır. Şimdi, bidat-ı seyyieye için de birkaç örnek verelim. Mesela:

– Ağaçlara çaput bağlamak bidat-ı seyyiedir ve günahtır. Çünkü dinin aslında bunun bir yeri yoktur. 

– Kabirlerde mum yakmak bidat-ı seyyiedir ve günahtır. 

– İbadethanelerde saz çalıp oynamak bidat-ı seyyiedir ve günahtır.

Örnekleri siz çoğaltabilirsiniz.

İmam Rabbânî Hazretlerinin: "Bütün bidatlar kötüdür." sözünün manası, "Bidat-ı seyyienin hepsi kötüdür." manasındadır. "Bidatın güzeli vardır." demek de "Bidat-ı hasene cihetiyle güzeli vardır." demektir.

Bu izahlardan sonra, şimdi gelelim meselemize:

Selefiler diyor ki: Tespih kullanmak bidattır. Her bidat da günahtır.

Onların bu sözüne karşı cevap olarak deriz ki:

Tespih kullanmanın bidat olması bidat-ı hasene olması cihetiyledir. Bidat-ı seyyie manasında değildir. Tespihin aslı Peygamberimiz zamanında mevcuttu ve bazı sahabeler hurma çekirdeğive taşlarla tespihlerini sayıyordu. Ancak şu anda bizim kullandığımız imameli tespihler yoktu. Bu tespihler sonradan icat edildiği için lügat manası cihetiyle "bidattır" denilir. Ancak aslının şeriatta olması cihetiyle bidat-ı hasenedir, bidat-ı seyyie değildir.

"Biz hiçbir bidatı kabul etmiyoruz." diyenlere de cevabımız şudur: 

O zaman Kur'an mushaflarını yok edin. Camilerden tespihle birlikte mushafları da toplayın. Çünkü Kur'an'ın kitap hâline getirilmesi bidattır. Sonra minareleri yıkın. Teravih namazını kimseye cemaatle kıldırmayın. Hadis kitaplarını yakın. Camilerden mikrofonları kaldırın.

İş bunlarla da bitmiyor. Masada yemek yemek bidattır. Yemek masalarını yok edin. Yakalı gömlek giymek bidattır. Gömlekleri yok edin. Koltukta oturmak bidattır. Koltukları imha edin. Başı açık gezmek bidattır. Sokakta herkese bir takke takın.

Daha saymakla bitiremeyeceğimiz kadar bidat var. Lakin bunların hiçbiri haram olan bidat değildir. Bunlara bidat denmesi lügat manası cihetiyledir. Haram olan bidatlar, bidat-ı seyyie kısmına giren bidatlardır. Yani dinde aslı olmayan, Peygamberimiz (a.s.m.) zamanında benzeri bulunmayan ve dinî kaynaklarda delili olmayan bir şeyi icat etmektir.

Meselemiz olan tespih kullanmaya gelince, bunun aslı Peygamberimiz zamanında mevcuttu. Bu meselenin delillerini üçüncü dersimizde kaynaklarıyla vereceğiz. Bu dersimizde bidat kelimesinin manası üzerinde durduk ve neyin bidat olup olmadığını konuştuk.

İBNİ MESUD HAZRETLERİ TESPİHE KARŞI MIYDI?

Bu dersimizde Selefilerin şu sözüne cevap vereceğiz. Onlar diyor ki: 

— İbni Mesud Hazretleri tespih kullanmayı caiz görmemiş ve buna karşı çıkmıştır. Bununla ilgili de şu hadiseyi naklediyorlar:

Ömer b. Yahya, dedesinden şöyle nakletmiştir: Sabah namazından önce Abdullah İbniMesud'un kapısında oturuyorduk. Evinden çıkınca beraber mescide yürüyecektik. Ebû Musa el-Eş'ârî yanımıza geldi. "Abdullah daha dışarı çıkmadı mı?" diye sordu. "Hayır." dedik. O da bizimle beraber beklemeye başladı. Derken İbni Mesud evinden çıktı. Hepimiz kalkıp etrafını sardık. Ebû Musa ona: "Ey Abdullah! Az önce mescitte garibime giden, beni korkutan bir işgördüm. Yemin olsun ki şüphesiz o kesinlikle hayırlı bir iştir!" dedi.

İbni Mesud: "Neydi o iş?" diye sordu. Ebû Musa: "Beklersen sen de görürsün." dedi ve sonra şöyle anlattı:

Mescitte halka hâlinde oturmuş topluluklar gördüm. Her halkanın başında bir adam, elinde çakıl taşları olduğu hâlde komut veriyordu. "Yüz defa tekbir!" diyordu. Topluluk bu komutu aldıktan sonra yüz defa tekbir getiriyordu. Sonra aynı adam, "Yüz defa lâ ilâhe illallah!" diyordu. Topluluk bunu söylüyordu. Sonra yine aynı adam, "Yüz defa Sübhanallah deyin!" diyordu. Ve topluluk yine buna uyuyor ve yüz defa Sübhanallah diyordu.

Abdullah İbni Mesud: "Sen onlara hiçbir şey söylemedin mi?" diye sordu. Ebû Musa: "Hayır, hiçbir şey söylemedim ve senin görüşünü almak istedim." dedi. İbni Mesud: "Sen onlara, 'Siz bu çakıl taşlarıyla günahlarınızı sayın. Ben de size bu işin hayrınızı eksiltmeyeceğine garanti vereyim.' diyemedin mi?" dedi.

Sonra İbni Mesud mescide yürüdü. Biz de birlikte gittik. Mescide gelince, bu halkalardan birine rastladı. Tepelerine dikildi. "Nedir sizin bu yaptığınız iş?" dedi. Onlar: "Ey Abdullah, bunlar çakıl taşlarıdır. Biz bunlarla tekbir, tehlil ve tespihlerimizi sayıyoruz." dediler.

İbni Mesud onlara şöyle dedi: Siz o taşlarla günahlarınızı sayın. Ben de size hayrınızıneksiltilmeyeceğine dair garanti vereyim. Ey Muhammed'in ümmeti, helakiniz ne kadar da hızla yaklaşıyor! Hem de sizin aranızda bu kadar sahabe varken, Resulullah'ın kefeni henüz nemlenmemişken, yemek tabağı henüz kırılmamışken... (İmam Dârimî, es-Sünen, I, 79-80, No: 204)

Selefiler bu hadiseyi gösterip diyorlar ki: 

— İbni Mesud zikrin taşlarla sayılmasına karşıydı. Tespih de taşlarla saymak gibidir. Bu durumda bunun da caiz olmaması gerekir.

Onların bu sözlerine cevaben deriz ki: 

Hadisin metninde geçen, Ebû Musa el-Eş'ârî'nin “Beni korkutan bir iş gördüm.” sözü sadece Taberânî'nin rivayetinde geçmekte olup Buhârî, Ahmed İbni Hanbel ve Yahya'nın zayıf gördükleri bir sözdür. Bu âlimler hadisi, Ebû Musa'nın “Hayırdan başka bir şey görmedim.”sözüyle nakletmişlerdir. Zaten hadisin devamında Ebû Musa'nın “Yemin olsun ki şüphesiz okesinlikle hayırlı bir iştir!” demesi, Ebû Musa'nın bu işi korkulacak bir şey görmediğine ve bu işi hayırlı gördüğüne delildir. Demek, Ebû Musa, İbni Mesud'a muhalefet etmekte ve bu işi hayırlı bir iş görmektedir.

İkinci olarak deriz ki: Âlimlerin ekserisi bu hadisi zayıf kabul etmiştir. Mesela: 

– İbni Hacer Hazretleri hadisi zayıf kabul eder. (İbni Hacer, Lisânü'l-Mîzan, IV, 378, No:1128)

– Hadis hafızı ve tenkitçisi İbni Adî Hazretleri hadisi zayıf kabul eder. (el-Kâmil fi'z-Zuafâ, V, 122, No: 1287)

– İmam Heysemî hadisi zayıf kabul eder. (Mecmu'z-Zevâid, Babu'l-Umma ala's-Sadaka bölümü)

– İbnu'l Cevzi: "Hadis zayıftır." der. (ez-Zuafâ ve'I-Metrukin, II, 233, No: 2601)

– İbni Main Hazretleri hadisin ravisi Amr hakkında şöyle der: Onun rivayetleri değersizdir.(ez-Zuafâ ve'l-Metrukin, Sf. 212, No: 3229)

– İmam Zehebi ravi hakkında şöyle der: O en zayıflar arasında yer alan, itibar görmeyen birisidir. (Mîzanü'l-İtidal, III, 293)

– İbni Karraş Hazretleri de ravi hakkında şöyle der: O kabul görmeyen birisidir. (el-Muğni)

Daha bunlar gibi, hadisin zayıf olduğuna dair birçok görüş nakledebiliriz. Hadi hepsini bir kenara koyalım ve bu hadisi sahih kabul edelim. Hatta İbni Mesud'un başka yerlerde yine bu işe karşı çıktığına dair nakiller yapalım ve sonunda İbni Mesud'un bu işe karşı olduğunu ispatedelim.

İyi de iş bununla bitti mi? Tahlilini yaptığımız hadiste, Ebû Musa el-Eş'ârî tespihi taşlarla saymayı güzel görüyor. Bunun hakkında, "Yemin olsun ki kesinlikle hayırlı bir iştir!" diyor.

— İbni Mesud Hazretleri âlim de Ebû Musa el-Eş'ârî âlim değil mi? Sahabenin büyüklerinden değil mi? Niçin onun görüşünü tercih edemiyoruz? Buna engel olan şey nedir? 

Sahabeler kendi aralarında ihtilaf edebilir. Bizim yapacağımız şey sahabelerin cumhuruna yani çoğunluğun kabul ettiği görüşe uymaktır. Her zaman şaz görüşler olabilir. Hatta bu şaz görüşler bazen en büyük zatlardan da çıkabilir.

Mesela Hazreti Ebû Bekir Kur'an'ın mushaf hâline getirilmesine karşı çıkmıştı. Şimdi, Hazreti Ebû Bekir buna karşı çıktı diye Kur'an kitap hâline getirilmedi mi? Getirildi. Bakın, sahabenin çoğunluğunun sözü Hazreti Ebû Bekir'in sözüne tercih edildi.

Başka bir örnek vereyim: 

Fıkıhta "kenz" meselesi vardır. Kenz haramdır. Kenzin ne olduğu hususunda Hazreti Ali der ki:

— Dört bin dirhemden fazla mal kenzdir. Kişinin dört bin dirhemden daha fazla malı olamaz. Dört bin dirhemden fazlasını sadaka vermek zorundadır.

Hazreti Ali böyle derken, sahabenin ve müçtehidlerin çoğunluğu kenzi "zekâtı verilmeyen mal" olarak kabul etmiş ve şöyle demiştir: 

— Zekâtı verilen mal ne kadar çok olursa olsun kenz değildir.

Kenz konusunda Hazreti Ali gibi, "ilmin kapısı" unvanına sahip bir zatın sözü kabul edilmeyip diğerlerinin sözü kabul edilmiştir. Eğer Hazreti Ali'nin sözüyle amel edilseydi, kimsenin dört bin dirhemden fazla malı olamazdı.

Demek, sahabelerin de bazı meselelerde kendi içlerinde ihtilafları var. Bunun onlarca misalini gösterebiliriz. Sözü uzatmamak için iki örnekle yetiniyoruz.

Meselemiz olan tespih kullanmakta da sahabenin ekserisinin sözü ve uygulaması İbniMesud’un sözüne tercih edilir.

Bu makamda Selefilere şunu soruyoruz: 

Ey Selefiler! Hadi delil gösterdiğiniz hadisin zayıflığını bir kenara koyduk ve sahih kabul ettik diyelim. Siz bu konuda İbni Mesud'dan başka bu işe karşı çıkan bir sahabe gösterebilir misiniz? Hayır, göstermezsiniz. Hâlbuki biz birçok sahabenin tespih çekerken taş kullandığını size ispat edebiliriz ve bundan sonraki dersimizde kaynaklarıyla ispat edeceğiz. O dersin sonunda söyleyeceğimiz sözü burada da söyleyelim ve dersi bu sözle bitirelim:

İbni Mesud Hazretleri zikir ve tespihi taş ve benzeri şeylerle saymayı caiz görmese de diğer sahabeler bunu caiz görmüş ve uygulamıştır. Peygamberimiz (a.s.m.) da onların bu uygulamasına karşı çıkmamıştır. Sahabelerin uygulaması ve Peygamberimizin karşı çıkmaması ispat eder ki zikir ve tespihi taş ve çekirdekle saymak caizdir. Bunlarla saymak caizse, tespihle saymak da caiz olmalıdır. Zira tespih işlevsel olarak onlardan farklı bir şey değildir.

SAHABELER TESPİH VEYA BENZERİ ŞEYLER KULLANMIŞ MIDIR?

Bu dersimizde Selefilerin şu sözüne cevap vereceğiz. Onlar diyor ki:

— Sahabeler tespih kullanmamıştır. Onlar tespih çekerken sadece parmaklarını kullanmıştır. Bu da ispat eder ki zikir esnasında tespih kullanmak caiz olmayan bir uygulamadır.

İşte onlar böyle diyor. Biz de onlara diyoruz ki:

— Allah'tan korkun! Hadisleri araştırmayı bilmeyenleri bu sözlerle kolayca aldatıyorsunuz. Peki, şimdi size nakledeceğimiz 10 hadisi neyle izah edeceksiniz?

Birinci hadisimiz İmam Tirmizî, Hakîm ve İmam Taberânî'nin, Hazreti Safiyye Validemizden rivayet ettikleri şu hadistir: Hazreti Safiyye diyor ki:

Resulullah (a.s.m.) yanıma girdi. Önümde tespih çekmekte olduğum dört bin hurma çekirdeği vardı. Peygamberimiz (a.s.m.): "Nedir bunlar ey Huyey'in kızı?" dedi. Ben: "Onlarla tespih ediyorum." dedim. Peygamberimiz (a.s.m.): "Senin başında dikildiğimden beri bunlardan daha çok tespih ettim." dedi. Ben: "Onu bana da öğret, ey Allah'ın Resulü!" dedim. Peygamberimiz (a.s.m.):  سُبْحَانَ اللَّهِ عَدَدَ مَا خَلَقَ مِنْ شَيْئ "Allah'ı yarattığı şeyler adedince tespih ederim." buyurdu. (Tirmizî, 3563; Hakîm, I, 547; Taberânî, I, 494-495)

Bu hadiste Hazreti Safiyye Validemiz hurma çekirdekleriyle tespih çekiyor; Peygamberimiz (a.s.m.) ise onu yasaklamıyor. Ona külli ve büyük sayılarla tespih çekmesini nasihat ediyor.

Şimdi sorumuz şu:

— Tespihi hurma çekirdekleriyle saymak caiz olmasaydı Hazreti Safiyye sayar mıydı?

Hadi bilmeden saydı diyelim.

— Bu durumda, Peygamberimiz (a.s.m.) onu gördüğünde bu işi ona yasaklamaz mıydı? Bir harama karşı Peygamberimizin sükût etmesi ve onu menetmemesi mümkün müdür?

Eğer menetmemişse, bu caizdir demektir. Burada menetmemiştir. Demek, tespihi hurma çekirdekleriyle saymak caizdir.

— Peki, hurma çekirdekleriyle saymak caizse, tespih taşlarıyla saymak neden caiz olmasın?

Elbette bu da caizdir. Şimdi Selefilere diyoruz ki:

— Hani sahabelerden hiç kimse tespihi taş ve çekirdekle saymamıştı? Hazreti Safiyye'yi sahabeden saymıyor musunuz? Hem hani bu hususta Peygamberimizin hiçbir sünneti yoktu? Peygamberimizin karşı çıkmaması takriri sünnet değil midir?

Bilmeyenler için, takriri sünnet, Peygamberiz (a.s.m.)'ın sahabelerde görüp de mâni olmadığı şeylerdir. Tespih çekerken çekirdek ve benzeri şeyler kullanmak bu çeşit bir sünnettir.

Bu konudaki ikinci hadisimizi Ebû Dâvûd, Tirmizî, Nesâî, İbni Mâce, İbni Hibban ve Hakîm, Sa'd b. Ebî Vakkas Hazretlerinden nakletmiştir. Bu rivayeti İmam Tirmizî hasen, Hakîm ise sahih kabul etmiştir. Hadis-i şerif şöyledir:

Sa'd b. Ebî Vakkas ve Peygamberimiz (a.s.m.) bir kadının yanına girdiler. Kadının önünde hurma çekirdekleri veya küçük taşlar vardı. Kadın bunlarla tespih çekiyordu. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.m.): "Bundan daha kolay olanı haber vereyim mi?" buyurdu... (Ebû Dâvûd, 1500; Tirmizî, 3577; Nesâî, 1355; İbni Hibban, 837; Hakîm, I, 548)

Hadisin devamını sözü uzatmamak için nakletmiyorum. Biz meselemize bakan kısma odaklanalım. Peygamberimiz (a.s.m.) bir kadını taşlarla tespih çekerken görüyor ve onu bundan menetmiyor. Bir önceki hadiste yaptığımız tahlil aynen bu hadis için de geçerlidir. Sözü uzatamamak için tekrar etmiyorum.

Bu konudaki üçüncü hadisimizi İmam Buhârî, Begavî, İbni Asakir ve daha başkaları rivayet etmiştir. Peygamberimiz (a.s.m.)'ın azatlı kölesi olan Ebû Safiyye'nin önüne bir yaygı konulur ve içinde taşlar bulunan bir sepet getirilirdi. Onunla günün yarısına kadar tespih çekerdi. Sonra sepet kaldırılırdı. Birinciyi kılınca o sepet tekrar getirilir; onunla akşama kadar tespih ederdi. (Buhârî, et-Târihu'l-Kebir; Begavî, Mu'cemu's-Sahabe; İbni Asakir, Tarih)

Aslında her hadis üzerinde bir tahlil yapmak istiyorum. Ancak böyle yaparsam ders çok uzayacak. Dersi uzatmamak için sahabe uygulamalarını tahlilsiz nakledip sonra hepsi üzerinde tek bir tahlil yapalım.

Bu konudaki dördüncü hadisimiz şudur: Ahmed İbni Hanbel, Yunus b. Ubeyd'den, annesinin şöyle dediğini naklediyor: Ebû Safiyye ki o, Resulullah'ın ashabındandı ve komşumuz idi. Küçük taşlarla tespih çekerdi. (Ebû Nuaym, Mu'cemu's-Sahabe, V, 2398)

Beşinci hadisimiz İbni Ebî Şeybe'nin Sa'd b. Ebî Vakkas'ın kölesi Hakim İbni’d-Deylemi'den rivayet ettiği şu hadistir: Sa'd b. Ebî Vakkas taşlarla veya hurma çekirdekleriyle tespih çekerdi. (İbni Ebî Şeybe, 7741)

Altıncı hadisimiz İbni Sa'd Hazretlerinin Hazreti Fatıma hakkındaki şu rivayetidir: Fatıma düğüm atılmış bir iple tespih çekerdi. (İbni Sa'd, VIII, 468, Dâru Türâsi'l-Arabî, 1417)

Yedinci hadisimiz Nuaym b. Muhriz'in şu rivayetidir: Ebû Hureyre'nin iki bin düğümlü bir ipi vardı. Onunla tespih çekmedikçe uyumazdı. (Ebû Nuaym, Hilyetü'l-Evliya, I, 468)

Sekizinci hadisimiz Ahmed İbni Hanbel'in şu rivayetidir: Ebû'd-Derda'nın bir kese içinde, Acve hurması çekirdeklerinden hurma çekirdekleri vardı. Sabah namazını kılınca onları teker teker çıkarıp onlarla tespih çekerdi. (Ahmed İbni Hanbel, ez-Zühd, 175)

Dokuzuncu hadisimiz İbni Ebî Şeybe'nin Ebû Said-el Hudrî'den naklettiği şu hadistir: Ebû Said-el Hudrî taşlarla tespih çekerdi. (İbni Ebî Şeybe, Musannaf, 7742)

Onuncu hadisimiz de şu: İbni Ebî Şeybe, Hazreti Zâzân'ın şöyle dediğini naklediyor: Ümmü Ya'fur'dan tespihlerini aldım. Ali'ye vardığımda Ümmü Ya'fur: "Tespihlerimi geri ver." dedi. (İbni Ebî Şeybe, 7744)

Kardeşlerim, inanın bu konuda 10 değil, 50 hadis nakledebiliriz. Hepsini nakletsek ders çok uzayacak. Bu sebeple 10 taneyle yetiniyoruz.

Bu nakillerden sonra, şimdi Selefilere diyoruz ki:

— Ey Selefiler! Hani tespih kullanma hakkında tek bir sahabe uygulaması yoktu?

— Peygamberimizin eşi Hazreti Safiyye sahabe değil mi? Kızı Hazreti Fatıma sahabe değil mi? Sa'd İbni Vakkas sahabe değil mi? Ebû Hüreyre sahabe değil mi? Ebû Said-el Hudrî sahabe değil mi? Ve diğerleri sahabe değil mi?

— Hem hani Peygamberimiz (a.s.m.)'ın bu konuda hiçbir sünneti yoktu. Efendimiz (a.s.m.)'ın taş veya hurma çekirdekleriyle tespih çekenleri görmesi ve bu hadise karşısında sükût etmesi takriri sünnet değil midir?

Hadi bütün bu naklettiğimiz hadisleri bir kenara koyalım. Şimdi size başka bir şey söyleyeceğim:

Sizin itikattaki imamınız İbni Teymiye. Biz İbni Teymiye'yi kabul etmiyoruz. Onlarca hatasının olduğunu söylüyoruz. Ancak siz onu öve öve bitiremiyorsunuz. Peki, bu konuda İbni Teymiye'ye niçin uymuyorsunuz? Bakın, İbni Teymiye Mecmûu'l-Fetâvâ eserinde şöyle diyor:

— Zikrin parmaklarla sayılması sünnettir. Zikrin küçük taşlarla, meyve taneleriyle ve benzeri şeylerle sayılmasına gelince, bu güzel bir iştir. Sahabelerden böyle edenler vardı. Nebi (a.s.m.) müminlerin annesini küçük taşlarla zikrederken gördü ve buna itiraz etmedi. Ebû Hüreyre'nin de bunlarla zikrettiği rivayet edilmiştir. Boncuk ve benzerlerinin uygun dizilmiş şekliyle -yani tespihle- zikre gelince, insanlardan bunu hoş görenler ve hoş görmeyenler vardır. Niyet iyi olunca, bu amel mekruh olmayan bir amel olur. (Mecmûu'l-Fetâvâ, 22/506)

İşte imamınız İbni Teymiye böyle diyor. İmamınızın sözünü niçin dinlemiyorsunuz? İşinize gelince "Büyük İmam" diyorsunuz; iş sözünü dinlemeye gelince kulağınızı tıkıyorsunuz. Allah size hidayet etsin!

VASITANIN HÜKMÜ MAKSADIN HÜKMÜNE GÖREDİR

Bu dersimizde, tespih kullanmayı caiz görmeyen Selefilere farklı bir delil sunacağız. Delilimiz şu kaidedir: Vasıtanın hükmü maksadın hükmüne göredir. 

Şimdi örneklerle bu kaideyi pekiştirelim:

Hacca gitmek bir ibadettir. Bu ibadetin vasıtası Efendimiz (a.s.m.) zamanında deve idi. İnsanlar deveye biner, hacca bu şekilde giderdi. Sonra vasıta değişti, araba ve tren oldu. İnsanlar hacca arabayla ve trenle gitti. Sonra vasıta yine değişti ve uçak oldu. İnsanlar hacca uçakla gitmeye başladı.

Burada asıl olan, hacca gitmektir. Neyle gidildiğinin bir önemi yoktur. Deveyle gidilebileceği gibi, uçakla da gidilebilir. Vasıtanın değişmesi bidat değildir. Bu, hayatın doğal akışının zorunlu bir neticesidir. Bidat haccın farzını, vacibini ve sünnetini değiştirmektir. Yani ibadetin aslında değişiklik yapmaktır. Aslında değişiklik yapılmadıktan sonra neyle gidildiğinin bir önemi yoktur.

İkinci misalimiz şu: Efendimiz (a.s.m.) zamanında Kur'an ceylan derilerine, kemiklere ve benzeri şeyler üzerine yazılıyordu. İnsanlar da Kur'an'ı bu şeyler üzerinden okuyordu. Zaman geçti, Kur'an mushaf hâline getirildi ve sayfalara yazıldı. İnsanlar Kur'an'ı sayfadan okumaya başladı. Şimdi ise insanlar Kur'an'ı akıllı cep telefonlarındaki ekranda, bir yazılımla okuyor.

Burada asıl olan, Kur'an okumaktır. Neye yazıldığının ve neyin üzerinde okunduğunun bir önemi yoktur. Ceylan derisinin üzerinde okunabildiği gibi, sayfada da okunabilir, cep telefonunun ekranında da okunabilir. Belki yarın hologram çıkacak; Kur'an ayetlerini havada görüp bu şekilde okuyacağız.

Vasıtanın değişmesi bidat değildir. Bu, hayatın doğal akışının zorunlu bir neticesidir. Bidat Kur'an'ı okurken tecvit kaidelerine uymamak, harflerin mahreçlerini manayı değiştirecek şekilde bozmak ve bunlar gibi şeylerdir. Yani Kur'an okumanın aslında değişiklik yapmaktır. Aslında değişiklik yapılmadıktan sonra neyin üzerinde okunduğunun bir önemi yoktur.

Üçüncü misalimiz şu: Peygamberimiz (a.s.m.) zamanında kalabalık bir cemaatle namaz kılarken veya vaaz ederken, arkadakilerin sesi duyabilmesi için müezzinler kullanılırdı. İmamsesini müezzine işittirir, müezzin başka bir müezzine, o başkasına, o başkasına derken, ihtiyaca göre birçok müezzin olurdu. Zaman ilerledi, teknoloji gelişti ve ses şiddetini yükselten araçlar keşfedildi. Bu keşiften sonra müezzin yerine mikrofon ve anfi gibi cihazlarkullanıldı. 

Burada asıl olan, arkadaki kişiye sesi ulaştırmaktır. Neyle ulaştırıldığının bir önemi yoktur. Müezzinle ulaştırılabileceği gibi, anfiyle de ulaştırılabilir. Vasıtanın değişmesi bidat değildir. Bu, zamanın değişmesinin zorunlu bir neticesidir. Bidat namazın farzını, vacibini, sünnetini ve müstehabını değiştirmektir. Yani ibadetin aslında değişiklik yapmaktır.

Bu üç misalle yetinelim ve şimdi, konumuz olan tespih kullanma üzerine aynı tahlili yapalım:

Mesele "Allah" demektir. Elhamdülillah, Sübhanallah, Allahu Ekber demektir ve emsaliyle Allah'ı zikir ve tespih etmektir. Peygamberimiz (a.s.m.) zamanında kimisi tespihi parmaklarıyla sayıyordu. Kimisi -bundan önceki derste ispat ettiğimiz üzere- taşlarla veya hurma çekirdekleriyle sayıyordu. Burada parmak da taş da hurma çekirdeği de asıl değildir. Asıl olan, Allah'ı zikir ve tespih etmektir. Parmak, taş ve hurma çekirdeği sadece sayıyı sayabilmek için bir vasıtadır. Tespih de bunlar gibi, sadece bir vasıtadır. Kendisini kullanmak bizatihi ibadet değildir. Bir insan eline tespih alıp akşama kadar sallasa ibadet etmiş olmaz. Tespih sadece sayıyla tespih çekenlerin, sayılarını kolayca sayabilmeleri için bir vasıtadır. Vasıtanın hükmü maksada göredir. Maksat zikir ve tespih olunca, vasıtanın hükmü zikir ve tespihin hükmü gibi olur. Maksat zikir değil de küfür olsaydı, vasıtanın hükmü de ona göre olurdu.

Yani ne tespih kullanmak ne de parmaklara dokunmak bizatihi ibadet değildir. İbadet Allah'ı zikretmektir. Diğerleri ise sayıyı tespit için bir vasıtadır. Vasıtanın değişmesi bidat değildir. Bunun üç örneğini az önce verdik. Bidat ibadetin değiştirilmesidir. Mesela namazdan sonra 33'er defa Sübhanallah, Elhamdülillah ve Allahu Ekber demek sünnettir. Eğer bu lafızları başkasıyla değiştirip, bunlar yerine başka zikirler konulursa, işte bu bidattır ve çirkindir. Lafızları değiştirmedikten sonra ister parmakla say, ister taşla say, isterse tespihle say, bundabir beis yoktur. Bununla birlikte, parmaklarla saymanın özel bir fazileti de vardır. Bunun sebebini bir sonraki derste izah edeceğiz.

PARMAKLA TESPİH ÇEKMEK DAHA MI FAZİLETLİDİR?

Malumunuz Selefiler tespih kullanmayı caiz görmüyorlar. Bizler önceki derslerimizde tespih kullanmanın caiz olduğunu kati delillerle ispat ettik. Bu dersimizde şu sorunun cevabını vereceğiz: 

— Parmakla mı tespih çekmek daha faziletlidir yoksa tespih kullanmak mı?

Tespih çekerken parmakları kullanmak daha faziletlidir. Çünkü bu hususta Peygamberimiz (a.s.m.)'ın tavsiyesi vardır. Mesela bir hadislerinde sahabe kadınlarına şöyle buyurmuştur:

عَلَيْكُنَّ بِالتَّسْبِيحِ وَالتَّهْلِيلِ وَالتَّقْدِيسِ وَاعْقِدْنَ بِالأَنَامِلِ فَإِنَّهُنَّ مَسْؤُولاَتٌمُسْتنْطَقاتٌ وَلاَ تغْفُلْنَ فتنْسَيْنَ الرَّحْمَةَ

— Tesbihe (yani Sübhanallah demeye), tehlile (yani Lâ ilâhe illallah demeye) ve takdise (yani Sübhane'l-meliki'l-kuddus gibi takdis kelimelerini söylemeye) sarılın. (Onları) parmak uçlarınızla sayın. Çünkü onlar, kendilerine sorulacak ve konuşmaları istenecek olanlardır.Gafil olmayın, rahmeti unutursunuz. (Ebû Dâvûd, 1501; Tirmizî, 3583)

Uzuvların konuşması meselesi ayetlerde de geçmektedir. Mesela Yasin suresi 65. ayette şöyle buyrulur:

اَلْيوْمَ نَخْتِمُ عَلَى أَفوَاهِهِمْ وَتُكَلِّمُنَا أَيْدِيهِمْ وَتَشْهَدُ أَرْجُلُهُمْ بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ

Biz o gün onların ağızlarını mühürleriz. Bizimle elleri konuşur ve ayakları işledikleri şeylere şahitlik yapar. (Yasin 65)

Gördüğünüz gibi, o gün insanın uzuvları şahitlik yapacak ve işledikleri amelleri söyleyecek. İşte bu sebeple, parmakla tespih çekmek daha faziletlidir. Sayıyı parmakla sayabilen, parmakla çekmeyi tercih etmelidir. Parmakla sayamıyorsa ya da çok fazla çekeceğinden dolayı karıştıracaksa, bu kişinin tespih kullanmasında hiçbir beis yoktur.

Meseleyi böyle izah ettiğimizde ne bir ihtilaf kalır ne bir zorluk. Herkes gücünün yettiğini yapar. Eğer Selefiler gibi yapıp tespihe "mutlak haramdır" dersek, o zaman teklif-i mâ lâ yutak -yani kişinin gücünün yetmediği şeyi ona yüklemek- olur. Parmakla tespih çekilmesini nasihat etmek farklıdır, "Tespih kullanmak haramdır." demek farklıdır. İşte Selefiler bu farkı bilmiyor. Bilmedikleri için de sadece ihtilaf çıkarıp Müslümanların arasına fitne sokuyorlar.

Ne diyelim, Allah onlara hidayet etsin! Bize de itikadımızın delillerini öğrenme hususunda gayret versin!

TESPİHE KARŞI ÇIKAN SELEFİLERE ŞU SORUYU SORUN!

Malumunuz Selefiler tespih kullanmayı caiz görmüyorlar. Bizler önceki derslerimizde tespih kullanmanın caiz olduğunu kati delillerle ispat ettik. Bu dersimizde Selefilere şunu sormak istiyoruz:

Allahu Teâlâ Kur'an'da اُذْكُرُ اللَّهَ ذِكْرًا كَثِيرًا  “Allah'ı çokça zikredin.” buyurmuş. Biz Kur'an'ın bu emrine uymak ve Allah'ı çokça zikretmek istiyoruz. Bunun için de her gün bin defa Allah demeyi kendimize vird yapmak istiyoruz. Sorumuz şu: 

— Bu bin sayısını nasıl sayacağız? Bunu parmakla saymak mümkün değildir. Hele beş bin defa, on bin defa zikretmek istesek, bunu asla sayamayız. Bu durumda biz ne yapmalıyız? 

Selefilere bu soruyu sorun. Bir Selefinin size vereceği cevap şudur: 

— Sayıyı 100'den fazla yapma. 100'den fazla tespih çekmek sünnette yoktur.

Yahu bu nasıl cevap! Ben şimdi 1.000 defa Allah diyemeyecek miyim? Allah'ı çokça zikretmenin bir günahı mı var? 

Günahı olmasa da Selefilere göre, 100'den fazla diyemezsiniz. Çünkü 100'den fazlasını saymak için tespihe ihtiyaç var. Sırf tespihe karşı oldukları için 100'den fazla zikre de karşılar. İnsanları Allah'ı çokça zikretmeye davet edeceklerine tespihe olan düşmanlıklarından, "100defa Allah desen yeter." diyorlar. 1.000 defa, 5.000 defa Allah demeyi vird yapmanın önüne geçiyorlar. İnsanları zikirden menedip bununla da sevap kazandıklarını zannediyorlar.

Hatta şimdi size öyle bir şey söyleyeceğim ki inanamayacaksınız. Ama ben eser ismini ve sayfasını verip naklediyorum, şüphesi olan kontrol etsin. Selefilerin imamı olan İbni TeymiyeUbudiyet isimli eserinde şöyle diyor: 

— Allah Allah diye zikretmek sünnetten çok uzak, bidatın en içinde ve şeytanın saptırmasına en yakın olandır. (İbni Teymiye, Ubudiyet, Sf. 110-112)

İşittiniz mi? İbni Teymiye'ye göre, Allah Allah demek bidatmış ve şeytanın saptırmasıymış!Keşke şeytan beni böyle saptırsa, her daim Allah Allah dedirtse, Allah zikrinden kalbimi ve dilimi gafil eylemese! Böyle sapmaya can kurban!

Kardeşlerim, dikkat edin! Karşımızda, Allah Allah demeyi şeytanın saptırması kabul eden bir zihniyet var. Aklınız bunu almıyor değil mi? Hayret diyorsunuz. İşte size hayret dedirten bu kişiler bizim aramızda yaşıyor. Bir kısmı İmam Hatiplerde evlatlarımıza ders veriyor. Yangının büyüklüğünü şimdi anladınız mı?

Ey Selefiler! Sevap nerede, siz nerede! Allah Allah demenin ve Allah'ı çokça zikretmenin önüne geçerek sevap kazanacağını zannedenler ancak şeytana maskara olanlardır. Varın, artık hâlinizi siz düşünün!

Kardeşlerim, bu dersimiz bu konunun altıncı ve son dersiydi. Rabbimize hamdüsena olsun, bir meseleyi daha tahkiki bir surette bize yazdırdı, bizi bu hizmette istihdam etti. Rabbim bu eseri benim ve bu dersleri halisane okuyup yayılmasına çalışanların günahlarına kefaret yapsın. Bizleri iman hizmetinde daim ve kaim eylesin. Bizi kendine kul, Habibine ümmet etsin. Âmin.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 10.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun