Taundan / vebadan kaçan harpten kaçan gibidir, sözü kimindir?

Taundan / vebadan kaçan harpten kaçan gibidir, sözü kimindir?
Tarih: 14.01.2018 - 01:46 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Taundan kaçan harpten kaçan gibidir diye bir hadis veya Hz. Aişe'ye ait bir söz var mıdır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hz. Aişe validemize ait olan bu rivayet söyledir:

“Taundan kaçan harpten kaçan gibidir. Taunun çıktığı yerde sabredip kalan kimse ise, Allah yolunda savaşan mücahid gibidir.” (Feyzü’l-kadir, 4/288; Heysemi, Mecmeu’z-zevaid, 2/315)

Nureddin Heysemi, bu rivayetin senedinin hasen olduğunu belirterek sağlam olduğuna dikkat çeker. (Mecmeu’z-zevaid, a.y)

Bu sözün nasıl anlaşılması gerektiği, Hz. Aişe validemizin Hz. Peygamber Efendimiz (asm)'den aktardığı şu hadis rivayetinde açıkça belirtilmiştir:

“Taun hastalığı, Allah Teâlâ’nın dilediği kimseleri kendisiyle cezalandırdığı bir çeşit azaptı. Allah onu müminler için rahmet kıldı. Bu sebeple tauna yakalanmış bir kul, başına gelene sabrederek ve ecrini Allah’tan bekleyerek bulunduğu yerde ikamete devam eder ve başına ancak Allah ne takdir etmişse onun geleceğini bilirse, kendisine şehit sevabı verilir.” (Buhârî, Tıb 31; bk. Buhârî, Enbiyâ 54; Kader 15; Müslim, Selâm 92-95)

Taun (veba), kitle halinde ölümlere sebep olan bulaşıcı bir hastalıktır. Herhangi bir yörede alışılagelmişin dışında ortaya çıkması ve büyük ölçüde ölüme vesile olması, onun azap olarak nitelendirilmesine sebep olmuştur.

Bu hadiste Müslümanların bu hastalığa yakalanmayacaklarına değil, bu hastalığın onlar için rahmet vesilesi kılındığına, bu rahmetin de şartlarına uyanlar için şehit sevabı şeklinde tecelli edeceğine işaret edilmektedir.

Bu şartlar ise, şöyle sıralanmıştır:

Tauna yakalanmış kişi; sabredip ecrini Allah’tan bekleyecek, bulunduğu yerden çıkmayacak, başına sadece Allah’ın takdir ettiği şeyin geleceğini bilecek ve onu kabullenecek.

Hastalığa sabredip ecrini Allah’tan beklemek demek, tedavisi için çare aramamak değildir. Hem kendisinin hem de tıp ilminin imkanlarına göre çare arayacaktır.

Ancak geçmişte veba karşısında tıbbın imkanları nasıl yok idiyse, şimdi de kişinin ya da  hastalığın çıktığı yöre halkının imkanları olmayabilir. Böylesi bir durumda  yapılacak iş, isyan etmeden ecrini Allah’tan beklemek, kendini Cenâb-ı Hakka teslim etmektir. Esasen bu, her zaman her şartta her Müslümandan istenen ve beklenen bir tavırdır.

Hastalanan kişinin bulunduğu yerden çıkmaması, hastalığı başka yörelere taşımaması bakımından önemlidir.

İşte bu hadis karantina uygulamasını bizzat müminlerin yürütmesini istemiş olmaktadır.

Kamuyu ilgilendiren bir konuda böylesine ciddi tedbir almış olmak, İslâm’ın özelliğidir, hem de on beş asır öncesinden.

Konu ile ilgili diğer hadislerde de işaret edildiği gibi, veba hastalığının görüldüğü bölgeye giriş ve çıkış yasaklanmıştır. Bu tam bir karantinadır.

Hastalığın bulunduğu yerde kalmaktan dolayı mutlaka hastalığa yakalanacağını sanmak gibi o bölgeye girse bile hastalanmayacağını iddia etmek de neticede Allah’ın takdirine inanmamak sayılır.

Demek ki, bu inanç ve uygulama içinde bulunan ve taun sebebiyle vefat eden mümin, şehit muamelesi görecektir.

Nitekim Peygamber Efendimiz (asm);

“Taundan ölen şehittir.” (Müslim, İmâre 166); 
“Taun, her Müslüman için şehitliktir.” (Buhâri, Cihâd 30, Tıb 30)

buyurmuştur.

Çünkü şehit, Müslümanları tehlikeden korumak maksadıyla düşmanla çarpışırken can veren kişi olduğuna göre, böylesine bulaşıcı ve amansız bir hastalığa sabredip öteki Müslümanlara bulaşmaması için gayret eden, yani Müslümanları bu hastalıktan korumak için savaşan kişi de aynı şekilde şehit sayılır. Zira ikisi de Müslümanları  korurken ölmüş olmaktadırlar.

İşte, Hz. Aişe’nin “Taundan kaçan harpten kaçan gibidir. Taunun çıktığı yerde sabredip kalan kimse ise, Allah yolunda savaşan mücahid gibidir.” sözü de bu noktadaki benzerliğin bir başka belgesidir.

Öte yandan bazı aids hastalarının onu sağlıklı insanlara bulaştırmak için özel yollara başvurduklarına dair yayınların yapıldığı günümüzde bu ve benzeri  hadislerin ne kadar güncel, ahlâkî ve insânî bir anlam taşıdığı iyice anlaşılmaktadır. Buna göre:

- Hadiste, sabrın en çaresiz ortamlarda bile gerekli ve sonucunun gerçekten fevkalâde büyük ve memnuniyet verici olduğuna dikkat çekilmektedir.

- Sabır, imanını koruması için Müslümanın en büyük sığınağı ve silahıdır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 5.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun