Suriyeli mültecilere karşı tavrımız nasıl olmalıdır?

Suriyeli mültecilere karşı tavrımız nasıl olmalıdır?
Soru Detayı

- Bilindiği gibi toplumumuzda Araplara karşı nefret vardır. Nitekim bu nefretten ülkemize sığınan Suriyelilerde nasibin almıştır. Gerek kamuoyu gerek sosyal medyada, Suriyeliler hakkında lanetlerden, beddualara kadar onlarca şey yazılmaktadır. Bu insanlara yaptıklarının yanlış olduğunu ayet ve hadislerle nasıl anlatabiliriz?

- Bu insanlara karşı nasıl bir tutum sergilemeliyiz, bu konuda bilgilendirirseniz sevinirim.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Suriyeliler her şeyden önce bizim din kardeşlerimizdir. İnsanların din kardeşlerine karşı yapması gereken müsamaha ve hoş görüyü Suriyeliler hakkında da göstermek zorundadır.

 “Müminler sadece kardeştirler. O halde ihtilaf eden kardeşlerinizin arasını düzeltin. Allah’a karşı gelmekten sakının ki O’nun merhametine nail olasınız.” (Hucurat, 49/10)

mealindeki ayette müminlerin kardeşliğine vurgu yapılmış ve ihtilaf durumunda aralarını bulmak, onları barıştırmak müminlerin bir görevi olduğuna işaret edilmiştir.

 “Ey iman edenler, herhangi bir fâsık size bir haber getirecek olursa, onu iyice tahkik edin, doğruluğunu araştırın. Yoksa, gerçeği bilmeyerek, birtakım kimselere karşı fenalık edip sonra yaptığınıza pişman olursunuz.” (Hucurat, 49/6)

mealindeki ayette ortada dolaşan yalan-yanlış haberlere, dedikodulara itibar edilmemesine dikkat çekilmiştir.

- Müminlerin birbirine karşı olumsuz tavırlarının ne anlama geldiğini Bediüzzaman Hazretlerinden dinleyelim:

“Mü'minlerde nifak ve şikak, kin ve adavete sebebiyet veren tarafgirlik ve inad ve hased; hakikatça ve hikmetçe ve insaniyet-i kübra olan İslâmiyetçe ve hayat-ı şahsiyece ve hayat-ı içtimaiyece ve hayat-ı maneviyece çirkin ve merduddur, muzır ve zulümdür ve hayat-ı beşeriye için zehirdir.” (bk. Mektubat, s. 262).

“Ey mü'mine kin ve adavet besleyen insafsız adam! Nasılki sen bir gemide veya bir hanede bulunsan, seninle beraber dokuz masum ile bir câni var. O gemiyi gark ve o haneyi ihrak etmeye çalışan bir adamın, ne derece zulmettiğini bilirsin. Ve zalimliğini, semavata işittirecek derecede bağıracaksın. Hattâ bir tek masum, dokuz câni olsa; yine o gemi hiçbir kanun-u adaletle batırılmaz."

"Aynen öyle de: Sen, bir hane-i Rabbaniye ve bir sefine-i İlahiye olan bir mü'minin vücudunda iman ve İslâmiyet ve komşuluk gibi dokuz değil, belki yirmi sıfât-ı masume varken; sana muzır olan ve hoşuna gitmeyen bir câni sıfatı yüzünden ona kin ve adavet bağlamakla, o hane-i maneviye-i vücudun manen gark ve ihrakına, tahrib ve batmasına teşebbüs veya arzu etmen, onun gibi şeni' ve gaddar bir zulümdür.” (bk. age., s. 263)

- Suriyeliler bizim komşumuz ve misafirlerimizdir. Komşu ve misafire nasıl davranması gerektiğini şu hadis-i şeriflerden öğreniyoruz:

“Komşusunun aç olduğunu bildiği halde buna ihtimam göstermeden yatan bana iman etmiş değildir.” (Kenzu’l-Ummal, h.no: 24938)

“Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, komşusu eza ve cefasından emin olmadığı kimse cennete giremez.” (Kenzu’l-Ummal, h. no: 748)

“Allah’a ve ahiret gününe iman eden komşusuna ikramda bulunsun. Allah’a ve ahirete iman eden misafirine ikramda bulunsun. Allah’a ve ahirete iman eden hayır söylesin veya sussun.” (Kenzu’l-Ummal, h. no: 25607)

- Irkçı, ulusalcı, Müslümanlara karşı alerji duyan ve şahsi menfaatini umumun menfaatine tercih eden garazgâr kimselerin dikkatle bakmaları gereken bir gerçeği seslendirelim:

“...Şimdi ise, en ziyade birbirine muhtaç ve birbirinden mazlum ve birbirinden fakir ve ecnebi tahakkümü altında ezilen anasır ve kabail-i İslâmiye içinde, fikr-i milliyetle birbirine yabani bakmak ve birbirini düşman telakki etmek, öyle bir felakettir ki, tarif edilmez."

"Âdeta bir sineğin ısırmaması için, müdhiş yılanlara arka çevirip, sineğin ısırmasına karşı mukabele etmek gibi bir divanelikle; büyük ejderhalar hükmünde olan Avrupa'nın doymak bilmez hırslarını, pençelerini açtıkları bir zamanda, onlara ehemmiyet vermeyip belki manen onlara yardım edip, menfî unsuriyet fikriyle şark vilayetlerindeki vatandaşlara veya cenub tarafındaki (Türkiyenin güneyinde yer alan Arap ülkelerindeki) dindaşlara adavet besleyip onlara karşı cephe almak, çok zararları ve mehaliki ile beraber; o cenub efradları içinde düşman olarak yoktur ki, onlara karşı cephe alınsın. Cenubdan (Araplardan) gelen Kur'an nuru var, İslâmiyet ziyası gelmiş; o içimizde vardır ve her yerde bulunur."

"İşte o dindaşlara adavet ise; dolayısıyla İslâmiyete, Kur'ana dokunur. İslâmiyet ve Kur'ana karşı adavet ise, bütün bu vatandaşların hayat-ı dünyeviye ve hayat-ı uhreviyesine bir nevi adavettir. Hamiyet namına hayat-ı içtimaiyeye hizmet edeyim diye, iki hayatın temel taşlarını harab etmek; hamiyet değil, hamakattır!” (bk. Mektubat, s. 323)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR