Şiilikte bulunan Mehdilik inancı ile Ehl-i Sünnetin Mehdilik inancı arasındaki farklar nelerdir ?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Şiîlikte Mehdî

Genelde Şiî fırkalarında gizli bir imam inancı vardır ki bu Mehdî'dir. Mehdî imamlarda bulunan bütün özelliklere sahiptir. Allah'ın yardımıyla birgün mutlaka ortaya çıkacaktır.

Şiî mezheplerine göre, Hz. Ali'nin oğlu Muhammed bin el-Hanefiyyenin, imamların zahiren öldükleri, fakat sonradan geri gelecekleri inancı yaygındır.

Hz. Ali'nin şehid edilişi, Hz. Hasan'ın hilafeti Hz. Muaviye'ye terk edişi, sonradan zehirlenişi ve Hz. Hüseyin'in de Kerbelâ'da acı bir şekilde şehid edilişi, Şiîleri hilafetin elden gidişi noktasında ümitsizliğe itmiş, Şiî ileri gelenleri taraftarlarına ümit vermek, dağılmaktan kurtarmak için hilafetin Emevîlerden alınacağını yaymaya başlamışlardır. Mehdî, başlangıçta ileride gelecek Şiî bir idarenin başına geçecek bir sembol olarak düşünülerken, sonraları gerçekten başa geçeceğine inanmışlar ve bunu inanç esasları içerisine katmışlardır.

İmamiyeden bir grup, hükümetin tekrar kendi ellerine geçeceği hakkında söylenenleri, şahısların geri gelmesi, ölülerin dirilmesi şeklinde tevil etmişlerdir. 1

Aslında, Şiî gruplarının herbirinde Mehdî el-Müntazar (Beklenen Mehdî) inancı farklı farklıdır. Biz bütün bu gruplarının herbirinin inancını zikretme yerine en meşhurlarından birkaçının bu konudaki görüşlerini buraya alalım.

İmamiye Şiası içerisinden çıkan Babîlik ve Bahaîliğin kurucusu Mirza Ali Muhammed, Mehdî olduğunu ilan etmiştir. Daha sonra yerine geçen Mirza Hüseyin Ali de kendisi hakkında aynı görüşleri savunmuştur.

Hindistan'da emperyalistlerce beslenen Kadıyanîliğin kurucusu olan Mirza Gulam Ahmed'in de kendini hem Mehdî, hem de Mesih ilân ettiğini görüyoruz. Gulam Ahmed, Ehl-i Sünnet ve Şia'nın Hz. Mehdî'nin Hz. Fatıma'nın soyundan geleceğiyle ilgili rivayetlerini ise inkâr etmektedir.

Şia'nın en mûtedillerinden biri olan 740'de Zeyd bin Ali tarafından kurulan Zeydiyenin pek çok fırkasında mehdî inancı yoktur. Carudiye kolu, isim benzerliği sebebiyle Muhammed bin Abdullah'ı sahibü'z-zaman diye tanıtmış, Mehdî olduğunu yaymışlar, Haşim Oğulları, Ebû Talip Oğulları, Abbas Oğullarının hepsinin bîat etmesini sağlamışlardı. Sonradan Abbasî halifelerinden Mansur'la arası açılmış ve onun tarafından öldürtülmüştür. Fakat taraftarları tâbîlerinin dağılmaması için onun gerçekte ölmediğini, birgün tekrar geleceğini yaymaya çalışmışlardır.

İmamiyenin farklı kollarına göre farklı imamlar Mehdî olarak kabul edilmiş, birgün geri geleceğine inanılmıştır. Kıt'iye koluna göre on ikinci imam Beklenen Mehdîdir.

İmamiye'nin İmam-ı Cafer'in büyük oğlu İsmail'e dayanan kolu İsmailiyeye göre Mehdîlik başarı için şarttır. İmam Ubeydullah'ı beklenen Mehdî olarak görmektedirler.

İmamiyenin iki önemli kolundan biri olan İsnâaşereye göre on ikinci imam Muhammed bin Hasan el-Askerî kaybolan mehdîdir, birgün gelip icraatını yapacaktır. Onun iki defa gaybûbeti olmuştur. İlk olarak Hicrî 870'de babasının vefatı üzerine gizlenmiş, gaybûbet-i suğra (küçük gizlilik) denen bu gizlenmesi 940 yılına kadar devam etmiştir. Bu esnada bile halkla irtibatını kesmemiş, bunu dört sefirle (nâib) yürütmüştür. 940'tan başlayıp günümüze kadar devam eden gizliliğine de gaybûbet-i kübrâ (büyük gizlilik) denilir.

İmam Muhammed Mehdî ümmetin bozulduğu, fesadın kol gezdiği âhirzamanda yeniden gelip zulümle dolan dünyayı kılıncıyla düzeltecek, hak ve adaletle dolduracaktır. Şia'ya göre Mehdî'nin gelişinden önceki alâmetler hemen hemen çıkmış durumdadır.

Şiîler bu görüşlerine Kur'ân'dan bazı işaretler de bulurlar. Konuyla iligili hadislerin de mütevatir olduğunu söylerler. Onlara göre Mehdînin çıkışını inkâr etmek dinden çıkmaya yeter.

Ehl-i Sünnette Mehdî

Ehl-i Sünnete göre Mehdî inancı, Allah'a, peygambere, kadere îman gibi dinin temel inanç esasları arasında yer almaz. Zarûriyât-ı diniyeden değildir. İlk dönem akàid ve kelâm kitaplarında yer almayan Mehdî konusu, hicrî ikinci yüzyıldan itibaren vâizler vasıtasıyla hayal kırıklığına uğrayan halk kesimine ümit vermek maksadıyla işlenmeye başlanmıştır. Tartışmaların yoğunlaştığı hicrî 5. yüzyıldan itibaren Sünnîlerde konuşulmaya, 8. yüzyıldan itibaren de fer'î bir konu olarak kelâm kitaplarında yer almaya başlamıştır.

İlk mutasavvıflarda Mehdînin konuşulduğunu pek görmüyoruz. Sonradan keşf ve mükâşefe yoluyla Mehdîden bahsetmişlerdir. 2 Bilhassa Muhyiddin İbni Arabî bu konuda birçok değerlendirmeler yapmıştır.


--------------------------
1 Âlûsî, Ruhu’l-Meânî, XX:22.
2 İbni Haldun. A.g.e., II:138.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

9594 kez okundu

Yorumlar

Yorum yapmak için Giriş Yapın ya da Üye olun.