Rivayetlerde Mehdi'den bahsediliyor mu?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Kur'ân'da Mehdî

Kur'ân'da Mehdî açıkça zikredilmez. Ama işaretler bulunabilir. Mehdînin mânevî bir kurtarıcı, ıslahatçı olduğu düşünülürse, “Her milletin bir hâdîsi (yol göstericisi) vardır” 1 âyetinin mehdîye işaret ettiği söylenebilir. Ayrıca Kur'ân'da mehdî mânâsına gelen mühtedî kelimesi de üç yerde kullanılmaktadır. 2

Sünnette Mehdî

Bir hadis-i şerifte her yüz senede bir müceddidin geleceği bildirilir.3Hadisin aslında geçen “men” edatı tekil anlama geldiği gibi çoğul için de kullanılabilmektedir. Bu durum, müceddidin bir değil, birkaç tane olabileceğini göstermektedir. Bu görüşün sahibi Iraklı âlim Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid, “Özellikle Müslümanların büyük bir gerileme yaşadığı, Cahiliye medeniyetinin her tarafı sardığı, vatanlarının sömürüldüğü, faziletlerinin kaybolduğu, mefhumlarının sefihleştiği, dinden şüpheye düşüldüğü ve varlıklarının yokluk tehdidi altında bulunduğu bir asırda…” kaydını düşerek, Bediüzzamanla birlikte Efganî, Muhammed Abduh, es-Sinûsî, Muhammed İkbal, Hasan el-Bennâ ve Abdülhamid bin Badis gibi zatları da müceddid olarak zikretmektedir.4

Kütüb-ü Sitte'den Ebû Davud, Tirmizî ve İbni Mâce'de mehdî açıkça zikredilmiştir. Buharî ve Müslim'de ise imam, halife tabirleriyle yer aldığı görülür. Meselâ İbni Hacer, Teftazanî ve el-Keşmirî, Buharî'de yer alan, “İmamınız sizden olduğu halde ibni Meryem indiği zaman haliniz nasıl olur?”5 hadisindeki "imam"dan maksadın Mehdî olduğunu kaydederler.6 İbni Hacer, bu rivayete dayanarak Hz. Mehdînin gelişiyle ilgili rivayetlerin sahih olduğu kanaatine varmakta, onun bu ümmetten olup Hz. İsa'nın onun arkasında namaz kılacağıyla ilgili rivayetlerin de mütevatir olduğuna dair İmam-ı Şafiî'den bir nakil yapmaktadır.7

Müslim'de, âhirzamanda gelen, bolluk ve refah dönemi yaşatan bir halifeden bahsedilmektedir8 ki âhirzamanda gelen bu halife de Hz. Mehdîdir.

Mehdîyle ilgili hadisler Kütüb-ü Sittenin birçoğunda yer alır. Ebû Davud önemine binâen ona, Sünen'inde ayrı bir bölüm ayırmıştır. Mehdî'yle ilgili hadislerin bazıları zayıf görülse de birçoğunun sahih olduğunu burada belirtelim.

Mehdi ile Alakalı Rivayetler Zayıf mıdır ?

Mehdîyle ilgili gerek Kütüb-ü Sitte ve gerekse diğer muteber hadis kitaplarında yer alan rivayetlerin ümmetçe kabul gördüğünü biliyoruz. Hadis metodolojisi açısından da bunları mevzû (uydurma) sayacak bir itiraza rastlanmamaktadır. Bazı hadislerin zayıflığı, genelde çağdaş âlimlerce söz konusu edilse de genel kanaat sahih hadislerin çokluğu yönündedir.

Bu tip hadislerin zayıflığını iddiâ edenler, genelde İbni Haldun'u kaynak gösterir, tereddüde düşerler. Oysa o bile konuyla ilgili az da olsa sahih hadislerin varlığını kabul etmiştir.9

Ebû Davud şârihi Azimâbâdî, İbni Haldun'un aksine Peygamberimizden itibaren bütün Müslümanların, Ehl-i Beytten dini güçlendirecek, adaleti hâkim kılacak, İslâm beldelerinde hâkimiyet kuracak Mehdî denilen bir zâtın geleceğine inandığını ve bu inancın meşhur olduğunu kaydeder. 10

el-Kittanî, Nazmü'l-Mütenâsir'inde, İbni Haldun'un görüşlerine katılmaz, bu konuda çok sahih hadis bulunduğunu, hatta bunların tevatüre ulaştığını söyler. İbni Haldun'un ise sahanın uzmanı olmadığını, sahanın uzmanlarına müracaat edilmesi gerektiğini söyler. 11

Mevdûdî, Mehdî ile ilgili râvîlerin çoğunun Şiî olduğunu, Abbasîler döneminde hilafeti desteklemek maksadıyla hadis uydurulabileceğini—siyah sancaklılar hadisinde olduğu gibi— söylemekle birlikte bazı hadisleri de sahih kabul etmektedir. 12

Birkısım âlimler, Mehdî hakkındaki hadislerin bazılarına ilişseler de çoğunluğu onun geleceği ve bu konuda tevatürün bulunduğu kanaatindedirler. Çünkü bu hadisleri birçok meşhur Sahabî rivayet etmiş ve birçok sahih hadis kitabı kitaplarına almışlardır. Hadislerde yer alan bir kısım kapalılık, zayıflıklarından değil, müteşâbihât oluşundan kaynaklanmaktadır. Resûlullah makam ve konu gereği bunları veciz bir tarzda anlatmıştır. Meşhur hale gelen bu hadisler ümmetçe tereddüt edilmeden kabullenildiği içindir ki Kittanî bunların mütevatirü'l-mânâ olduğunu söylemektedir. 13

Allame Şevkanî de, Beklenen Mehdî, Deccal ve Mesih Hakkında Gelen Rivayetlerin Tevatür Derecesine Ulaştığının Açıklanması isimli bir kitap dahi yazmıştır. Mehdîyle ilgili hadislerin sayısının elliyi bulduğunu söylemektedir. Konuyla ilgili çokça Sahabe sözü vardır. Şevkanî bu hususta şunları söyler: “Beklenen Mehdî hakkında rivayet edilen hadislerin tevatür derecesine ulaştığı kesinlik kazanmıştır.” 14

İbni Hacer, Fethu'l-Barî'de Hz. Mehdî'nin bu ümmetten olacağı, Hz. İsa'nın (a.s.) onun arkasında namaz kılacağıyla ilgili hadislerin mütevatir olduklarını söylerler. 15

Teftazanî, Hz. Mehdî'nin çıkışı ve Hz. İsa'nın inişiyle ilgili birçok sahih hadis bulunduğunu, her ne kadar bunlar âhâd da olsa mütevatirü'l-mânâ olduklarını kaydetmektedir. Âlimlerin de Mehdî'nin, Fatıma evladından âdil bir imam olduğuna, Allahu Teâlânın dinine yardım etmesi için dileyeceği bir zamanda onu göndereceği inancına vardıklarını belirtmektedir. 16

İmam-ı Rabbanî de bu husustaki sahih hadislerin meşhur olduğunu, mânevî tevatür derecesinde olduğunu söyler. 17

Evet, ümmetin bu hususta icmaı vardır. 18 Doğrusu Deccal Mehdîsiz, Mehdî de Deccalsız düşünülemez. Biri varsa diğeri de olacaktır.

Çağdaş âlimlerden el-Bânî de, Mehdînin gelişini âlimlerin kabul ettiği bir hakikat olarak görür. 19

Bediüzzaman'ın görüşü ise şöyle:

"Cenab-ı Hak, âhirzamanın en büyük fesadı zamanında; elbette en büyük bir müçtehid, hem en büyük bir müceddit, hem hâkim, hem mehdî, hem mürşid, hem kutb-u âzam olan bir zât-ı nûrânîyi gönderecek ve o zât da Ehl-i Beyt-i Nebevîden olacaktır." 20

Sahih hadisleri Buharî ve Müslim'le sınırlayarak, "Bunlarda varsa sahihtirler. Yoksa zayıftırlar" mantığıyla yaklaşmak, hadis ilminden anlamamanın delilidir. Nasıl sahih hadisler bu ikisiyle, diğer Kütüb-ü Sitte'nin diğer dört kitabıyla sınırlandırılabilir? Oysa bunların dışında da birçok sahih hadis bulunmaktadır.

Hem bir meselenin îman esasları arasına girmesi ayrı şeydir, o meselenin vukûu ayrı şeydir. Buharî ve Müslim'de bulunmadığı halde—İstanbul'un fethiyle ilgili hadis-i şerifte olduğu gibi—gerçekleşen nice hadise vardır. Âhirzamanla, bilhassa Deccal, Süfyan ve Mehdî ilgili hadislerin bir kısmı da böyledir. Mühim olan bu konuların tevil ve izahlarını doğru olarak yapabilmektir. Bu da ilimde rüsûh peydâ etmekle mümkündür. Bu konuda, sahanın uzmanlarından olan Bediüzzaman'ın, mahkemede savcının, "İstinad ettiği hadisler zayıf ve hattâ mevzû olmakla beraber, tevilleri yanlıştır ve aslı yoktur" iddiasına verdiği cevap ölçü olabilecek niteliktedir:

 

 

"Bütün ümmet bin senedenberi telakkì-i bilkabul ettiği ve âlem-i İslâm içinde az bir kısım ulemânın başta tevillerle bir derece za'fiyetine hükmettiklerine mukàbil, cumhur-u muhaddisîn (hadis âlimlerinin çoğu) ve ümmet-i Muhammediye (a.s.m.) kabul ettiği; âhirzamanda gelen bazı hadiseler hakkındaki muhtelif rivayetleri tevil, yani mümkün bir ihtimal mânâsıyla bu zamanda vukûa gelen ve gözle görülen hâdiselere tam mutabık çıkmasını beyana, dünyada hiçbir ehl-i ilim yanlış diyemez. Faraza o hadislerden birisi mevzû da olsa, mevzûun mânâsı 'Hadis değil' demektir, yoksa 'Mânâsı yanlıştır' demek değildir ki, darb-ı mesel nevinde, ümmet o rivayeti kabul etmiş. Bu nevî tevilâta yanlış diyenler kaç cihetle yanlış olduğu gibi, ümmetin telakkìsine ihanet ve hadisleri inkârdır."21

Bediüzzaman, savcının, "'Bir kitapta Mehdîye dair hadislerin kâffesi (tamamı) zayıftır' denilmiş. Bunların zayıf ve muzdarip olduğunda ittifak vardır" iddiasına da şu cevabı vermişti:

"Hangi mesele vardır ki bazı kitaplarda ona ilişilmesin. Hatta İbni Cevzî gibi büyük bir muhaddis bazı sahih ehadise mevzû dediğini, ulemâlar taaccüple nakletmişler. Hem, her zayıf veya mevzû hadisin mânâsı yanlıştır demek değildir. Belki an'aneli sened ile hadîsiyeti kat'î değildir demektir. Yoksa mânâsı hak ve hakikat olabilir. 

İttifak olmadığına bin seneden beri ehl-i hadis ve ümmetçe bu hakikatin devamı kat'î bir delildir.
"22

Her asrın deccalları olduğu gibi, mehdîleri de vardır. Bunların herbiri ümmet-i Muhammed'in (a.s.m.) zor zamanlarında yardımlarına koşmuşlardır. Âhirzamanın büyük fitnesi zamanında ise büyük Mehdî vazifeye başlar.

Büyük Mehdînin diğerlerinden en önemli farkı siyaset, diyanet, saltanat, cihad gibi geniş çaplı birçok hizmeti birden omuzlamış olmasıdır. Diğer çağların mehdîleri ise bu hizmetlerin bütününü birden değil, sadece bir veya birkaçını üstlenmişlerdir. Meselâ siyaset âleminde Mehdî-i Abbasî, diyanet sahasında Gavs-ı Azam, Şah-ı Nakşibend, Aktab-ı Erbaa ve On İki İmam gibi büyük zâtlar büyük Mehdî'nin bazı görevlerini icra etmişlerdir.

İşte bu büyük zâtlar, büyük Mehdînin bir kısım vazifelerini yaptıkları içindir ki, bazı ehl-i tahkik Hz. Mehdî'nin çıktığına hükmetmişlerdir.23

Mektûbât'ta da buna benzer ifadeler yer alır:

 

 

"Âhirzamanda gelen Mehdî gibi herbir asır Âl-i Beytten bir nevi Mehdî, belki mehdîler bulmuş. Hatta Âl-i Beytten madud olan (sayılan) Abbasiye hulefâsından, Büyük Mehdînin çok evsafına câmi bir mehdî bulmuş.

İşte büyük Mehdîden evvel gelen emsalleri, nümûneleri olan hulefâ-yı mehdiyyîn (mehdî halifeler) ve aktab-ı mehdiyyîn (mehdî kutuplar) evsafları, Büyük Mehdînin çok evsafına karışmış ve ondan rivayetler ihtilâfa düşmüş.
"24

İhtilâfın diğer bir önemli sebebi de, mehdîler hakkındaki rivayetlerdeki farklılıklardır. Bu husustaki hadisleri tefsir eden âlimler, hadislerin metinlerine tefsirlerini ve çıkardıkları hükümleri tatbik edip zamanlarında saltanat merkezi Medine veya Şam'da olduğu için Şam, Basra, Kûfe gibi yerlerde çıkacaklarını tasavvur edip bütün dünya tanıyacakmışcasına bir vaziyet vermişlerdir. Halbuki herkes tanımış olsa, imtihan sırrına ters düşer. Oysa imtihanın sırrı odur ki akla kapı açılmalı, irade elden alınmamalıdır. Deccal ve Süfyanı bir çok insanın tanıyamamalarının temelinde de bu yatmaktadır.25

Dipnotlar:

1 Ra'd Sûresi,13:7.
2 A'raf Sûresi, 7:178; İsrâ Sûresi, 17:97; Kehf Sûresi, 18:17.
3 Ebû Davud, Melahim: 31.
4 Prof. Dr. Muhsin Abdülhamid, 3. Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu, “Modern asrın kelâm düşünürü Bediüzzaman” isimli tebliğinden.
5 Buharî, Enbiya: 49.
6 İbni Hacer, Fethu'l-Barî, 6:570; Teftazanî, Şerhu'l-Makàsıd, 5:314; el-Keşmirî, Muhammed Enver Şah el-Hindî, et-Tasrih bimâ tevâtere fî nüzûli’l-Mesih (Halep: 1385/1965), s. 97.
7 Teftazanî, Şerhu'l-Makasıd, V:314.
8 Müslim, Fiten: 67-69.
9 İbni Haldun, Mukaddime. çev. Zakir Kadiri Ugan (Ankara: MEB Yayınları, 1970), II:
10 Canan, A.g.e., 14:77.
11 el-Kittanî, Nazmü'l-Mütenâsır, s. 145-146.
12 Mevdûdî, Meseleler ve Çözümleri, çev. Yusuf Kara (İstanbul: 1990), s. 45.
13 el-Kittanî, Nazmü'l-Mütenasir, s. 144-6.
14 Sıddık Hasan Han, el-İzaa, s. 114; Said Havva, el-Esas fi's-Sünne, 9:335, 6.
15 İbni Mâce, 10:338.
16 Teftazanî, A.g.e., 2:307.
17 İmam-ı Rabbanî, Mektûbât, 2:250.
18 Ebû Hayyan Muhammed bin Yusuf el-Endülüsî, el-Bahru’l-Muhît, I-VIII (Beyrut: 1983), 2:473.
19 Sarıtoprak, Bediüzzaman Said Nursî'ye göre Mehdîlik Meselesi, Uluslararası Bediüzzaman Sempozyumu (3) Tebliğinden.
20 Nursî, Mektûbât, s. 411.
21 Nursî, Şuâlar, s. 360.
22 a.g.e., s. 364.
23 a.g.e., s. 509-510.
24 Nursî, Mektûbât, s. 96.
25 Nursî, Şuâlar, s. 505; Nursî, Sözler, s. 310.

 

 

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun