Seyyid Ahmed Rüfai ve Rüfailik hakkında bilgi verir misiniz?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Ahmed Rüfai, Rüfâiyye tarikatının kurucusudur. Asıl adı Seyyid Ahmet bin Alî el-Mekkî bin Yahyâ er-Rüfâî’dir. Milâdî 1118’de Bağdat ile Basra arasında kalan Batâih Bölgesi içindeki Ümmüabîde köyünde doğdu. Rüfâî’nin Hz. Hüseyin’in (r.a.) soyundan gelen bir seyyid olduğunda bütün kaynaklar ittifak hâlindedir.

Babası vefat ettiğinde yedi yaşında olan Ahmed er-Rüfâî’yi, devrin büyük tasavvuf âlimlerinden olan dayısı Mansûr el-Batâihî himayesi altına aldı. Kur’ân öğrenimini ve hıfzını tamamladıktan sonra, Ali Ebü’l-Fazl el-Vâsıtî el-Kureyşî ve devrin diğer âlim ve mutasavvıflarından İslâmî ilimleri öğrendi. Ebû İshak eş-Şîrâzî’nin Şâfiî Fıkhı ile ilgili Kitâbü’t-Tenbîh isimli eserini okudu. Vâsıtî ona icâzet verdi ve hırkasını giydirdi. “Herkes üstadıyla ben ise talebem Rüfâî ile iftihar ederim.” diyen Vâsıtî, zâhir ve bâtın (maddî ve manevî) ilimlerine sahip bir âlim ve sûfî olduğunu belirtmek üzere ona “Ebü’l-Âlemeyn” (İki Âlemin Babası) unvanını verdi. Ahmed er-Rüfâî, Vâsıtî’nin vefatından sonra dayısı Mansûr el-Batâihî’nin terbiye ve irşad halkasına girdi. Batâihî, Rüfâî’ye hilâfet ve “Şeyhü’ş-Şüyûh” (Şeyhlerin Şeyhi) ünvanını vererek kendisine bağlı bütün tekkelerin şeyhliğini de bıraktı. Bundan sonra, Rüfâî, Batâihî’nin isteğiyle Ümmüabîde’deki tekkeye yerleşip müridlerin irşad ve terbiyesiyle meşgul olmaya başladı.

Kaynaklar onu âlim, muhaddis (hadis âlimi), Şâfiî fakihi (İslâm hukukçusu) ve müfessir (tefsir âlimi) bir sûfî olarak tanıtırlar. Dört büyük kutubdan biri kabul edilen Ahmed er-Rüfâî’nin başlıca eserleri şunlardır. el-Hikemü’r-Rüfâ’iyye, Bürhanü’l-Müeyyed, el-Mecâlisü’s-Seniyye, Haletü ehli’l-Hakîka Maallah’dır. Eserlerinin tamamına yakın kısmı Türkçe’ye çevrilmiştir.

Ahmed er-Rüfâî şiddetli bir hastalık sonucu 23 Eylül 1182’de Hakkın rahmetine kavuştu. Kabri Bağdat’ın güneyinde Vâsıt yakınlarındadır.

Ahmed-er Rufâî Hazretleri'nin tasavvuf ve tarikat anlayışı kitap ve sünnete tabi olan bir anlayıştır. Onun ifadeleri içerisinde İslâm dini  zahir ve batını ile bir bütündür.

Kalp, cesetsiz olmaz; kalbi olmayan bir cesed ise çürür. Tasavvuf ilmi kalbin ıslahından ibarettir. Tarikat şeriat demektir. Hakikat, şeriata muhalefet etmez. Tasavvuf söz konusu ettiği tarikat, şeriatın bizatihi içinde taşıdığı mana ve hikmetlerdir. Tasavvuf  yün, hırka ve taç giymek değildir.

Tasavvuf; hüzün hırkası doğruluk tacı tevekkül elbisesinde bürünmektedir. İnsanın kalbi haşyet, bedeni edep, nefsi ve benliği yokluk ve dili de zikir örtüsü ile örtündüğü takdirde, tasavvuf yolunda bulunmuştur.

Mükemmel sofi her halde Hz. Peygamber (a.s.v)'a tabi olan ve kulluk derecesini en yüksek derecede olarak benimseyen kimsedir. Kul, ancak Allah'dan gayri her şeyin kulluğundan kurtulduğu ve hürriyet makamına ulaştığı vakit  mükemmel bir kul olabilir.

Tasvvuf edeptir. Bu da Peygamber (asv)'in sünnetine tabi olmakla kazanılır. Derviş olmak için cemiyet hayatından uzaklaşmak gerekmez. Müridler dünyevi meşguliyetlerini terk etmeksizin helâl ve harama dikkat ederek, gafletten uzak kalmak suretiyle Hakk yolunda ilerleyebilir. Bütün iş kalbi temizlemek ve temiz tutmaktır. Kerametlere rağbet etme. Çünkü veliler bundan kaçınmışlardır.

Ahmed-er Rufâî Hazretleri, kendisinin tevazu yoluyla makasadına ulaştığı, bunu tarikinde bir esas olarak tercih ve tespit ettiğini söylemektedir.

Peyamber Efendimize (asv) çok yakın idi. Ona her şeyi ile tutkundu. Cenab-ı Hakk  yaradılışında onunla kader birliği içinde yaratmış bir takım hikmetlerle onun isminin müsemması kılmıştır. Küçük yaşta Peygamber Efendimiz (asv) gibi yetim kalmıştır. Nesli kız evlatları ile devam etmiş erkek evladını küçük yaşta kaybetmiştir. Hayatında kendisine hakaret edilmiş, eziyet görmüş, O ise Peygamber Efendimiz (asv) gibi sabırla, dua ile mukabelede bulunmuş, hasımlarına karşı tevazu göstermiştir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun