Şansa, zamana, hayata küfretmek küfür müdür?

Tarih: 17.07.2021 - 20:00 | Güncelleme:

Soru Detayı

Kadere sövmek küfürdür diye biliyorum. Peki hayata, zamana, şansa küfretmek küfür olur mu? Şans konusunda zaten şans diye kendi kendine olma durumu yoktur her şeyi Allah yaratır eğer böyle inanmıyorsanız zaten sıkıntı eğer böyle inanıp şansa küfrediyorsanız o zaman da küfürdür gibi bir cevap anladım. Zamanı da hayatı da Allah yaratır bu durumda bunlara küfretmek örneğin böyle hayatın ... demek küfür olur mu? Lütfen şans, hayat, zaman vb. konusunda farklı cevaplar varsa tek tek yazar mısınız ve lütfen bir yazınızın cevabına yönlendirmeyin, çünkü zaten o yazılarınız okuduğum halde anlamadığım oluyor bazen.

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Buhari'nin bir rivayetinde şöyle buyuruluyor:

“Allah Teala buyuruyor ki: Âdemoğlu dehre (zamana) söverek bana eziyet verir. Halbuki ben dehrim (zamanın sahibiyim/yaratıcısıyım). Her şey benim elimdedir. Geceyi, gündüzü ben idare ederim.” (Buharî, Tefsir 45)

Cahiliye devrinde Arapların, musibetlerin ve belaların gelmesini zamana izafe ettiklerini ifade eden Buhari Şarihi Bedrüddin Aynî şöyle der:

“Cahiliyet devri Araplarının bir kısmı gece ve gündüzün devranından ibaret olan dehre söverlerdi. Çünkü bu kısım Allah'a inanmaz ve bütün hadiseleri zamana atfederlerdi; yani hadiselerin vuku bulduğu gece ve gündüze hamlederlerdi . Her şeyin zamanın emriyle olduğuna inanırlardı. İşte bunlar Dehriler olarak adlandırılırdı.”

Şarih Aynî ifadelerine şu açıklamalarla devam eder:

“İşte Hz. Resulullahın (asm) bu hadis-i şeriften maksadı, sizden biriniz zamana sövmesin, çünkü zaman gerçek fail değildir. Yapan Allah'tır. Bu musibetleri başınıza getirdiğine inandığınız zamana sövdüğünüzde, Allah'a sövmüş olursunuz. Çünkü musibetleri başınıza getiren zaman değil, Allah'tır. Cenab-ı Hakk'ın ‘Ben zamanım' demesi ise, ‘Ben zamanın sahibiyim' manasındadır.” (Umdetu'l-kari, 22:202)

Gerçekten Cahiliye devrinde her kötülüğü zamana nispet eden bir grubun var olduğuna, onların “Bizi ancak zaman öldürür.” (Câsiye Suresi, 24) şeklindeki sözlerini nakleden ayet-i kerime işaret etmektedir. Bu fikir, tarihte inkârcı cereyanlar arasında “Dehrilik” olarak yer almıştır. Bunların İslamiyet'ten sonra da tesirleri görülmüştür. İşte bu hadis-i şeriflerde, zamanı gerçek fail telakki ederek sövmek yasaklanmaktadır.

Bu vesile ile şu hususu izah etmekte de fayda vardır:

Zaman zaman bazı eski alimler dahi kitaplarında zamandan şikayet etmiş, “feleğin kubbesine” taşlar atmışlardır. Çünkü bazı kötülükleri gidermeye güçleri yetmemiş, ümitsiz kalınca da zamandan ve felekten şikayet etmişlerdir. Bunların bu şikayetleri, zamanı gerçek fail kabul ettiklerinden değil, hadiselerin arzu ve istekleri istikametinde cereyan etmediğinden dolayıdır.

İşte müminlerin de zaman zaman felekten şikayet etmeleri bu yüzdendir. Yoksa her Müslüman zamanın, Cenab-ı Hakk'ın bir kanunu, bir mahluku olduğun bilir.

Bu konudaki ölçüyü Bediüzzaman hazretlerinden dinleyelim:

“Otuz sene evvel aşairlerde gezerken böyle sual ettiler: Acaba şu zaman ve dehrin şikayetindeki, hattâ büyük zâtlar ve evliyalar dahi felekten ve zamandan şikayet ediyorlar. Ondan, Sâni'-i Zülcelal'in san'at-ı bedîine itiraz çıkmaz mı?

Cevab: Hâyır ve aslâ!.. Belki manası şudur: Güya şikayetçi der ki: İstediğim emir ve arzu ettiğim şey ve teşehhi ettiğim hal; hikmet-i ezeliyenin düsturuyla tanzim olunan âlemin mahiyeti müstaid değil ve inayet-i ezeliyenin pergeliyle nakşolunan feleğin kanunu müsaid değil ve meşiet-i ezeliyenin matbaasında tab'olunan zamanın tabiatı muvafık değil ve mesalih-i umumiyeyi tesis eden hikmet-i İlahiye razı değildir ki; şu âlem-i imkân, Feyyaz-ı Mutlak'ın yed-i kudretinden, şu ukûlümüzün hendesesiyle ve tehevvüsümüzün iştihasıyla istediğimiz herbir semeratı koparsın. Verse de tutamaz, düşse de kaldıramaz. Evet bir şahsın tehevvüsü için büyük bir daire-i muhita hareket-i mühimmesinden durdurulmaz.” (Kastamonu Lahikası, 220; Münazarat, 52-53 )

“S- Ülema-i eslaf istibdadın fenalığından bahsetmişler mi?”

C- Bin kerre evet. Zira ağleb-i şuara kasidelerinde, çok müellifler kitablarının dibacelerinde zamandan şikayet ve dehre itiraz ve feleğe hücum etmiş ve dünyayı ayak altına alıp çiğnemişler. Eğer kalb kulağıyla ve akıl gözüyle dinleyip baksanız, göreceksiniz ki: Bütün itirazat okları, mazinin muzlim perdesine sarılan istibdadın bağrına gider. Ve işiteceksiniz ki; bütün vaveylâlar istibdad pençesinin tesirinden gelir. Gerçi istibdad görünmüyordu ve ismi belli değildi; lâkin herkesin ruhu istibdadın manasıyla tesemmüm ederdi ve bir zehir atanı bilirdi. Bazı kuvvetli dâhîler nefes aldıkça amîk ve derin bir feryad koparırlardı. Fakat akıl onu güzelce tanımazdı. Çünki karanlıkta ve toplanmamış idi. Vakta ki o mana-yı istibdadı, def'i muhal bir bela-yı semavî zannettiler; zamana hücum ve dehrin başına tokat ve feleğin bağrına oklar atmağa başladılar. Çünki bir kaide-i mukarreredir: Birşey cüz'-ü ihtiyarînin dairesinden ve cüz'iyetten çıkıp külliyet dairesine girse, veyahut bihasebil'âde def'i muhal olsa; zamana isnad edilir ve kabahat dehre atılır, taşlar feleğin kubbesine vurulur. Eğer iyi temaşa etsen göreceksin ki; feleğe atılan taşlar, döndüğü vakit bir yeis olarak kalbde tahaccür eder..” (Münazarat, 51-52)

Hülasa: Bu tür sözlerden, sövgülerden uzak durmak takvanın gereğidir. Özellikle kişinin niyeti işi çok daha berbat bir köşeye sürükleyebilir. Örneğin, hakiki tesiri zamandan, şanstan bilmek.. bunları kaderin bir tezahürü olarak görüp öyle hücum etmek..  gibi düşünceler işin rengini değiştirir..

Açıklamalarda da geçtiği üzere, şayet kendi sıkıntısını sebeplere bağlayarak şikayet ederse bunun izahı yukarıda geçmiştir.

Şayet kişi, hadisin açıklamasında geçen noktalar itibariyle bu işe tevessül ederse, bunun da iki yönlü bir niyetle açıklanmıştır.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
Okunma sayısı : 100+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun