Sahabeyi öven ayet ve hadisler nelerdir?

Sahabeyi öven ayet ve hadisler nelerdir?
Soru Detayı

- ​Kuran'da ve hadislerde sahabeleri öven ve hak hakikat olduklarını gösteren ayetler hangileridir?

- Sahabenin faziletleri nelerdir?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Sahabe, Hz. Peygamber Efendimiz (asm)'in sohbetine katılanlar anlamında bir terimdir.

İlk dönemlerden itibaren birçok âlim tarafından sahâbenin çeşitli tanımları yapılmışsa da bunların bir kısmı pek çok sahâbîyi dışarıda bırakacak kadar dar, bir kısmı sahâbî olmayanları da kapsayacak kadar geniş tutulduğu için tenkit edilmiştir.

Yapılan tariflerden biri şöyledir:

“Hz. Peygamber’e mümin olarak erişen ve Müslüman olarak ölen kimsedir.” (İbn Hacer, el-İsâbe, I, 6)

Sahabe nesli Resûl-i Ekrem’e gösterdiği bağlılık ve teslimiyet, ona verdiği destek, hem hayatında hem vefatından sonra İslâm’ın yayılması ve doğru anlaşılması için yaptığı olağan üstü çalışmalar sebebiyle dinde önemli bir yere sahiptir.

Aslında sahabe nesli fert olarak diğer insanlardan farklı bir üstünlüğe sahip olmadığı gibi masum ve günahsız da değildir. Ancak onların büyük bir kısmı, daha önce yaşadığı şirk hayatından nazil olan ayetlerin direktifi ve Hz. Peygamber’in eğitimi sayesinde kurtularak yepyeni bir hayata kavuşmuş, bizzat Resûlullah'tan öğrendikleri İslâm’ı güzel bir şekilde yaşamak suretiyle kendilerinden sonra gelen ümmete birer örnek olmuştur.

Bundan dolayı Resûl-i Ekrem, ümmetin onları örnek almasını tavsiye etmiş ve sahabe çizgisini getirdiği dinin ve kurduğu sistemin devamı olarak göstermiştir.(Tirmizî, İmân, 18)

Ashabın İslâm’ı yayma ve Resûlullah’ı koruma uğrunda yaptığı fedakârlıklar kendilerinden sonra gelen nesilleri imrendirecek ve hayrette bırakacak niteliktedir. İslâmiyet onların bu davranışları sayesinde kök salıp yayılmış ve sonraki nesillere ulaşmıştır.

Sahabîlerin Hz. Peygamber (asm)’i kendilerinden sonra gelen nesillere tanıtmada önemli rol üstlendikleri bilinmektedir.

Resûl-i Ekrem ve onun şahsiyeti hakkında bilinenler sahâbenin naklettiği tesbitlerden ibarettir. Eğer sahabîler olmasaydı bugün Kur'an-ı Kerîm dışında Hz. Peygamber ve İslâm’la ilgili güvenilir bilgi bulunmayacaktı.

Kuran-ı Kerîm’in sure ve ayetlerinin iniş sebepleri, hadislerin vürûd sebebi, Kuran hükümlerinin pratik hayata tatbiki ve açıklanması ile Resûl-i Ekrem’in peygamberliği süresince yaptığı icraat ashabın nakilleri sayesinde bilinmektedir.

Kur'an-ı Kerîm’in “insanlık için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmet” diye tanıttığı sahabîler (Âl-i İmrân, 3/110) ümmet içinde en değerli ve faziletli nesil kabul edilmektedir. Bu değer ve fazileti, taşıdıkları güçlü iman ve örnek davranışları sayesinde elde etmişlerdir. Onlar, İslâm’a girdikleri ilk andan itibaren güçlü bir imanla kabul ettikleri yeni dinin gereklerini tam bir teslimiyetle yerine getirmişlerdir. Bu yeni dine girmeye ve onu yaşamaya zorlanmadıkları halde onların büyük bir kısmı ömrünü Resûlullah’ın yanında geçirmiş, onunla savaşlara katılmış ve İslâm’ın yayılması için gayret göstermiştir.

Bu süreçte İslâm karşıtları tarafından tehdit ve işkencelerle, hatta ölümle karşılaşan, yurtlarını, mallarını, eşlerini ve çocuklarını terk edip başka yerlere hicret etmek zorunda kalanlar olmuş, ancak inançlarından, Allah’a ve resulüne olan bağlılıklarından taviz vermemişlerdir.

Cenâb-ı Hak ashâbı Kur’an’da;

- Övmüş ve mûtedil bir ümmet olduklarını (Bakara, 2/143),
- Allah ve resulüne iman edip tam teslimiyet gösterdiklerini ve büyük ecir kazandıklarını (Âl-i İmrân, 3/172, 173),
- Allah’ın kendilerinden, kendilerinin de Allah’tan razı olduğunu ve ebedî kalacakları cennetin onlar için hazırlandığını (Tevbe, 9/100) bildirmiş;

- Allah’a ve resulüne yardım eden sâdık müminler olduklarını (Haşr, 59/8),
- İhtiyaç içinde bulunmalarına rağmen başkalarını kendilerine tercih ettiklerini ve kurtuluşu hak ettiklerini (Haşr, 59/9),
- Gerçek müminler olarak bağışlanacaklarını ve âhirette cömertçe rızıklandırılacaklarını (Enfâl, 8/74) haber vermiştir.

Hz. Peygamber Efendimiz (asm) de fedakârlıklarını birlikte yaşayarak gördüğü ashaptan bahsederken onları;

- İnsanlık tarihinin en hayırlı nesli, (Buhârî, Fezailü ashabi’n-nebî, 1),
- Ümmetin en hayırlıları, (Müsned, V, 350),
- Cehennem ateşinin yakmayacağı kimseler, (Tirmizî, Menâķıb, 57),
- Cennetlikler, (Müttakī el-Hindî, XI, 539) diye tanıtmış, ayrıca;
- Ümmetin onlara ikramda bulunmasını, (Tayâlisî, s. 7),
- İyilik etmesini (Müsned, I, 26)
- Ve kendilerini çekiştirmemesini (Buhârî, Fezailü ashabi’n-nebî, 4) istemiştir.

Bu kısa bilgiden sonra Fezâilü’s-Sahâbe yani Ashabın Faziletleri ile ilgili detaya gelince:

Fezâilü’s-Sahâbe, ashabın faziletleri ve bu konuda meydana gelen literatür için kullanılan bir tabir.

Hadis ilimlerinden “ma‘rifetü’s-sahâbe”nin bir dalı olup genellikle ashap aleyhtarlarına karşı onların üstünlüklerini ortaya koyarak faziletlerini savunan ilmi ve bu alanda yazılan eserleri ifade etmektedir. Kaynaklarda yaygın olarak fezâilü’s-sahâbe şeklinde geçen bu tamlamanın “fezâilü’l-ashâb, menâkıbü’s-sahâbe, fezâilü ashâbi’n-nebî, ma‘rifetü’s-sahâbe” tarzında kullanıldığı da görülmektedir.

Ashap, mallarını ve canlarını ortaya koyarak Hz. Peygamber (asm)’e bağlanmaları, Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenmek ve öğretmek için çalışmaları, İslâmiyet’i yaşamak ve yaşatmak için büyük fedakârlıklar göstermeleri sebebiyle Kur’an’da “insanlık için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmet” (Âl-i İmrân, 3/110) diye övülmüştür.

Allah’a imandan vazgeçmemek, peygamberine ve kitabına bağlı kalarak O’nun rızâsını kazanma uğrunda büyük sıkıntılara katlanan sahâbîlerden;
- Mekke’de İslâm’a giren Bilâl-i Habeşî, Mikdâd b. Esved, Ammâr b. Yâsir, Suheyb-i Rûmî ve Sümeyye bint Habbât demirden yelekler giydirilip kızgın güneş altında tutulmayı (İbn Mâce, “Muķaddime”, 11);
- Habbâb b. Eret kor üzerine yatırılıp işkence görmeyi (İbn Sa‘d, III, 165);
- Ebû Zer el-Gıfârî, Abdullah b. Mes‘ûd ve Zinnîre er-Rûmiyye dövülmeyi (İbn Hacer, el-İśâbe, II, 368; IV, 62, 311);
- Hz. Ebû Bekir, Ömer ve Hamza gibi birçok sahâbî ölüm tehlikesine rağmen Hz. Peygamber (asm)’i korumayı göze almışlar; yapılan baskılar ve işkenceler tahammül sınırını aşınca da kafileler halinde Habeşistan’a göç etmişlerdir (İbn Hişâm, I, 321 vd.)

Mekke’de uygulanan toplu boykot ve muhasara esnasında ot, yaprak ve kuru deri parçaları yiyerek hayatlarını sürdürmüşler (Buhârî, Fezailüs’s-sahabe, 15; Müsned, I, 181, 186; Ebû Nuaym, Ĥilye, I, 93), Medine yolu açılınca topluca yurtlarını, mallarını, evlerini ve yakınlarını terk ederek bu şehre hicret etmişlerdir.

Hz. Peygamber (asm)’i ve Mekkeli muhacirleri ağırlayan ve onları canları pahasına korumaya söz veren Medineli müslümanlar da (ensar) yurtlarını, mallarını, evlerini, bağ ve bahçelerini gönül hoşluğuyla misafirleriyle paylaşmışlar (İbn Sa‘d, III, 396; Buhârî, “Menâķıbü’l-enśâr”, 3); Bedir’de, Uhud’da, Hendek’te ve diğer savaşlarda kendilerinden daha güçlü ordulara karşı İslâmiyet’i ve Hz. Peygamber’i savunmuşlar, en sıkıntılı zamanlarda bile onu yalnız bırakmamışlardır.

Hicretin 6. yılında (628) Hudeybiye’de canlarını ortaya koyarak Resûlullah’a biat eden 1.500 kişiyle, Mekke’yi fetheden 10.000 civarındaki asker ve Hz. Peygamber (asm)’in vefatı sırasında 100.000’in üzerinde olduğu rivayet edilen (Süyûtî, II, 220) sahâbe neslinin her ferdi kendine düşen görevi yerine getirmeye çalışmıştır.

Ayrıca vahyin canlı şahidi olan, Kur’an ve Sünnet’i daha sonraki nesillere ulaştırmada köprü vazifesi gören bu nesil Kur’ân-ı Kerîm’de övgüyle anılmış; mutedil bir ümmet oldukları (el-Bakara, 2/143), Allah ve Resulü’ne iman edip tam teslimiyet gösterdikleri ve büyük ecir kazandıkları (Âl-i İmrân, 3/172, 173), Allah’ın kendilerinden, kendilerinin de Allah’tan râzı oldukları ve ebedî kalacakları cennetin onlar için hazırlandığı (et-Tevbe, 9/100) bildirilmiştir.

Kâfirlere karşı sert, birbirlerine karşı merhametli olan, Allah’ın rızâsını kazanmak için ibadet eden, Tevrat ve İncil’de de övülen, kendilerine af ve mağfiretle büyük mükâfat vaad edilen (el-Feth, 48/29) bu insanların Allah ve Resulü’ne yardım eden sâdık müminler (el-Haşr 59/8) ve seçkin kişiler oldukları (en-Neml 27/59; İbn Kesîr, Tefsîr, V, 245), ihtiyaçlarına rağmen başkalarını kendilerine tercih ettikleri ve kurtuluşa erdikleri (el-Haşr, 59/9), affedildikleri (et-Tevbe, 9/111), gerçek müminler olarak bağışlanacakları ve âhirette cömertçe rızıklandırılacakları (el-Enfâl 8/74) belirtilmiş, faziletlerine ve ayrıcalıklarına işaret edilmiştir.

Hz. Peygamber (asm) ashabın mallarını ve evlerini müslüman kardeşleriyle paylaşacak kadar fedakâr, Resülullah’a zarar gelmemesi için ölümü göze alacak kadar ona bağlı, din uğrunda baba, evlât ve akrabalarıyla savaşacak kadar samimi olduklarını gördüğü için kendilerini “insanlık tarihinin en hayırlı nesli” (Buhârî, “Fezailis’-sahabe”, 1), “ümmetin en hayırlıları” (Müsned, V, 350), “cehennem ateşinin yakmayacağı kimseler” (Tirmizî, “Menâķıb”, 57) ve “cennetlikler” (Muttakī el-Hindî, XI, 539) gibi ifadelerle övmüştür. Ayrıca ümmetin onlara ikramda bulunmasını (Tayâlisî, s. 7), iyilik etmesini (Müsned, I, 26), onları çekiştirmemesini (Buhârî, “Fezailis’-sahabe”, 4) emretmiş, onların yaptığı bir müd*lük yardımın başkalarının Uhud dağı kadar yardımına bedel olduğunu (Buhârî, “Fezailis’-sahabe”, 4) söylemiş, diğer insanların fazilet itibariyle onların derecesine erişemeyeceğini bildirmiştir.

Ashapla ilgili bu umumi mahiyetteki âyet ve hadisler yanında muhacirler, ensar, Bedir ehli, Uhud ehli, Hudeybiye ehli, aşere-i mübeşşere gibi grupların ve ayrıca bazı şahsiyetlerin cennet ehli olduğuna işaret eden çeşitli rivayetler de vardır.

Fazilet Konuları.

Ashapta fazilet konusu kabul edilen hususların başında aşere-i mübeşşereden, muhacirîn, ensar, Ehl-i beyt ve Ehl-i Bedir’den olmak, Uhud ve Hendek gazveleriyle Bey‘atürrıdvân’da bulunmak, ümmehâtü’l-mü’minînden olmak gelmektedir. Bunlardan başka fert olarak Hz. Peygamber tarafından cennetle müjdelenmek, ilk müslümanlar arasında yer almak, imanı uğruna işkence görmek, büyük malî yardımlarda bulunmak, savaşlardan birinde veya birkaçında kahramanlık göstermek, savaşta veya başka bir yerde ağır işkenceler altında öldürülmek, zor bir durumda Hz. Peygamberi (asm) büyük fedakârlıklarla korumak gibi hususlar da fezâile konu olmaktadır.

Ayrıca Hz. Peygamber (asm)’in hayır duasını almak, bir başarısı veya özelliği sebebiyle Resûl-i Ekrem tarafından “seyfullah”, “emînü’l-ümme”, “havâri” gibi sıfatlarla anılmak, Hz. Peygamber’in özel ilgisini görmek veya onun tarafından önemli bir işle görevlendirilmek yahut iyi bir rüyada görülmek; bunların yanında merhametli, hayâ sahibi, cömert ve yiğit olmak, güzel Kur’an okumak, doğru hüküm vermek, haramı helâli iyi bilmek, kıraat ve ferâiz gibi ilimlerde mütehassıs olmak ve görüşü doğrultusunda âyet inmiş olmak gibi özellikler de fezâilü’s-sahâbenin konularına girmektedir.

Bütün sahâbîler fazilet bakımından aynı seviyede değildir. İslâm’a giriş önceliğine sahip olmak, İslâmiyet için büyük fedakârlıklarda bulunmak gibi sebeplerden dolayı ashap arasında fazilet, tabaka ve mertebe farklılığı vardır.

Hz. Peygamber (asm)’i bir defa gören sahâbî ile hayat boyunca ona hizmet eden sahâbînin faziletlerinin eşit olamayacağını göz önünde bulunduran muhaddisler, özellikle İslâm’a giriş önceliğini esas alarak ashabı beş veya on iki yahut on yedi tabakaya ayırmışlardır. (Kubeysî, s. 104 vd.)

Ehl-i sünnet itikadına göre ashap içinde en faziletli kimseler hilâfete geçiş sırasına göre Hulefâ-yi Râşidîn, daha sonra da aşere-i mübeşşereden diğer altı kişidir. Şîa inancına göre ise en faziletli sahâbî Hz. Ali’dir. Sahâbîler ne kadar faziletli olursa olsun Ehl-i sünnet âlimleri onları masum kabul etmemiş, günahtan korunduklarını, dolayısıyla günahsız olduklarını söylememiştir. (Muhammed Şefî‘, s. 93)

Ashap arasında siyasî konularla ictihada dayanan bazı meselelerde çeşitli ihtilâflar, hatta savaşlar çıkmasına rağmen onlar kendileriyle ilgili âyet ve hadisleri göz önünde bulundurarak birbirleri hakkında övücü ifadeler kullanmışlardır. (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Sahabe ve Fezailü’s-sahabe md.)

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
Kategori:
12.892 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun
UYGULAMALAR