Risale-i Nur tefsirinde ayetlerin hepsinin açık yazılmaması bir noksanlık mıdır?

Tarih: 26.09.2014 - 09:29 | Güncelleme:

Soru Detayı

- Risale-i Nur'da 600 civarı ayetin sarihi, diğer birçok ayetin de mana cihetiyle açıklandığı manevi bir tefsir olduğunu biliyoruz.
- Kur'an’ın diğer birçok ayetinin sarih olarak geçmemesinin sebebi nedir?
- Veya geçmemesi bir noksanlık mıdır?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

- Risale-i Nur’da binden fazla ayet sarih olarak zikredilmiştir.

- Üstad Bediüzzaman “Risale-i Nur, Kur’an’ın çok kuvvetli hakiki bir tefsiridir” der. Bunu da şu ifadeleriyle açıklar:

"Tefsir iki kısımdır: Birisi, malum tefsirlerdir ki Kur’an’ın ibaresini, kelime ve cümlelerinin manalarını beyan, izah ve ispat ederler. İkinci kısım tefsir ise Kur’an’ın imanî hakikatlerini kuvvetli hüccetlerle beyan, ispat ve izah ederler. Bu kısmın pek çok ehemmiyeti var. Zahir malum tefsirler, bu kısmı bazen mücmel (çok kısa) bir tarzda derc ediyorlar. Fakat Risale-i Nur, doğrudan doğruya bu ikinci kısmı esas tutmuş, emsalsiz bir tarzda muannit feylesofları susturan bir manevî tefsirdir.” (Şualar, s. 434)

- Risale-i Nur tefsirinin üslup özelliği şu noktalardan kaynaklanmaktadır.

a) Risale-i Nur, Arapça bilmeyen bir memlekette / Türkiye’de Allah’ın bir lütfu olarak ortaya çıkmıştır. Yüzde doksanın üzerinde Arapça bilmeyen Risale-i Nur talebeleri bugün dahi ders yaparken var olan ayetlerin mealini vermemektedir. Demek ki ayetlerin asıl metinlerini yazmakta çok fazla bir fayda olmadığı için yazılmamıştır.

b) Risale-i Nur tefsiri Arapça bilmeyen bir çevrede yazıldığı gibi, iman esaslarının inkâra başladığı bir zaman diliminde yazılmıştır. Osmanlı devrinde İşaratu’l-İ’caz tefsiri -bir allame olan ve ilim çevresine hitap eden bir Üstad tarafından- klasik tefsirler gibi ayetlerin metni verilerek yazılmışken, diğer Risale-i Nur risaleleri Türkiye Cumhuriyeti döneminde -insanları en kısa yoldan bildikleri dilden- bir mürşit, bir müceddid olan Bediüzzaman tarafından yazılmıştır.

Demek ki tecdid görevini omuzlayan Üstad, Kur’an ayetlerinin Arapça belagatı bakımından ince nüktelerini ders vermek yerine, onların çalınmakta olan imanlarını kurtarmak adına aceleden bir itfaiye görevini üstlenmiştir.

c) Üstad'ın zikrettiği bir ayet, bir misal olarak yazılmıştır. Geriye kalan aynı konuyla ilgili ayetlerin sayısı çok fazla olduğu için, hepsini yazmak yukarıda adı geçen sebep ve benzeri nedenlerden dolayı uygun görülmemiştir. Bizzat Risale-i Nur'da geçtiği üzere bazen aynı konuda yüzer ayet söz konusudur. Mesela, bir yerde şu ifadelere yer verilmiştir:

"(Yasin, Kur’an-ı Hakime yemin olsun ki sen peygamberlerdensin.) âyetinin mealindeki yüzer âyâtın en mühim hakikatları olan risalet-i Ahmediyeyi (asm) "On Dört Reşha" namıyla on dört kat'î ve parlak ve muhkem bürhanlarla tefsir ve isbat ediyor.”(bk. Sözler, Fihrist, s. 783)

"(Eğer yerde ve göklerde Allah’tan başka ilahlar olsaydı şimdi her ikisi de çoktan bozulmuş olurdu.) âyetinin mealindeki yüzer âyâtın vahdaniyete dair en mühim hakikatını öyle bir surette isbat eder ki; şirk ve küfür yolunu muhal ve mümteni' gösterir.”(bk. Sözler, s. 790; Mektubat, 495)

- Risale-i Nur bir açıdan, bir konulu tefsirdir. Tefsirin yazılışının asıl maksadı ayetlerin metinlerini tahlil değil, mesajlarını aktarmaktır. Bu mesajların muhatapların ulaştırılmasının en kestirme yolu, özellikle Risalelerin ilk muhatabı olanlar açısından Türkçe lisanıyla vermektir.

Küfür ateşinin alevlerinin göklere yükseldiği ve müminlerin iman bacalarını her taraftan sardığı bir devirde, bu ateşin en kestirme yoldan söndürülmesi gerekir. Bu da Arapça metin tahlilleri yerine ayetlerin mesajlarını doğrudan aktarmak, en çarpıcı ifadelerle muhataplara ilan etmekle olur. Üstad da bunu yapmıştır...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Kategori:
Okunma sayısı : 1.000+
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun