Rahman ve Mearic sûrelerinde "Allah iki doğunun ve iki batının Rabbidir." diye bir âyet var. İki doğu ve iki batıdan kasıt nedir?

Tarih: 18.08.2006 - 14:28 | Güncelleme:

Soru Detayı
Mearic Suresinde de "Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki" denilmektedir. Allah, kendinden bahsederken neden farklı birinden bahseder gibi "rabbine" demiştir?
Cevap

Değerli kardeşimiz,

"O hem iki doğunun, hem iki batının Rabbidir. O halde Rabbinizin nimetlerinden hangi birini inkâr edebilirsiniz?" (Rahman, 55/17-18)

Âyet şunları düşündürür:

- Güneş, Allah'ın emriyle doğar ve batar; bu doğup batma, her gün farklı açılarla gerçekleşir.

- Dünyanın da güneşin de Rabbi O'dur. Bunların ayrı ayrı sahipleri olsaydı, bu uyum olmazdı.

- Doğu, batı ve ikisi arası her şeyi yaratan Allah'tır. Kâinatın hikmetli nizamının sahibi O'dur.

Hem iki doğunun Rabbi, hem iki batının Rabbidir. O yaratıcı Rahmân, yani yalnız insan ve cinnin başlangıçtan yaratıcısı olmakla kalmayıp, bütün varlık yönlerinin hatta varlık ve yokluk nimetlerinin hepsinin sahibi ve bütün tekamül (gelişme) mertebelerinin Rabbidir.

“O hem iki doğunun, hem iki batının Rabbidir.” (Rahman, 55/17)

mealindeki âyette yer alan "iki doğu -iki batı" ifadesi, birden çok gerçeğe işaret etmektedir: 

a. Bu âyetten önce geçen "Güneş ve ay bir hesap iledir" âyetinden anlaşılacağı gibi, güneş ve ayın doğu ve batıları demektir. [krş. Hâzin (Mecmau’t-tefasir), VI/139; Alûsî, 26/105]

b. Yaz ve kış mevsimlerinde günlerin uzayıp kısalmalarına göre doğular ve batılar demektir. (Zemahşerî, IV/445, el-Beydâvî,VI/139) Buna göre, âyette mevsimlerin her iki tarafı zikredilmiş ve bu iki uç kısımlar arasındaki her günkü doğu ve batı mefhumu insanların aklına havale edilmiştir.

"Doğuların ve batıların Rabbine yemin olsun" (Meâric, 70/40)

âyetinde ise, doğu ve batı kelimeleri çoğul kullanılarak her günkü durumlarına işaret edilmiştir.

c. Yerin küre şeklinde yuvarlak olması sebebiyle, her yarım küre parçasına göre bir doğu, bir de batıya işaret edilmiştir. Buna göre, âyet dünyanın yuvarlak olduğuna da  delâlet etmektedir. Bunda doğu kabul edilen bir nokta aynı zamanda batı,  batı kabul edilen bir nokta ise aynı zamanda doğu kabul edilir. (İbn Aşûr, 26/247;  Hamdi Yazır, 7/370-371)

d. Şafağın doğuşu ile güneşin doğuşu, güneşin batışı ile şafağın batışı. Bu görüş ibn Abbas'a izâfe delmiştir. (Alusî, 26/105)

Bunu şöyle açıklamak mümkündür:  Yerküreden çok büyük olan güneşin  ışınları, yerkürenin kendisine dönük olan yüzüne isabet ettiğinde o taraf gündüz olur. Güneş ışınları, aynı zamanda yer kürenin iki yanından geçer gider. Bundan dolayı kürenin iki yanı, ışınların oraya tam isabet etmemesinden dolayı yarı aydınlık hâlde kalır. Yerkürenin güneş ışınlarına dönük olmayan kısmının ortaları ise tam karanlıktır. Neticede, yuvarlağımsı biçimde olan yerkürede tam aydınlık ve az aydınlık; tam karanlık ve az karanlık şeklinde bölümler ortaya çıkar. Böylece iki aydınlık ve iki karanlık meydana gelir ki, iki doğu ile iki batı manası da anlaşılmış olur. (bk. Niyazi Beki, Rahman suresi, ilgili âyetin tefsiri)

e. Güneşin ve diğer gök cisimlerinin doğuş ve batış yerleri.

f. Güneş gibi maddî, akıl gibi manevî ışık kaynaklarının doğuş ve batış noktaları veya ışıyıp sönmeleri. Elmalılı burada asıl amacın, Allah Teâlâ'nın gerek yiyecek gibi var edilerek, gerekse hastalık gibi yok edilerek oluşan bütün nimetlerin sahibi ve yöneticisi olduğuna dikkat çekmek olduğunu belirtir.

Bunlardan hangisi olursa olsun, asıl kasdedilen mana, Allah'ın var olan ve olmayan bütün nimetlerin sahibi ve yöneticisi olduğunu beyan etmektir. Görülüyor ki bu âyetler, hem nimeti hem kudreti hatırlatmaktadır. Nimeti hatırlatmak, şükrü gerektirir, kudreti hatırlatmak da, nankörlüğe karşı kınamayı takviye eder. (Yorumlar için bk. Râzî, XXIX/99; İbn Âşûr, XXVII/247; Elmalılı. VII/4670-4671; Kur’an Yolu:V/145)

"Hayır, Allah'ın nizamı onların sandığı gibi değildir! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki, Biz onların yerine kendilerinden daha hayırlı insanlar getirmeye kadiriz. Bizim elimizden kurtulan, gücümüzün yetmediği hiçbir şey yoktur." (Mearic, 70/40-41)

Allah’ın Zat-ı Akdesini bilmek mümkün değildir. Kur’an’da, onun sıfatları takdim edilerek kendisini tanımamız istenmiştir. Demek ki, Cenab-ı Hakkı ancak onun isim ve sıfatlarıyla tanıyabiliriz. Onun içindir ki, Kur’an’ın sureleri “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” manasına gelen Besmeleyle taçlandırılmıştır.

Allah’ın kâinat çapında yansımaları görülen en açık vasfı rububiyet (Rab olma, kâinatı tekvinî vahiyle, insanlık camiasını ise teşriî vahiy ile terbiye edip idare etme) vasfıdır. Kur’an’ın ilk suresi Fatiha’nın başında “Rabbu'l-âlemîn/Âlemlerin Rabbi”,  son suresinin başında “Rabbi’n-nas/insanların Rabbi” vasfının kullanılması, tevhid-i rububiyetin idrak edilmesinin ne kadar önemli olduğunun göstergesidir.

İnsanlık camiası için geçerli olan teşriî vahyin muhatabı Hz. Peygamber (a.s.m) olduğu için, Kur’an’da sık sık “Rabbin” ifadesine yer verilmiştir. Nitekim, ilk inen Alak suresinin ilk âyeti “Yaratan Rabbinin adıyla oku” mealindeki ifadeyle başlamıştır.

İşte Maaric Suresinde yer alan “Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki...” mealindeki âyetin ifadesinde de, inkârcıların kör gözlerine sokulacak Rab olma/rububiyet gerçeği vurgulanmaktadır. Güneşin doğuşu ve batışı, gösterdiği harika bir nizam ve intizam penceresinden, bu nizamı kuran Allah’ın -ilim ve hikmetle bezenmiş- sonsuz kudretini göstermektedir. Bu ifadeyle Kur’an âdeta şöyle diyor:

“Dünyayı, ayı, güneşi, yıldızları bir sapan taşı gibi evirip çeviren, koca güneşi bir gizleyen bir ortaya çıkaran Allah’ın, ölümle batan insanları yeniden güneş gibi, -hayat ışığıyla- ortaya çıkarması, dünyayı kaldırıp yerine ahireti koyması O’nun sonsuz kudretine ağır gelebilir mi?  Ve imtihana tabi tutulan cinler ve insanlar, hesap vermeden sonsuz ilimle yoğrulmuş bu sonsuz kudretten kaçıp kurtula bilirler mi?”

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun