"Güneş secde etmeye gider ve bir gün battığı yerden doğar." hadisini açıklar mısınız?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Önce Kur’an’dan bir tespit yapalım:

1) “O, iki doğunun ve iki batının Rabbidir.”(Rahman, 55/17) mealindeki ayette yer alan "iki doğu-iki batı" ifadesi, birden çok gerçeğe işaret etmektedir:

“Yaz ve kış mevsimlerinde günlerin uzayıp kısalmalarına göre doğular ve batılar.” demektir. (Zemahşerî, IV/445; Beydavî, VI/139)

Buna göre, ayette mevsimlerin her iki tarafı zikredilmiş ve bu iki uç kısımlar arasındaki her günkü doğu ve batı mefhumu insanların aklına havale edilmiştir.

2) "Doğuların ve batıların Rabbine yemin olsun!" (Maarıc,70/40) mealindeki ayette ise doğu ve batı kelimeleri “doğular-batılar” şeklinde çoğul olarak kullanılmıştır.  Bu ise, güneşin birden çok doğusu ve batısının olduğunu göstermektedir.

Yer’in küre şeklinde yuvarlak olması sebebiyle her yarım küre parçasına göre bir doğu, bir de batı sözkonusudur. Burada doğu kabul edilen bir nokta aynı zamanda batı, batı kabul edilen bir nokta ise aynı zamanda doğu kabul edilir. (İbn Aşur, XXVI/247; Yazır, VII/370-371)

3) Kur’an beliğ bir kitaptır. Belağat mukteza-yı hale mutabakattır. Öyleyse, Kur’an’ın öncelikle kendi muhatabı olan o asrın insanlarına göre konuşması belağatın gereğidir. Sadece o asır değil, yaklaşık on dört asır boyunca insanlar güneşin doğup batması gözle görüldüğü gibi bir doğu bir batı şeklinde cereyan ediyordu. Şimdi ise birden çok doğu-batının olduğunu biliyoruz. Yukarıda mealleri verilen iki ayette bu iki hakikate de işaret edilmiştir.

-İşte bu prensip gereğince, Hz. Peygamber (sav)'in kullandığı ifadelerde de hem ilk insanlar ve her asırdaki halk kesimi olan insanlar hem de son asırlardaki insanların ve bilim adamlarının anlayacağı bir üslup hâkimdir. 

Öyleyse, Hz. Peygamberin “Güneş batarken arşın altında secde eder.” ifadesini, halk kesimi, sabah-akşamdaki güneşin doğup batmasını anlar. Bilim adamları ise, bir çok doğu ve batının olduğunu, güneşin her batış noktasında arşın altında secde edip yeniden doğmak için izin istediğini anlar.

Bununla beraber, bu gün dünyanın neresinde olursa olsun, -kutuplar ve oralara yakın olan bölgeler hariç- her bölge insanı kendi bölgesindeki güneşin hareketine göre doğu ve batı kavramlarını algılar. Ve bu algılama doğrudur. Gözle görünen budur.

İlgili hadis meali şöyledir:

“Güneş battığı bir sırada mescide girdim. Rasülullah (sav) oturuyordu. Bana:

'Ey Ebu Zer, şu güneş nereye gidiyor, biliyor musun?' dedi. Ben,

‘Allah ve Rasülü bilir’. dedim. Şöyle buyurdu:

‘Secde yapmak için müsaade almaya gidiyor ve kendisine müsaade ediliyor. Sanki bir gün ona ‘Buradan Doğ!’ denilecek, o da battığı yerden doğacaktır." Rasülullah (asm) daha sonra

‘Güneş, kendisine tayin edilmiş bir yere doğru akıp gider.’(Yasin, 36:38) ayetini okudu.”(Tirmizi, Fiten, 22.)

Açıklama:

1. Bu  hadis, ta bidayetlerden beri, insanları meşgul etmiş bulunan bir hususta açıklama yapmaktadır. “Güneş akşamları nereye gitmektedir?”

Günümüzün insanı için bu soru ilgi çekici olmaktan çıkmıştır. Burada soruyu Ebu Zerr (ra)'e Hz. Peygamber (sav) sormakta ve cevap cermektedir. Bazı rivayetlerde ise Ebu Zerr sormakta, cevabı Resulullah (asv) vermektedir.

2. Resulullah (asv)'ın cevabı ile alakalı ulemanın muhtelif yorumları vardır. Hadisi şöyle anlamamız mümkün: Kur'an-ı Kerim, bütün mevcudatın ibadet yaptığını belirtirken (İsra, 17/44) güneşi secde edenler arasında be-tahsis zikreder (Hac, 22/18) Bazı alimler, mahlukatın ibadeti nasıldır, sorusuna: "Fıtri amelleridir, yani hangi iş ve vazife için yaratılmışsa o şeyi yaptı mı ibadet etmiş olur.” demişlerdir. Şu halde, güneş her an ışık neşretme vazifesini yerine getirmekle ibadetini yapmakta, secdede bulunmaktadır. Bize nisbetle batması, ışık neşri vazifesini bizden kesmesi demektir. Ama dünyanın başka kıtalarında aynı vazifeyi yapmaya (secde etmeye) gidiyor demektir.

Arşın altına gitmesi de şöyle anlaşılabilir: Arş bütün semavatı kuşattığına göre, zaten onun altında çıkması diye bir şey söz konusu olamaz. Gündüzleyin, kendimize nisbetle tepemizde, ufukta gördüğümüz güneş, gece görünmez olunca, bizden nisbi bir uzaklığı ve gaybubeti mevzubahistir. Bu halde kozmoğrafya bilgisi olmayan insanlara, onları tatmin edebilecek en doğru cevep bu olsa gerekir.

3. Battığı yerden doğması da kıyamet alemeti olan güneşin batıdan doğmasına işarettir. Güneşin batıdan doğması olayını kimileri, mecazi anlamda yorumlamakta ve İslam’ın bu yolla gelmesini düşünmektedir. Ancak bu fikir yanlış olmamakla beraber hakiki anlamını yok saymayı uygun görmüyoruz. Çünkü bir hadisin birden fazla anlamı olabilir.

Güneş batıdan doğduğu zaman herkse iman edecek. Ama artık irade ve ihtiyarın bir anlamı kalmadığı için, tövbe kapısı da kapanmış olacaktır. O zaman, daha önce iman etmemiş olan kimselerin, o gün iman etmesi veya ibadete yönelmesi, yapacağı hayır ve hasenatlar kabul edilmeyecek ve hiçbir değer taşımayacaktır. (Müslim, İman, 248; İbnu Mace, Fiten, 32.) Çünkü artık vakit geçmiş olacaktır.

Güneşin battığı yerden doğmasıyla ibadet ve imtihan bitecek, irade elden gidecektir. O zamana kadar açık olacak olan tövbe kapısı (İbnu Mace, Fiten, 32.) kapanacak ve artık tövbe etmenin de bir yararı olmayacaktır. Bu konuya işaretle Bediüzzaman, güneş batıdan doğduğu zaman insanda irade ve ihtiyarın kalmayacağını belirterek şöyle diyor:

“İhtiyar kalmazsa teklif olamaz. Ve bu sır ve hikmet içindir ki, mucizeler seyrek ve nâdir verilir. Hem dâr-ı teklifte gözle görünecek olan alâmet-i kıyamet ve eşrât-ı saat: kıyametin şartları, bir kısım Kur'an’daki müteşabih hususlar gibi kapalı ve tevilli oluyor. Yalnız, güneşin batıdan doğması, açıkça herkesi tasdike mecbur ettiğinden, tevbe kapısı kapanır, daha tevbe ve iman makbul olmaz. Çünkü, Ebu Bekir'ler Ebu Cehil'ler ile tasdikte beraber olurlar.”(Şuâlar, s.884).

Hadislerde “Güneşin Batıda Doğması”, gerçek anlamda ele alınmış ve Ebu Zer (r.a) tarafından rivayet edilen ve yukarıda zikredilen hadiste de zikredilmiştir. 

Yine yorumlarına başvurduğumuz Bediüzzaman, güneşin batıdan doğmasını, açık manasıyla yani söylendiği batıdan doğacağı şeklinde ele alarak, tevile ihtiyacı bulunmadığını söylüyor ve “yalnız bu kadar var ki” diyerek, şunları ilave ediyor:

“Allah u alem, bu güneşin batıdan doğmasının görünen sebebi; Küre-i arz kafasının aklı hükmünde olan Kur’an, onun başından çıkmasıyla zemin divane/deli olup – Allah’ın izniyle başını başka bir gezegene çarpmasıyla hareketinden geri dönüp – doğudan batıya doğru olan seyahatini Allah’ın izni ve iradesiyle (dilemesiyle) batıdan doğuya doğru değiştirmekle, güneş batıdan doğmaya başlar. Evet, arzı/dünyayı güneş ile, ferşi/yeryüzünü arşa kuvvetle bağlayan Allah’ın sağlam ipi olan Kur'an’ın çekim kuvveti kopsa; yerkürenin ipi çözülür, başıboş serseri olup aksiyle ve düzensiz hareketinden dolayı güneş batıdan çıkar. Hem çarpışma neticesinde emr-i ilahi ile kıyamet kopar...”(Şualar, s.496-497)

"Güneşin batıdan doğması ile kıyametin kopması arasında az bir zaman olacaktır."

Hadis-i şerifte bu hususa da temas edilerek, iki kişinin alışveriş yapmak üzere kumaşlarını ortaya dökeceği, ancak alışverişi bitirip kumaşlarını toplayamayacağı, bir başka adamın devesinin sütünü sağıp ama içemeyeceği, keza bir başkasının hayvanlarını sulamak için su yalağını hazırlayacağı fakat hayvanlarını sulayamayacağı, bir başkasının da ağzına doğru lokmayı götüreceği ancak yiyemeden kıyametin kopacağı bildirilmektedir.(Buhari, Fiten, 25; Müsned, II, 313.) Ancak bütün bunların olup bitmesinin birkaç saat içinde olacağı düşünülmemelidir. Bu da diğer bazı hususlar gibi mecazidir ve zamanın kısalığını anlatmak içindir.

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun