Psişik kimseler geleceği görebildiklerini iddia edebiliyor?

Soru Detayı

Gaybın anahtarı yalnızca Allah'ın iken nasıl oluyor da psişik kimseler geleceği görebildiklerini iddia edebiliyor?
Bu psişik olduklarını iddia eden kimseler akıl okuyabildiklerini, zihin kontrolü yapabildiklerini, telekinezi, havada durma, gaybı önceden görme ve daha birçok olağanüstü özelliğe sahip olduklarını iddia ediyor. Bu nasıl mümkün olur?

Cevap

Değerli kardeşimiz,

Hz. Aişe validemiz şu bilgileri aktarır:

“Birtakım insanlar Resulullah’a (asm) kâhinleri sordular, Allah Resûlü, ‘Onları dikkate almaya değmez!’ buyurdu. Bunun üzerine, ‘Ey Allah’ın Resûlü! Ama onların anlattıkları şeyler bazen doğru çıkıyor’ dediler.

Hz. Peygamber şu cevabı verdi:

‘Bu sözler cinlerindir. Cin onu kapar ve kahin dostunun kulağına tavuğun gagalaması gibi defalarca fısıldar. Kahin ona yüz yalan karıştırır ve halka sunar.’ ” (Müslim, Selam 123)

Burada Efendimiz (asm), kâhinlerin yalancılığına vurgu yapmakla birlikte, onların cinler vasıtasıyla birtakım doğru bilgilere ulaşabildiklerini ve bazen de doğru şeyler söyleyebileceklerini ifade etmektedir.

Bu konuyla ilgili olarak İbn Abbas (r.a) şöyle demiştir:

"Melekler buluttan inerler, işlerini kendi aralarında görüşürler. Bu arada şeytanlar kulak hırsızlığı yaparlar. İşittiklerini kahinlere gizlice ulaştırırlar. Bu haberlerle beraber kendileri de yüzlerce yalan uydururlar." (Ahmed b. Hanbel, 1/274)

Şeytan ve cinlerin bilgi sızdırma olayından Kuran-ı Kerimde de mealen şöyle söz edilmektedir:

“Şüphesiz ki biz, en yakın göğü, dünya semasını, bir ziynetle, yıldızlarla süsledik. Ve onu her âsi şeytandan muhafaza ederek koruduk. O şeytanlar, artık mele-i a‘lâyı - semadaki melekleri - dinleyemezler ve her taraftan kovularak alevli yıldızlarla taşlanırlar ve onlar için devamlı bir azap vardır. Ancak bir söz kapan olursa, onu da delici, alevli bir yıldız takip eder.” (Saffat 6-10)

“And olsun ki, dünya semasını kandillerle süsledik ve onları kulak hırsızlığı yapan şeytanlar için atılacak taşlar yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık!” (Mülk 5)

İslam öncesi tarihinden ve bu ayetlerden edindiğimiz bilgilerle anlıyoruz ki şeytan ve cinlerin semadan bilgi sızdırma işi Resulullah’ın peygamber olarak gönderilmesinden sonra bitmiştir. Kâhin olduğunu iddia edenlerin geleceğe dair verdikleri malumatın gerçeklerden uzak olduğuna dikkat çekmek gerekir.

Gaybı bilmek

Gaybın lugat manası, gizli olan, bilinmeyen demektir.

Allah da bizden kayıtsız şartsız gayba iman istemektedir (bk. Bakara 3), şöyle ki;

“Bir yaratıcının olmak zorunda olduğunu hiç bir âkil insan inkâr edemez. Kuran’ın da insan tarafından yazılmış olması mümkün değildir.

Gene Kuran, tek, ilk, eşsiz ve Esma-ül Hüsna sahibi Allah tarafından Resulü Hz. Muhammed (asm)’a gönderildiğini ifade etmekte ve emirlerinin kıyamete kadar geçerli olduğunu belirterek bizden Allah’a, Peygamberlere, Kitaplara, Meleklere, Ahirete ve Kadere kayıtsız şartsız ayetlerinde ifade ettiği ve son Peygamber Muhammed (asm)’ın öğrettiği şekilde iman etmemizi istemektedir.

Akabinde de emrettiği bütün ibadet ve kulluk vazifelerini tartışmasız yerine getirmemizi istiyor.”

İşte bunların tamamı gayb bilgisidir. Allah bildirmemiş olsa biz bunları nereden bilecektik?

Evvela bu şekilde iman etmeliyiz ki sonra sualinizin cevabına geçebilelim. İmanımızda bir eksiklik ve/veya yanlışlık varsa sonrasını anlamakta oldukça zorlanırız. Çünkü imanı ve teslimi tam olmayan insan için Allah şöyle buyurmakta:

“Hem içlerinden seni - samimiyetsiz olarak - dinleyenler vardır. Fakat kendileri anlamak istemediklerinden, bir ceza olarak biz de onu anlarlar diye kalplerinin üzerine perdeler, kulaklarına da bir ağırlık koyduk. Onlar zaten inanmıyorlardı, artık bu halleriyle bütün ayetleri de görseler, yine ona inanmazlar! Hatta sana geldikleri zaman o inkâr edenler, seninle mücadeleye kalkışarak: ‘Bu Kuran, evvelkilerin masallarından başka bir şey değildir!’ derler.” (Enam 25)

Yani az önce de izah etmeye gayret ettiğimiz gibi önce aklen “gayba iman” sonra “hidayet”.

Bu arada günümüzde Kuran’a “bunlar eskidi, eskilerin masalları, artık hükümleri geçerli değil” tarzında yaklaşanların kulakları çınlasın. “Eskilerin masalları - Esatir-ül evvelîn” söylemi 21. yüzyıla ait değil, en az 1400 sene evvelinden gelmektedir. (Enam 25, Nahl 24, Ahkaf 17, Furkan 5, Neml 68, Müminun 83, Enfal 31, Mutaffifin 13, Kalem 15)

Evet.

Kuran’da emredildiği şekilde gayba iman ettikten sonra, kalan dünyalık işlerin değerlendirmesine gelince, Kuran buyuruyor ki:

“Şüphesiz Allah ki, kıyamet hakkındaki bilgi ancak O’nun katındadır. Ve yağmuru O indirir. Rahimlerde olanı da O bilir. Ve hiç kimse yarın amel cihetiyle ne kazanacağını bilemez. Hem hiç kimse hangi yerde öleceğini bilemez. Şüphesiz ki Allah, Alîm – her şeyi bilendir, Habîr - herşeyden haberdâr olandır.” (Lokman 34)

Mugayyebât-ı Hamse - beş gaybi bilinmeyen - olarak geçen bu ayetin kısa bir tefsiri şöyle yapılabilir.

Kıyamet; zamanı sadece Allah tarafından bilinmektedir.

Yağmuru O indirir; gayb perdesi arkasından, alem-i şehadete intikal etmiş, Allah’ın koyduğu kanunlar gereği, gene Allah’ın insanlar için var ettiği fen ilmiyle, birkaç günlük hava durumu tahminleri ancak yapılabilmekte, hatta zaman zaman büyük hatalar da yapılabilmektedir. Ancak gayb perdesinden henüz çıkmamış, mesela 6 ay sonraki hava durumunu bilmek mümkün değildir. Onu ancak Allah bilir.

Yılların getirdiği istatistikler, belki mevsimsel tahminler oluşturabilir, ama bunun önüne geçemez. Yağmuru yağdıran da Allah’tan başkası değildir. Yağmur bombaları veya benzer denemelerin getirdikleri felaketler ortadadır.

Rahimlerde olan; evet, gene fen ilmince çocuk tek mi, ikiz mi, üçüz mü gibi maddi ve bedene ait konular gerçekleştikçe çocuk doğmadan bilinebiliyor ama çocuğun oluşan tabiatı, huyu hakkında kimsenin malumatı ve müdahalesi olamıyor.

Amel cihetinde kazanç; niyetlerimiz planlarımız hep var ve elbette olmalı ama maddi olsun manevi olsun hayat karşımıza devamlı olarak önceden hesaplamamız pek mümkün olmayan sürpriz imtihanlar çıkarmakta.

Ölüm; kıyamet gibi nerede ve nasıl olacağı bilinemeyen belki de en büyük Hak.

Bozuk saatin bile günde iki defa doğruyu gösterdiğini düşünürsek, kahin, falcı gibilerin nasıl bir aldanma ve aldatma içinde olduklarını anlarız.

İstikbali gördüğünü, bildiğini iddia etmek başka şeydir, doğruyu bilmek başka şeydir.

Dolayısıyla gaybı bildiğini iddia edenler, net bir şekilde bilerek veya bilmeyerek yalan söylemektedirler.

Çeşitli şekillerde fal bakıp, muhtelif hilelere başvuran şarlatanlar, bilerek veya bilmeyerek şeytani cinlerin oyuncağı olmuş ve onlardan öğrendiklerini gafil muhatabına satmaktadırlar.

Cinlerin bilgisi

İnsanlardan daha uzun yaşayan ve çok çabuk yer değiştiren cinlerin dünyadaki bilgi kaynakları bizden çoktur. İsminizi, sevdiğinizi, biriyle konuştuğunuz sırrınızı, geçmişte olmuş gizli bir olayı onlar bilebilirler...

Şeytani cinler kendi aralarında tabiri caizse paslaşıp, falcının, kahinin kalbine bunu bildirebilirler.

Karşısındaki muhatap gafil kişi de “Vay be! Bu falcı da her şeyi biliyor!” diyebilir.

Mesela bir aile büyüğünün sürpriz amaçlı Erzurum’dan İstanbul’a uçakla geleceğini aldığı uçak biletinden bilip, falcıya haber verebilirler. Falcı da bunu fala meraklı aile fertlerinden birine söyler ve iki gün sonra da aile büyüğü habersiz gelince, o fala meraklı kişi falcının, yani aslında şeytanların tuzağına düşer ve o falcının geleceği bildiğini zanneder.

İnanmayarak dahi olsa falcıya, kahine, vs... müracaat eden kişi, Allah’ın ve Peygamberinin emirlerine net bir şekilde karşı geldiği ve büyük günah işlediği için Allah’ın koruması ve himayesinden çıkmış, adeta hiç de farkında olmadan şeytanların maskarası olmuştur.

Dolayısıyla, kahve falından astroloji falına, tarottan kurşun dökme seanslarına kadar bütün fallar ve türevleri İslam’da net olarak yasaklanmış, çoğu şirk veya gizli şirk sayılmıştır.

Dikkat edin! Üniversitelerde “astronomi” yani gök bilimi bölümü ve profesörleri vardır, “astroloji” diye bir bölüm dahi yoktur. Yani astroloji kesinlikle bilim değildir! Sakın aldanmayalım!

Akıl okuma, telekinezi, havada durma gibi konular ise gayb değildir.

Bu konular hakkında ilmi araştırmalar devam etmekte olup, bazı gelişmeler de kaydedilmiştir. Tıpkı fizik, kimya, matematik, biyoloji, tıp, astronomi, genetik, vb… bilimlerdeki gelişmeler gibi düşünebiliriz.

Konu hakkındaki çalışmaları ve varılan noktaları konunun uzmanlarına bırakmak daha doğru olacaktır. www.sorularlaislamiyet.com sitemizde de bazı uzman kişilerin bu konulardaki açıklamalarını ve makalelerini ayrıca bulabilirsiniz.

Ancak biz deriz ki, bir kişinin aklını okumamız, o kişinin dünya hayatı ile alakalıdır; karşımızdakinin o an ne düşündüğüne vakıf olma ilmidir, gayb değildir!

Havada durma, Allah’ın koyduğu yerçekimi kanununun ters işlemesinden bir şekilde ilmen istifade ederek yerden havalanmadır, tıpkı yerçekimsiz hazırlanan odalar gibi, gayb ile alakası yoktur!

Bu ve benzeri tarzda kimisi kısmen doğru kimisi rivayet kimisi de şimdilik fantezi olarak niteleyebileceğimiz ve mistik sayılabilecek konuları işin uzmanlarına bırakmalıyız ki onlar işlerini yapsınlar. Araştırsınlar bulsunlar, doğruysa biz de zamanı gelince istifade edelim.

Aynen 100 sene evvelki bir insana nazaran, uçaktan, cep telefonundan, uydulardan, internetten istifade ettiğimiz gibi.

Bir menkıbe ile son verelim:

Hak dostuna sormuşlar: “Efendim falanca zat yerden havalanıyormuş!”

Hak dostu: “Sinek te uçuyor” demiş.

“Efendim, falanca zat suda yürüyormuş!”

Hak dostu: “Kurbağa da yürüyor” demiş ve eklemiş:

“Siz bana o kişinin takvasından haber verin, gerisi boş!”

İlave bilgi için tıklayınız:

Kur'an-ı Kerim'de psişik yeteneklerden bahsedilmekte midir ...

Selam ve dua ile...
Sorularla İslamiyet

Yazar:
Sorularla İslamiyet
346 kez okundu
Yorum yapmak için giriş yapın veya kayıt olun